Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, "Tüketim ağırlıklı değil daha çok üretim, ihracat, yatırım ağırlıklı bir büyüme kompozisyonuyla yolumuza devam ediyoruz. Enflasyonla mücadele ederken bir taraftan da büyümeyi ve istihdamı sürdürme çabası içindeyiz" dedi.


 

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, NTV canlı yayınında soruları yanıtladı, gündemi değerlendirdi.

 

Cari açık ve bütçe açığında önemli düşüşler sağlandığını, bu sayede ekonomik zeminin güçlü hale getirildiğini ve risklerin düşürüldüğünü ifade eden Yılmaz, 2023'te cari açığın milli gelirin yüzde 4'ü civarında olduğunu, 2024'te son gelen rakamların, yüzde 2,5'in altında bir cari açığı işaret ettiğini söyledi.

 

Yılmaz, bütçe açığı konusunda da benzer bir durum olduğunu belirterek, "Biz Orta Vadeli Program'da yüzde 6,4 demiştik 2023 yılı için. Yıl sonunda onun da ötesinde 5,2 ile yılı kapatmış olduk. Bu 5,2'den deprem harcamalarını düştüğünüz zaman 1,6 civarında bir bütçe açığıyla kapattık. Bu da yine çok önemli bir performans. Bu yıl için de yine 6,4 öngörüyoruz. Yine depremin tabii yükü devam ediyor. Ancak son dönemde biliyorsunuz çeşitli tedbirlerimiz de söz konusu. Bu yıl da Orta Vadeli Program'da öngörülenin altında bir bütçe açığıyla bu yılı da kapatacağız." ifadelerini kullandı.

 

Enflasyonla mücadeleyi geçiş dönemi, dezenflasyon dönemi ve fiyat istikrarı dönemi olmak üzere üç ana döneme ayırdıklarını, geçiş döneminde çeşitli riskleri azaltan, makro istikrarı ve zemini güçlendiren adımlar attıklarını vurgulayan Yılmaz, mayıs ayında zirveye ulaşacak enflasyonun haziran ayı ile birlikte düşüş sürecinin başlayacağını ve bu düşüşün Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarında devam edeceğini belirtti.

 

Yılmaz, enflasyonda 2025'te yüzde 20'nin altında, 2026'da ise yüzde 10'un altında rakamlara ulaşılmasının hedeflendiğini dile getirerek, bütçe dengesi, dış denge ve büyümenin kompozisyonu açısından enflasyonla mücadele için sağlıklı bir zemin oluşturduklarını ve yaz dönemindeki dezenflasyonist sürecin halkın algısında da değişime yol açmasını beklediklerini kaydetti.

 

"SAĞLIKLI, SÜRDÜRÜLEBİLİR BÜYÜMENİN EN TEMEL KOŞULLARINDAN BİRİ FİYAT İSTİKRARIDIR"

 

"Tüketim ağırlıklı değil, daha çok üretim, ihracat, yatırım ağırlıklı bir büyüme kompozisyonuyla yolumuza devam ediyoruz. Enflasyonla mücadele ederken bir taraftan da büyümeyi ve istihdamı sürdürme çabası içindeyiz. Bu kolay bir iş değil ama asıl maharet bunu başarmakta," diyen Yılmaz, Türkiye'nin üç yıllık bir perspektifte adım adım enflasyonu düşüreceğini ve daha sürdürülebilir bir istikrar içinde büyüme ve istihdam artışı sağlayacağını ifade etti.

 

Büyümenin kompozisyonunda daha sağlıklı bir yapıyı öngördüklerini anlatan Yılmaz, "Büyümemizin kalitesini iyileştirdiğimiz, sürdürülebilir büyümeyi desteklediğimiz bir süreç. Kısa vadede enflasyonla büyüme arasında çelişkiler görebilirsiniz ama şunu da unutmayalım sağlıklı, sürdürülebilir büyümenin en temel koşullarından biri fiyat istikrarıdır. Fiyat istikrarını sağladığınız zaman öngörülebilirliği artırmış olursunuz, güveni geliştirmiş olursunuz. Bu da büyümenize güven, beklenti kanalıyla destek sağlamış olur. Biz orta vadede bu iki hedef arasında bir çelişki görmüyoruz." diye konuştu.

