Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, "Enflasyonla mücadelemizin aylık etkilerini görmeye başladık. Yıllık etkiyi ise 2024'ün ortalarından itibaren görmeye başlayacağız. 2024'ün ortalarından itibaren enflasyonda belirgin şekilde düşüş gerçekleşecek" dedi.


 

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, "Sürdürülebilir Yaşam ve Akıllı Şehirler" temasıyla Çırağan Sarayı'nda düzenlenen 7. İstanbul Ekonomi Zirvesi'nde yaptığı konuşmada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde ekonomide belirsizliği azaltacak ve öngörülebilirliği artıracak çalışmalara hız verdiklerini söyledi.

 

Mayıs ayındaki seçimlerle siyasi anlamda belirsizliğin ortadan kalktığını kaydeden Yılmaz, hazırladıkları 5 yıllık kalkınma planı ve Orta Vadeli Program (OVP) ile politika belirsizliklerini ortadan kaldırdıklarını anlattı.

 

Yılmaz, "Merkez Bankamız güncellenmiş para politikasını hayata geçirirken, diğer yandan maliye politikalarını depremin, afetlerin ortaya çıkardığı ekstra harcamalara rağmen disiplini elden bırakmadan devam ettiriyoruz. Bir diğer yandan da yapısal reformlarla bu tabloyu tamamlamış oluyoruz." diye konuştu.

 

Yılmaz, Türkiye ekonomisinin 20 yılda yıllık ortalama yüzde 5,4 büyüdüğünü vurgulayarak, şöyle devam etti: "Dünyanın aynı dönemdeki büyüme ortalaması 3,6 olarak gerçekleşti. Türkiye ekonomisi 20 yıllık süreçte yıllık ortalama 1,8 puan dünya ekonomisinin üzerinde bir büyüme performansı gerçekleştirdi. 'Bir yıl için bu puan çok yüksek değil, önemli değil' diyebilirsiniz ama 20 yılda böyle bir performans gerçekleştirdiğimizde işte asıl farkı oluşturan bu. Bu küçük gördüğümüz farklar yıllar itibarıyla birikimli olarak çok önemli bir yere getiriyor ülkeleri. Türkiye de şu anda dünyanın 17. büyük ekonomisi konumunda nominal dolar bazında. Bu yıl 2023 yılında ekonomimizin 1,1 trilyona yakın bir büyüklüğe ulaşmasını bekliyoruz. Geçen yıl 905 milyardı. IMF verilerine göre 17. büyük ekonomi konumunda olacağız. Şu anda 12 aylık geriye gittiğimizde zaten bunu yakalamış durumdayız. Bundan daha ötesi satın alma gücü paritesine göre Türkiye dünyanın 11. büyük ekonomisi konumundadır."

 

"BU YILIN 9 AYINDA 4,6 BÜYÜME KAYDETTİK"

 

Yılmaz, yatırımın çok daha düşük maliyetle mümkün olduğu dönemde Türkiye olarak büyük yatırımlar yaptıklarını hatırlatarak, "Bugün aynı yatırımları yapmaya kalkışırsanız, çok daha büyük maliyetlerle ancak başarabilirsiniz dünyadaki bu maliyet artışlarıyla birlikte. İyi ki yapmışız, keşke daha fazla yapsaydık." dedi.

 

Yatırımlar zemininde ekonomiyi büyütmeye devam edeceklerini belirten Yılmaz, şunları kaydetti: "Bu yılın 9 ayında 4,6 büyüme kaydettik. Dünyanın yüzde 3'ler civarında büyümesi öngörülen bir dönemde 4,6 bir büyüme sağlıyoruz. Depreme rağmen, ekonomide enflasyonu düşürmeye dönük aldığımız tedbirlere rağmen büyümemizi de belli bir hızla devam ettiriyoruz. İşsizlik oranı yüzde 8,9. Tek haneli rakamlarda bir işsizliğimiz var. 5 yıllık kredi risk primi CDR oranları izlediğimiz para politikası, maliye politikası ve sağlanan siyasi güven ve istikrar ortamında son 2,5 yılın en düşük seviyelerine inmiş durumda. Şu anda 330'lar civarında. Bu yılın mayıs ayında 700'lere kadar yükselmişti. Şu anda oldukça düşük bir seviyeye gelmiş. Ama bu da yetmez, bunu daha ileri noktalara taşıyacağız."

