Cuma21 Ağustos 202610:46İSTPİYASAAÇIK
SektörelÖne çıkan

Tekstil için 10 yıllık reçete çağrısı

Türkiye’nin ihracat ve istihdamda stratejik sektörlerinden tekstilde son yıllarda yaşanan kan kaybının durdurulması için uzun vadeli yol haritası çağrısı yapılıyor. Sektör temsilcileri; rekabetçi maliyet, güçlü finansman, markalaşma, katma değerli üretim, dijital dönüşüm ve sürdürülebilirliği kapsayan en az 10 yıllık tekstil ve hazır giyim eylem planı oluşturulmasını istiyor.

Yayınlanma

Güncellenme

Paylaş
Tekstil için 10 yıllık reçete çağrısı

Türkiye'nin ihracat ve istihdamda amiral gemilerinden biri olan tekstil sektörü; son yıllarda maliyet baskısı, kur riski, nitelikli eleman sorunu gibi çeşitli neden-lerle ülke ihracat büyümesinin gerisinde kalıyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerinden derlenen bilgilere göre bu düşüş son iki yılda yüzde 7.7 olarak kayıtlara geçti. Konunun uzmanlarına göre; bu durum bir kabuk değiştirme süreci olabilir ve Türkiye bu süreçten daha güçlü bir oyuncu olarak çıkabilir. Sürecin pozitif bir hale evrilmesi için özellikle katma değerli üretim konusu üzerinde durulması ve Türkiye’nin artık ‘marka ülkesi olma’ yolunda büyük adımlar atması gerektiği vurgulandı. Bu süreçten canlanarak çıkabilmek için ana yol haritasının; katma değerli üretim, dijitalleşme, enerji, istihdam ve finansman maliyetlerinin aşağı çekilebildiği en az 10 yıllık tekstil ve hazır giyim eylem planının oluşturulduğu bir reçete olduğunun altı çiziliyor.

YÜZDE 23’LÜK KAYIP
Türkiye, özellikle fason üretimde Avrupa’nın en önemli üreticileri arasında yer alıyor. Ancak Avrupalı pek çok üretici son dönemlerde üretim merkezini ucuz işgücü ve finansman maliyetleri gibi nedenlerle Mısır başta olmak üzere farklı ülkelere taşıdı. Bu durum özellikle istihdam verilerinde önemli bir düşünün yaşanmasına neden olurken, sektörde son iki yıldaki istihdam kaybı SGK verilerine göre 150 bini aştı. TİM verilerine göre hazır giyim ve konfeksiyon ihracatı da 2022 yılından bu yana yıllık ortalama yüzde 6 düşüşle toplamda yüzde 23’lük bir kayba uğradı. Böylece Türk tekstil ve hazır giyim sektörü son beş yıl verilerine göre geçtiğimiz yıl ilk defa tek haneli ihracat rakamına ulaşmış oldu.

 

İSTİHDAMDA DÜŞÜŞ
Avrupa pazarına yakınlığı, kaliteli, hızlı üretim ve teslim kabiliyeti ile uzun yıllar dünyanın ilk 6 tekstil ve hazır giyim üreticisi durumunda olan Türkiye, Türkiye Giyim Sanayicileri Derneği tarafından derlenen bilgilere göre dünya tekstil pazarından 35 senedir ilk defa geçtiğimiz yıl yüzde 3’ün altında pay aldı. Enerji maliyetleri, işçilik giderleri ve hammadde fiyatlarındaki artışlar üretim ve ihracatı kilitlenme noktasına getirirken, İstanbul Tekstil İhracatçılar Birliği 2026 yılı mayıs ayı verilerine göre sektörde 1000’den fazla kişi istihdam eden firmaların sayısında geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 14’lük bir düşüş yaşandı.

 

FARKLI ÜLKELERE KAÇIŞ
Avrupa’nın en büyük markalarının üretim üssü olan Türkiye, bu misyonunu son yıllarda özellikle Mısır, Bangladeş, Vietnam gibi ülkelere kaptırdı. Coğrafi yakınlık nedeniyle bu konuda en büyük rakip olarak kabul edilen Mısır’a, geçtiğimiz yıl 200 firma üretim üssünü kaydırdı. Mısır’ın adı son yıllarda tekstilde çok konuşulsa da konunun uzmanlarına göre Türkiye üretim pratikliği açısından hâlâ avantajlı durumda. Ancak Türkiye’nin bu avantaj rüzgarını arkasına alabilmek için tasarım, katma değer gibi farklı bileşenlere ihtiyacı var.

UCUZ ÜRETİM ÜLKESİNDEN ÇIKIŞ
Merter Sanayici ve İş Adamları Derneği eski Başkanı Gürbüz Oruç, Türkiye’nin artık ucuz üretim ülkesi olarak kendini konumlandırma- ması gerektiğini ifade etti. Oruç, “Artık sadece daha ucuz üretim yaparak dünya ile rekabet etme şansımız yok. Markalaşmaya, tasarıma, inovasyona, teknik tekstillere, sürdürülebilir üretime ve dijitalleşmeye daha fazla yatırım yapmalıyız. Aynı zamanda Türkiye’nin en büyük avantajlarından biri olan hızlı üretim, esnek üretim, Avrupa pazarına yakınlık ve kaliteli üretim kabiliyetimizi yeniden öne çıkarmalıyız. Avrupa’nın tedarik zincirlerini çeşitlendirmek istediği bu dönemde Türkiye önemli bir fırsata sahip” diye konuştu.