 

Yılmaz, 2023 Mayıs ayı itibarıyla Türkiye'nin Kredi Risk Primi'nin (CDS) 703 puan olduğunu ve 5 Haziran itibarıyla 264 puana gerilediğini hatırlatarak, bu gelişmenin Türkiye'nin çok daha güven veren bir finansal ortama sahip olduğu anlamına geldiğini, dövize erişim ve dövizin maliyetinin düşmüş olduğunu belirtti.

 

Hem döviz ihtiyacının azaldığı hem de dövize erişim imkanlarının ve maliyetinin düştüğü bir dönemden geçildiğini ifade eden Yılmaz, geçen yıl mayıs ayında 98,5 milyar dolar olan brüt rezervlerin, bugün 143,6 milyar dolara yükseldiğini, net rezervlerde de artıya geçildiğini söyledi.

 

Yılmaz, Kur Korumalı Mevduatta da (KKM) ciddi gerilemeler olduğunu belirterek, 2023 Ağustos ayında 126 milyar dolar olan KKM'nin 31 Mayıs'ta 66,7 milyar dolara düştüğünü, yaklaşık 60 milyar dolar civarında bir gerileme yaşandığını kaydetti.

 

"KAZANÇLAR ÜZERİNDEN BİR VERGİ SÖZ KONUSU DEĞİL"

 

Yapılacak vergi düzenlemelerinin enflasyonu artırıcı değil, sosyal adaleti ve vergi adaletini sağlayıcı, kayıt dışılığı azaltıcı bir perspektifle hazırlandığını ifade eden Yılmaz, buna yönelik çalışmalarda, her teklifin artı ve eksilerinin, etki değerlendirmelerinin yapıldığını bildirdi.

 

Yılmaz, borsa kazançları üzerinden bir verginin gündemlerinde olmadığını vurgulayarak, şöyle devam etti: "Bir defa bu çok net. Kazançlar üzerinden bir vergi söz konusu değil, gündemimizde yok. Bu konuda yapılan spekülasyonlara hiçbir şekilde itibar edilmemesi gerekir. Yapılan işlemler üzerinden bir bedel alma, o da çok cüzi yani işte 'On binlerde diyelim bir, iki gibi bir şey olur mu, olmaz mı?' bunun tartışmaları yapılıyor. Kriptolarla ilgili de biraz daha yüksek oranda yine ama cüzi miktarlarda bunu yapma konusunda bir tartışma var. Bunun da amacı gelir değil. Çok sık giriş çıkışlarla borsada istikrar yeterince oluşmuyor. Biz istiyoruz ki yatırımcımız biraz daha uzun vadeli baksın."

 

Türkiye’nin mevcut anayasasının darbe sonrası, vesayetçi bir anlayışla hazırlandığına işaret eden Yılmaz, Türkiye'nin ikinci yüzyılına girdiğini, artık sivil, demokratik ve kendi meclisinin iradesiyle oluşmuş bir anayasaya ihtiyaç duyduğunu söyledi.

 

Ancak bunun topyekun Meclis'in yapabileceği bir iş olduğunu vurgulayan Yılmaz, bu sürecin en geniş mutabakatla ve toplumsal karşılık sağlanarak tamamlanmasını ümit ettiklerini kaydetti.

 

Yılmaz, demokrasinin seviyesinin yükselmesi ve Türkiye’nin dünyadaki konumunu pekiştirmesi adına bu süreci çok önemli bir inisiyatif olarak gördüğünü belirterek, bu sürecin belli bir kesimin veya belli bir partinin projesi olarak görülmemesi gerektiğini ifade etti.

Partilerin ve liderlerin görüşmesinin siyaset adına olumlu bir gelişme olduğunu dile getiren Yılmaz, siyasette rekabet olması gerektiğini ancak birbirini düşmanlaştırmamak ve ötekileştirmemek gerektiğini, daha kucaklayıcı bir dil kullanmanın önemli olduğunu anlattı.