"ENFLASYONLA MÜCADELEMİZİN AYLIK ETKİLERİNİ GÖRMEYE BAŞLADIK"

 

Cevdet Yılmaz, enflasyon gerçeğiyle karşı karşıya olduklarını ve bunu unutmadıklarını vurgulayarak, sözlerini şöyle sürdürdü: "Birinci önceliğimiz enflasyonu makro ekonomide aşağıya çekmek, makro finansal istikrarımızı güçlendirmek. Bu çerçevede güçlü bir şekilde enflasyonla mücadeleye başlamış durumdayız. Normalde yaz aylarında enflasyon daha düşük olur mevsimsel etkiler nedeniyle, sonbaharda daha yükselir. Bu sene tam tersini yaşıyoruz. Yaz aylarında kur artışı, başka birtakım etkilerle enflasyon oldukça yüksek geldi. Aldığımız tedbirlerin etkisiyle sonbaharda mevsimsel koşullar aleyhte olduğu halde enflasyonun aylık bazda oldukça önemli oranda düştüğünü görüyoruz. Yüzde 3 küsur düzeyine gelmiş durumdayız. Çekirdek enflasyon dediğimiz daha önemli bir gösterge var. Orada yüzde 2'nin altına inmiş durumdayız. Enflasyonla mücadelemizin aylık etkilerini görmeye başladık. Yıllık etkiyi ise 2024'ün ortalarından itibaren görmeye başlayacağız. 2024'ün ortalarından itibaren enflasyonda belirgin şekilde düşüş gerçekleşecek."

 

"SON DÖNEMLERDE CİDDİ ANLAMDA CARİ AÇIKTA DÜZELME VAR"

 

Merkez Bankasının yeni bir politika izlediğini belirten Yılmaz, bunun sonuçlarını rezerv rakamlarında görmeye başladıklarını anlattı.

 

Merkez Bankası brüt rezervlerinin mayıs ayında 98,5 milyar dolara kadar düştüğünü anımsatan Yılmaz, "Dün itibariyle bir açıklama oldu 140 milyar doları aşmış durumdayız. Bu da Türkiye için bir rekor. Tarihimizde hiç bu seviyeye gelmemiştik. Merkez Bankası rezervlerimizde büyük bir artış oldu. Bunun için Merkez Bankası yönetimimizi, politikalarımızı tebrik ediyoruz. Daha da güçlendireceğiz rezervlerimizi." şeklinde konuştu.

 

Yılmaz, bir taraftan bütçe açığını kontrol ederken diğer taraftan da cari açığı aşağıya doğru çekme gayreti içinde olduklarını belirterek, "Son dönemlerde ciddi anlamda cari açıkta düzelme var. Yıl sonu itibariyle cari açığımız yüzde 4'ler civarına düşmüş olacak. Orta Vadeli Programımızın sonunda ise cari açığımızı yüzde 2'lere kadar düşürmeyi öngörüyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

 

"AKILLI ŞEHİRLERİ SADECE TEKNOLOJİK BİR PROJE OLARAK GÖRMEMEK GEREKİR"

 

Yılmaz, bir yandan 6 Şubat merkezli depremin yaralarını sardıklarını diğer taraftan ise yeni afetlere karşı riskleri azaltıcı yatırımları öncelikli olarak gördüklerini kaydetti.

 

Kentsel Dönüşüm Kanunu'nun Meclis'ten geçtiğini hatırlatan Yılmaz, Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulan Kentsel Dönüşüm Başkanlığının içerisinde Marmara Bölgesi, tüm Türkiye'deki kentsel dönüşüm ve kentsel dönüşüme finansal destek sunacak şekilde 3 müdürlüğün olduğunu anlattı.

 

Türkiye Yüzyılı'nın en önemli unsurlarından birinin de şehircilik çalışmaları olacağını kaydeden Yılmaz, "Akıllı şehirleri sadece teknolojik bir proje olarak görmemek gerekir. Şehre dair herhangi bir unsur insanı gözetmeden ele alınırsa eksik ve yetersiz kalacaktır. Kalkınmaya da böyle bakıyoruz. İnsan odaklı bir kalkınma anlayışından yanayız. İnsanın olmadığı yerde, ekonomiden, teknolojiden, başka bir şeyden bahsedemezsiniz. Her şeyin odağına insanı koymak durumundayız. Akıllı şehri sosyal, ekonomik ve insani boyutlarıyla birlikte değerlendirmemiz gerekiyor. Bir yandan teknolojiyle buluştururken şehirlerimizi diğer taraftan tarihi, medeniyet değerlerini, kültürü, sanatı imar edemeyiz. İkisini bir arada sürdürmemiz gerekiyor. Bunu başardığımız zaman kaliteli bir yaşam ortamını sağlamış olursunuz."

 

"YENİ TEKNOLOJİLERİN PAZARI DEĞİL, ÜRETİCİSİ OLMAK DURUMUNDAYIZ"

 

Yılmaz, bir ülkeye kalkınmış bir ülke denilebilmesi için iki ortamın düzeltilmesi gerektiğini vurgulayarak, "Birincisi yaşam ortamı, ikincisi iş ve yatırım ortamı. Bu ikisini yaptığınız zaman, insanlara yaşanabilir bir ortam sosyal anlamda sağladığınız zaman bir de iş yapma anlamında yatırım, çalışma, girişimcilik anlamında bir ortam sağladığınızda, bu iki ortam bir araya geldiğinde artık kalkınmanın formülü diyelim. Onun ötesinden bir şey yapmanıza gerek yok." dedi.

 

Türkiye'de akıllı şehir uygulamalarının çoğunlukla altyapı ile ulaşım alanında ve ağırlıklı olarak büyükşehirlerde gerçekleştirildiğini belirten Yılmaz, "Ülkemizde akıllı şehir yatırımlarının ortak bir akıl ve yol haritası üzerine inşa edilebilmesi amacıyla Ulusal Akıllı Şehirler Stratejisi ve Eylem Planını hazırladık. Dünyada bu strateji ve eylem planına sahip 4 ülkeden biri Türkiye." ifadelerini kullandı.

 

Yılmaz, AK Partili belediyelerin akıllı kent uygulamalarına geçişte öncü olmaya devam ettiklerini kaydederek, "Akıllı şehirler alanında dünyadaki teknolojiyi takip eden, tüketen bir ülke değil, bu alanda öncü olmayı, milli çözümler üretmeyi, kendi ihtiyacımızı gördüğümüz gibi dünyaya bu tür uygulamaları ihraç eden ülke konumunda olmayı hedefliyoruz. Yeni teknolojilerin pazarı değil, üreticisi olmak durumundayız." şeklinde konuştu.

 

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, uluslararası alanda da bu inisiyatifleri her platforma taşımaya gayret ettiklerini dile getirdi.

 

Türk Devletleri Teşkilatının kurulduğunu anımsatan Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı: "Bu iş birliklerini dost ülkelerle paylaşmaya devam edeceğiz. Cumhurbaşkanımızın güçlü, tecrübeli, dirayetli liderliğinde iklim değişikliğine, afetlere karşı direnen şehirler inşa etmeyi önemli görüyoruz. Tarihi ve kültürel birikimimizle uyumlu olarak nitelikli yerleşim alanlarını geliştireceğiz. Herkes için erişilebilir kentsel hizmetlerin sunulduğu, yaşam kalitesi yüksek, dijital ve yeşil teknolojilere dayalı, akıllı, güvenli, sürdürülebilir şehirler ve yaşam ortamları oluşturmaya devam edeceğiz. Böylece kaynaklarımızı israf etmeden insanın mutluluğu, refahı, insanımızın daha güzel yarınlara ulaşması için bunları kullanmış olacağız."