Yılmaz, güvenliğin olmadığı yerde ne demokrasi ne de kalkınma olacağını, güvenliğin temel bir altyapı olduğunu ifade ederek, güvenliğin olduğu yerde temel hak ve özgürlüklerin rahat şekilde yaşanabileceğini, yatırım ortamının gelişeceğini ve ülkenin kalkınacağını, güvenliğin her zaman en temel önceliklerinden biri olduğunu ve bundan sonra da "huzurun yüzyılı" vizyonuyla güvenlik konusunda tavizsiz bir şekilde çabalarını sürdüreceklerini bildirdi.

 

"GİRİŞİMCİLİĞİ, YENİLİKÇİLİĞİ DESTEKLEYEREK YİNE YOLUMUZA DEVAM EDECEĞİZ"

 

Gazze’deki olaylar başladığında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan başta olmak üzere tüm yetkililerin Gazze konusunu her ortamda dile getirdiğini, Filistinlilerin hukukunun tüm dünyaya anlatıldığını ve büyük bir diplomatik çaba sarf edildiğini belirten Yılmaz, Türkiye’nin diplomaside, yaptırımlarda, hukuki mücadelede ve her alanda Gazze’nin yanında olduğunu söyledi.

 

Yılmaz, Türkiye'nin ABD ile, NATO'da müttefik olmalarına rağmen çeşitli tartışmalar ve sıkıntılar yaşadığını hatırlatarak, ABD'den özellikle terör örgütleriyle ilişkilerini gözden geçirmesini, Türkiye'ye güvenlik tehdidi oluşturan FETÖ ve PKK gibi yapılarla mesafe oluşturmasını beklediklerini, bu konuda henüz arzu edilen noktada bulunmadıklarını kaydetti.

 

ABD ile Türkiye'nin aynı ittifakın içinde olduğuna ve ortak çıkarlarının bulunduğuna işaret eden Yılmaz, İsveç'in NATO üyeliği sonrasında iki ülke arasındaki ilişkilerde farklı bir atmosferin oluştuğunu, savunma, güvenlik alanında daha önceden kesilmiş olan ilişkilerin yeniden başladığını, F-16 alım süreci ve diğer bazı unsurların bu sürecin bir parçası olduğunu, bu sürecin diğer alanlarda da olumlu sonuçlara yol açmasını ümit ettiklerini ifade etti.

 

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, "Bütün AK Parti sözcülerinin değindiği bir nokta var; 'Seçimsiz 4 yıllık dönem hızlı bir reform süreci olacak.' Bu reform süreci neleri kapsayacak? Temmuz 2018'de uygulamaya, yürürlüğe giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin daha işler hale gelmesi için adımlar atılacak mı?" sorusunu ise şu şekilde yanıtladı: "Birincisi; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, Türkiye için doğru, istikrarı sağlayan bir sistem. Bakın etrafımızda bu kadar geopolitik gelişmeler, ekonomik sıkıntılar birçok risklerin olduğu bir dünyada ve bölgedeyiz. Bu dönemde güçlü bir siyasi liderlik ve güçlü bir yönetim yapısıyla Türkiye istikrarını koruyor, yoluna devam ediyor. Etrafımıza baktığınızda bu çok net bir şekilde görülecektir. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, istikrarı sağlayan, siyasi öngörülebilirliği sağlayan demokratik bir sistem ve bu Türkiye için gerçekten ciddi avantajlar sağladı. Ama bütün sistemler gibi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi de elbette iyileştirilebilir. Bir tecrübe yaşadık. Bu tecrübeden hareketle, dersler çıkararak eksik, aksak olan, daha iyi yapılabilecek şeyleri mutlaka tespit edip bunlarla ilgili adımlar atılabilir. Sayın Cumhurbaşkanı'mız da bunu birkaç defa ifade ettiler. Dolayısıyla bu tecrübelerle önümüzdeki dönemlerde elbette sistemi daha da iyileştirici, daha etkili hale getirici yenilikler her zaman mümkün. Diğer yandan sadece bundan ibaret değil reform alanı tabii. Yargı ve adalet sisteminin iyi işlemesi, etkili işlemesi, güvenin artması çok çok önemli. Beşeri sermayemizi, genç nüfusumuzu daha nitelikli hale getirme, daha donanımlı hale getirme en önemli reform gündemlerimizden biri. Dolayısıyla eğitim, mesleki eğitim burada çok kritik. Yatırım ortamını iyileştirme çalışmalarımız yine bizim için çok kıymetli. Bu konularda çeşitli reformları bir eylem planına dönüştürmüş durumdayız, YOİKK (Yatırım Ortamını İyileştirme Koordinasyon Kurulu) çalışmaları kapsamında 57 eylem, özel sektörle de uzlaştığımız; bunu hayata geçireceğiz. Yeşil ve dijital dönüşüm... Yapay zekadan tutun, emisyon ticaret sistemine varıncaya kadar bu yenilikleri Türkiye'ye inşallah önümüzdeki dönem kazandıracağız ve dijital, yeşil dönüşümle çok daha verimli karbon nötr bir ekonomiye doğru ülkemizi taşıyacağız. Sanayi politikasını çok önemli görüyoruz, aktif bir sanayi politikası. Teknolojik düzeyimizi yükselten, ekonomimizin katma değerini arttıran, cari açığı kalıcı bir şekilde aşağı çeken yeni yatırımlar, teknolojik yeniliklerle girişimciliği, yenilikçiliği destekleyerek yine yolumuza devam edeceğiz. Tarım ve gıda yine çok önemli bir reform alanı. Burada da planlı tarım, özellikle suyu daha verimli kullanmamızı sağlayan bir taraftan iklim gündemiyle uyumlu. Diğer taraftan verimliliği arttırıcı bir tarımsal planlama da önemli başlıklardan biri."