08 Aralık 2023 Cuma

Uzmanlar, 15 Temmuz hain darbe girişimi amacına ulaşsaydı Türkiye ekonomisinin kayda değer derecede zarar göreceğini vurgulayarak, Türkiye'nin bu anlamda da kriz ortamlarına karşı nasıl dinamik bir ekonomi olduğunu ortaya koyduğunu kaydetti.


 

Analist Cüneyt Paksoy, 15 Temmuz hain darbe girişiminin Türkiye siyasal tarihi kadar Türkiye ekonomisi ve finans piyasalarına önemli etkileri olduğunu belirtti.

 

Bu süreçle mücadele ederken Türkiye'nin kararlı olduğunu göstermek adına hain darbe girişiminden sonra ilk günden itibaren piyasaları açık tuttuğunu, işlemlerin kesintisiz devam ettiğini ifade eden Paksoy, mücadelenin hemen sonrasında alınan önlemlerle sürecin negatif etkilerinin yumuşatılmaya çalışıldığını söyledi.

 

Aslında bunların çok önemli adım ve mücadeleler olduğunu, 15 Temmuz hain darbe girişiminin ekonomi ve finans piyasaları üzerinde o günün şartlarında kaçınılmaz bazı etkilerinin de bulunduğunu anlatan Paksoy, şu değerlendirmeyi yaptı: “Ekonomi üzerinde o dönemde enflasyonun yüzde 6’lara yakın ve tek hanelerde olduğunu biliyoruz. Sonrasında hemen bir sene içinde enflasyon tekrar yüzde 10’ların üzerine çıkmıştır. İşsizlik o dönemde yüzde 10 sınırını zorlarken, yine o dönemin etkileri olarak 12’lere, 13’lere ulaşmıştır. Makro anlamdaki gelişmelerdeki en büyük etken de büyüme tarafında olmuştur. Özellikle 7 yıllık bir büyüme sürecinin kesintiye uğradığını ve trendin etkilendiğini gözledik. Finans piyasalarında da önemli etkiler oluştu. Kurlarda hareketlilik gördük. Borsada birkaç gün içinde sert düşüşler gördük. Kredi derecelendirme kuruluşlarından gelen not indirimlerini ve bu not indirimlerinin yabancı sermaye üzerindeki etkilerini izledik. Yabancı sermaye o dönemde önemli bir şekilde nakde geçerek yurt dışına çekilmişti. Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primindeki (CDS) yükseliş ve diğer dinamikler kurdaki harekete de bağlı olarak borçlanma maliyetlerimizi yukarı yönlü etkilemişti.”

 

Bunların aslında önemli bir paradigma değişimi olarak görülebileceğini aktaran Paksoy, çünkü ekonomi iyi noktada ilerlerken milli gelirin de 12-13 bin dolarlara yaklaştığı bir ortamda daha ileriye gitmek isterken, tekrar yönünü aşağıya çevirmesinin, bireylere, vatandaşlara dokunuşu anlamında önemli görülmesi gerektiğini söyledi.

 

TÜRKİYE’NİN ÖNEMLİ SÜREÇLERDEKİ MÜCADELE GÜCÜ ÖNE ÇIKTI

 

Paksoy, Türkiye'nin bu süreçten çıkmak adına ciddi kararlar aldığını dile getirdi.

 

Türkiye'nin bu süreçte yapısal reform yapmaya gayret ettiğini kaydeden Paksoy, bu süreçten çıkmanın kolay olmadığını ifade etti.

 

Türkiye'nin bu mücadelesini anlatan Paksoy, şunları kaydetti: “Aslında tam toparlanma sinyallerinin oluşacağı ortamda da 2017-2018 dönemlerinde ABD’yle Rahip Brunson davası üzerinden oluşan sürecin de etkilerini gözlemledik. Türkiye ekonomisinde orada da bir mücadele süreci oluştu. Akabinde pandemi süreci, yine bir mücadele yaşanan deprem afetleri, hepsi kısa tarihimizde önemli dönemeçler olarak geçti. Yani 15 Temmuz’da da başlayan süreç aslında bahsettiğimiz başlıklarla da etkisini devam ettirdi ama şunu görüyoruz ki gelinen noktada tamam olarak belki bu dönemin muhasebesini yaptığımızda enflasyonun yüksekliği, ekonomideki bazı dinamiklerin bozulma eğilimleri, büyüme tarafındaki mücadele ve diğer tüm dinamiklere baktığımızda yaşanan gelişmeler zorlukları gösterse de Türkiye’nin bir yandan da mücadele gücünü de görmek gerekiyor. Yani belirli kısa vadeli daralma süreçleri dışında Türkiye hep büyümeyi becerebilmiş, ekonomisini yukarı yönlü taşıyabilmiş bir ülke olarak kayda geçti. Türkiye yine bu dönemde ihracatını artırmayı başarabildi. Enerji gibi bir konuda önemli adımlar attı. Başta savunma sanayi olmak üzere birçok alanda adımlar atıldı.”

 

Paksoy, bunların, sonuçlarının ileride görülebilecek adımlar olduğunu vurguladı.

 

Şu an yürütülen enflasyonla mücadele programı kapsamında da enflasyonun aşağı gelmesi sonrasında reel sektörün motivasyonunu kazanması ve ihracatın artması adına alınacak önlemlerin de önemli olacağını vurgulayan Paksoy, ama 15 Temmuz’dan başlayarak birçok stres başlığıyla mücadele eden Türkiye’nin yeniden güçlü ve normal piyasa dengelerine kavuşma mücadelesinin önem taşıdığını belirtti.

 

Paksoy, bu mücadelenin hedeflerinin belli olduğunu dile getirerek, “Tabii ki yapısal reform noktasında ve daha birçok alanda önemli adımlar bizi bekliyor. Yapılması gereken çok iş var ama en azından Türkiye piyasası rekabetçi olabildiğini, krizlerle mücadele edebildiğini, dinamik bir ekonomi olabildiğini göstermiştir.” Diye konuştu.

 

Paksoy, “Bundan sonrasında da global piyasalarda yaşanan zorluklara, küresel risk iştahındaki azalışa, enflasyonun tüm dünyada yaptığı etkiyle kendi içimizde de mücadele etmemize rağmen jeopolitik risklerin ciddi bir başlık olduğu ve siyasetin global ölçekte ABD seçimleri ve Avrupa içindeki yaşanan gelişmelerle öne çıktığı bir döneme rağmen Türkiye, kendi dinamiklerini oluşturma noktasına kararlı olduğunu göstermeye devam ediyor. Bunda da kesintisiz olarak bu karar sürecinde yoluna devam etmelidir. Türkiye ekonomisinin dinamikleri güçlüdür. Mücadele gücü güçlüdür. Bunu tam olarak kazanıma dönüştürmek ve hedeflerimizi yukarı yönde revize etmek için önemli bir çalışma süreci bizi beklemektedir.” Değerlendirmesinde bulundu.

 

“DARBELER HER ZAMAN TÜRKİYE EKONOMİSİNİN DÜNYADAKİ SIRALAMASINDA GERİLEMEYE NEDEN OLDU”

 

İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yusuf Dinç de Türkiye'de darbelerin her zaman demokrasiye yapılan saldırılar olarak tartışıldığını belirtti.