11 Haziran 2024 Salı

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Elektronik Tebligat Uygulaması ile 1 milyon 125 bin 159 tebligatın yapıldığını bildirdi.


Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, SGK Elektronik Tebligat Uygulaması ile tebliğ edilmesi gereken evrakların elektronik ortamda imzalanarak tebligat adreslerine kolaylıkla iletilebilmesini ücretsiz sağladıklarını hatırlattı.

 

Elektronik Tebligat Uygulamasına yapılan başvuru sayısının haziran ayı itibarıyla 2 milyon 624 bin 669 olduğunu bildiren Vedat Işıkhan, birimler tarafından ilgili vatandaşlara elektronik ortamda ücretsiz iletilen tebligat sayısının ise 1 milyon 125 bin 159 olduğunu kaydetti.

23 Haziran 2024 Pazar

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Türkiye'nin satın alma gücü paritesinde (SAGP) gelişmiş ülkelere yakınsama sürecine ilişkin, "Amacımız istikrar içinde kalkınmamızı sürdürmek ve yüzde 100 oranını aşmaktır" dedi.


 

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Türkiye'nin satın alma gücü paritesinde (SAGP) gelişmiş ülkelere yakınsama sürecini başarıyla sürdürdüğünü belirterek, "OECD ortalamasına yakınsama oranı 2002'deki yüzde 35 seviyesinden 2023'te yüzde 72 seviyesine yükselmiştir." ifadesini kullandı.

 

Yılmaz, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, SAGP'ın standart bir mal ve hizmet sepetinin farklı ülkelerdeki fiyat oranı olarak tanımlandığını anımsattı.

 

OECD, IMF ve Eurostat tanımlı üç farklı SAGP bulunduğuna işaret eden Yılmaz, şunları kaydetti: "Siyasi istikrarı yakalayan ülkemiz, 2002'den günümüze gelişmiş ülkelere yakınsama sürecini başarıyla sürdürmektedir. 2002'de 9 bin 279 dolar olan OECD tanımlı SAGP cinsinden kişi başına gelirimiz 2023'te 42 bin 529 dolar olarak gerçekleşmiştir. OECD ortalamasına yakınsama oranı 2002'deki yüzde 35 seviyesinden 2023'te yüzde 72 seviyesine yükselmiştir. 2002'de 7 bin 605 avro olan Eurostat tanımlı SAGP cinsinden kişi başına gelirimiz ise 2023'te 4 katına çıkarak 27 bin 600 avroya kadar yükselmiştir. AB ortalamasına yakınsama oranı 2002'de yüzde 38 iken 2023'te yakınsama oranı yüzde 73'e ulaşmıştır. Amacımız istikrar içinde kalkınmamızı sürdürmek ve yüzde 100 oranını aşmaktır. Dört yıllık seçimsiz dönemde sağlayacağımız dönüşümler bu amaca ulaşmamıza büyük katkı sağlayacaktır."

23 Haziran 2024 Pazar