 

Temelde bunun doğru olduğunu ancak bu darbelerin ekonomiyi de vurduğunun tartışılmaması durumunda eksik kalacağını ifade eden Dinç, şöyle devam etti: "1960 darbesinden önce Türkiye dünyanın ilk 10 ekonomisi arasındaydı veya farklı raporlamalara göre 11. ekonomisiydi. Darbeyle beraber 6 sıra birden kaybetti. 1961'de sıralamada 16'ncılığa düştü. Ertesi sene 17'inciliğe geriledi. 71 darbesiyle beraber 19'unculuğa düştü. Bu da yetmemiş olacak ki 80 darbesi Türkiye'yi dünyanın ilk 20 büyük ekonomisi listesinin dışına atmıştı. Dünyada birçok ekonomi hızla ileri giderken Türkiye darbe ortamının etkisi altında tam tersine gidiyordu. 1990'larda da Türkiye'nin kaderi değişmedi. 28 Şubat sürecinin bir sonucu olan 2001 krizinde darbeciler ve onların şemsiyesi altındakilerin Türkiye'den hortumladığı tutar 60 milyar doları buldu. 28 Şubatçılar ekonominin neredeyse üçte birini yok etti. 2001 krizinden önce 200 milyar dolar civarı olan gayrisafi milli hasıla krizle beraber 140 milyar dolar civarına düştü ve Türkiye'nin cari açık sorunu da 28 Şubat'ın sonucu ve ürünü olan 2001 krizinden sonra başladı. İlk 20 ekonomi arasına dönmek 30 yıl sürdü ama bunun işaretleri belirir belirmez, AK Parti'ye kapatma davası, e-muhtıra, 17-25 derken, 15 Temmuz da tüm diğer darbelerin devamı olan 'aynı zihniyet rolünü' oynamak için sahneye çıktı. 27 Nisan muhtırasında darbeci kafaya atılan tokat 15 Temmuz'da yüzlerinde patladı."

 

Dinç, "15 Temmuz hain darbecileri amaçlarına ulaşsaydı Türkiye, ekonomisinin üçte birini kaybetmiş olacaktı. 15 Temmuz hain darbe girişimine karşı bu millet verdiği kahramanca mücadele ile dinini, imanını, izzet ve haysiyetini korumuştur ama sadece bunlarla sınırlı değildir. 15 Temmuz hain darbe girişimi başarılı olsaydı 30'uncu ekonomi ancak olabilirdik. Bugün Türkiye'de kazanılan her ekmekte o günkü mücadelenin de bir katkısı olduğunu unutmamalıyız." diyerek sözlerini tamamladı.

15 Temmuz 2024 Pazartesi

FETÖ'nün hain darbe girişiminin üzerinden 8 yıl geçtiğini anımsatan İTO Başkanı Şekib Avdagiç, “Yeni ihanet girişim ve şebekelerinin filizlenmeden köklerinin kazınması, her ferdimizin millet ve vatan sevdasına tutulup bu sevdayla çalışmasına bağlı" dedi.


 

İş dünyası temsilcileri, ‘15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’ dolayısıyla mesaj yayımladı.

 

İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç de FETÖ'nün hain darbe girişiminin üzerinden 8 yıl geçtiğini anımsattı.

 

Avdagiç, "Bu mayası bozuk şebeke, 17-25 Aralık yargı darbesiyle erişemediği menfur hedefine, 15 Temmuz 2016 gecesi kahraman ordumuz içine sızmış hain uzantıları aracılığıyla ulaşmaya tevessül etti. Ama Türk halkı o gece, Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısı ve öncülüğünde sokaklara ve meydanlara çıkıp yek vücut olarak bu ihanet örgütüne geçit vermedi. Vatanın bütünlüğüne, ülkenin bölünmezliğine, milletin birliğine ve bağımsızlığına uzanan bu karanlık ruhları ve yapılanmalarını darmadağın etti." ifadelerini kullandı.

 

15 Temmuz gecesi Türk halkının 1915'te yazdığı Çanakkale Destanı ve 1922'de tüm varıyla gerçekleştirdiği Milli Mücadele destanı gibi eşsiz ve önemi gelecek nesillerce daha bariz idrak edilecek çağdaş bir destan yazdığını vurgulayan Avdagiç, şunları aktardı: "Milletimiz 9 Eylül 1922'de mandacı zihniyetin kuklalarını Adalar Denizi'nin sularına döktüğü gibi, 15 Temmuz 2016'da da onların yeni versiyonlarını tarihin çöplüğüne süpürdü. 8 yıldır Türk halkı bu destanı evlatlarına okuyor, çocuklarına ezberletiyor, gençlerimizi emperyalist devletlerin yerli işbirlikçilerine karşı daima uyanık olacak şekilde yetiştiriyoruz. Ama iş dünyası olarak biz şunu biliyoruz ki yeni 15 Temmuz kalkışmalarının ve bu ihanet şebekelerinin türemesine engel olacak başlıca unsur, ekonomide, ticarette, bilimde, teknolojide, sanayide, velhasıl her alanda ülkemizin tek başına ve daha da güçlü şekilde ayakta durma kabiliyetine sahip olmasıdır. Bu yüzden her gencimizin mutlaka ülkesi için bir değer üretmesi, her bilim adamımızın ülkesi için bir icat ve teknoloji geliştirmesi, her emekçimizin alın teriyle kutsanmış nitelikli üretim yapması, her tüccarımızın ülkesi için yeni pazarlar fethetmesi, her siyasetçimizin milletimizi yükseltme şuuruyla çalışması gerekiyor. Çünkü yeni ihanet girişim ve şebekelerinin filizlenmeden köklerinin kazınması, her ferdimizin millet ve vatan sevdasına tutulup bu sevdayla çalışmasına bağlıdır."

 

Şekib Avdagiç, devletin, her türlü kutsal değeri hiçe sayıp kuklacılarına hizmet eden hain FETÖ terör örgütü kuklasının yeniden filizlenmemesi için 8 yıldır kararlılıkla mücadele ettiğini ifade etti.

 

Bu mücadelede İstanbul iş dünyası olarak devletin yanında olduklarını bildiren Avdagiç, mesajında şu ifadeleri kullandı: "Nasıl 15 Temmuz gecesi, o zaman başkanlığını yürüttüğüm İstanbul Ticaret Odası Meclisi üyelerimizle sokaklara çıkıp bu hainlere gereken cevabı verdiysek, nasıl 16 Temmuz günü Meclisimizi toplayıp bu hainlere hadlerini bildiren iş dünyasının en geniş kapsamlı ilk bildirisini yayınlayan kurum olduysak; nasıl temmuz gecesini, bu ülkenin şehit kanlarıyla sulanmış topraklarının ihanet, delalet ve zillet içindeki emperyalizm uzantılarına teslim edilmeyeceğinin tescillendiği bir geceye dönüştürdüysek, 8 yıldır da bu bilincin diri kalması, hainlerin unutulmaması, milletimizin aynı milli birlik ve kardeşlik duygusu içinde kenetlenip darbecilere, bağımsızlık ve özgürlük düşmanı çağdaş mandacılara karşı uyanık olması için çabalıyoruz."

 

O gece hiç tereddüt etmeden, "Bir gül bahçesine koşarcasına ölümün güzel kucağına" atılan 252 şehidi rahmet, gazileri minnetle anan Avdagiç, mesajını, "Onlar, hainleri 'vatanın harim-i ismetinde boğdular.' Onlar bu milletin bir ana kucağı gibi olan sinesinde ebedi istirahatgahlarında huzur içindeler. Onlar ülkemizin istiklalini ve hürriyetini savunmanın, görevini hakkıyla yerine getirmenin ebedi saadeti içindeler.Şimdi onların 15 Temmuz gecesi başlattığı Demokrasi ve Milli Birlik ruhunu yaşatma görevi bizimle sürüyor. Biz de 8 yıldır haykırdığımız gibi yine haykırıyoruz, bu kez milletine ihanet eden ve edeceklere, 'bayrak' şairimiz Arif Nihat Asya'nın dizeleriyle sesleniyoruz: 'Şehitler tepesi boş değil / Toprağını kahramanlar bekliyor." diye tamamladı.

14 Temmuz 2024 Pazar