 

TEKSTİLDEN VAZGEÇİLMEMELİ
Konunun uzmanları, Türkiye’nin yaşadığı bu dar boğazdan çıkmanın bir diğer önemli ayağını ise, “Öngörülebilir ve uzun vadeli tekstil eylem planı” olarak açıkladı. Oruç, konu hakkında şu değerlendirmeyi yaptı: “Devlet, sektör temsilcileri, üreticiler ve ihracatçılar ortak bir strateji oluşturmalı. Sadece günü kurtaran destekler yerine, en az 5-10 yıllık bir tekstil ve hazır giyim stratejisi ortaya konulmalı. Reçetemiz; rekabetçi maliyet, güçlü finansman, markalaşma, katma değerli üretim, dijital dönüşüm, sürdürülebilirlik ve ihracat odaklı yeni bir strateji olmalı. Türkiye tekstilden vazgeçmemeli. Aksine tekstili yeniden stratejik sektör olarak ele alıp, üretim gücümüzü koruyarak daha yüksek katma değerli bir yapıya dönüştürmeliyiz. Tekstil sektörünün sorunu üretme kabiliyetimizin olmaması değil; bu kabiliyeti sürdürülebilir ve rekabetçi koşullarda kullanamamamızdır.”


En büyük endişe zayıf talep
Uluslararası Tekstil Üreticileri Federasyonu’nun Küresel Tekstil Endüstrisi Araştırması, Türkiye’de tekstil sektörünün karşı karşıya olduğu sorunların küresel ölçekte de benzer şekilde yaşandığını ortaya koydu. Araştırmaya göre dünya genelinde tekstil değer zincirinde faaliyet gösteren şirketlerin yüzde 10’u mevcut iş durumunu iyi, yüzde 53’ü tatmin edici, yüzde 37’si ise kötü olarak değerlendiriyor.

 

HAZIR GİYİM ÜRETİCİLERİNDE SERT GERİLEME
Araştırmada, markalar ve perakendeciler tekstil sektöründe pozitif dengeye sahip tek grup olarak öne çıktı. Buna karşılık hazır giyim üreticilerinde belirgin bir bozulma yaşandı. Hazır giyim üreticilerinin iş durumu denge puanı artı 5 seviyesinden eksi 25’e geriledi.

 

ŞİRKETLERİN YÜZDE 47’Sİ DEĞİŞİM BEKLEMİYOR
Küresel tekstil sektöründe önümüzdeki altı aya ilişkin beklentiler de temkinli bir görünüm ortaya koydu. Araştırmaya katılan şirketlerin yüzde 47’si gelecek altı ay içinde mevcut iş koşullarında önemli bir değişiklik beklemediğini bildirdi.

 

AFRİKA VE GÜNEY ASYA POZİTİF AYRIŞTI
Bölgesel görünümde Afrika ve Güney Asya diğer bölgelerden pozitif ayrıştı. Afrika artı 50 denge puanıyla en güçlü görünümü sergilerken, Güney Asya artı 32 denge puanıyla ikinci sırada yer aldı. Bu sonuçlar, tekstil üretiminde yeni yatırım ve üretim merkezlerinin ağırlık kazandığına işaret etti.

Dünya genelindeki tekstil üreticilerinin karşı karşıya olduğu en önemli sorun ise talepteki zayıflık oldu. Araştırmaya göre şirketlerin yüzde 56’sı zayıf talebi sektörün temel endişesi olarak gösterirken, yüzde 46’sı jeopolitik gelişmeleri en önemli riskler arasında sıraladı. Küresel veriler, Türkiye’de üretici ve ihracatçıların karşı karşıya olduğu talep ve rekabet baskısının yalnızca yerel değil, sektör genelinde hissedilen bir sorun olduğunu ortaya koydu.


Ahmet Öksüz: Döviz dönüşüm desteği artmalı
İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği (İTHİB) Yönetim Kurulu Üyesi Ahmet Öksüz: Tekstil emek-yoğun bir sektör olduğu için özellikle döviz bazında oluşan yüksek işçilik maliyetleri sektörümüzü olumsuz yönde etkileyen parametre oldu. Burada yapılacak tek şey; ihracatta yapılan döviz dönüşüm desteğini artırmak. Yani özellikle tekstil ve hazır giyim sektörlerinde yüzde 2’lik oran yüzde 7-8’lere çıkartılmalı ki ihracatta rekabet edebilelim. Hükümetimizin verdiği 3.500 liralık desteğin de revize
edilerek en azından 7-8 bin liraya çıkarılması sağlanabilir. Hatta bölge farkı gözetmeksizin Türkiye’de yatırım nerede olursa olsun 6. bölge teşviki verilebilir. Böyle bir destek en azından bir yıl verilebilirse toparlanma görülebilir. Türkiye’nin kurtuluşu Mısır’da değil. Ancak biz buradaki kapasiteleri muhafaza ederek, ilave kapasiteleri Mısır’da genişletebilirsek sektörün arkasını güçlendirebiliriz. Bir tarafta Türkiye bacağı, bir tarafta Mısır bacağı şeklinde bir üretim yapısı oluşturulabilir.


Irmak Bayburtlu Çetinsoy: Tokyo gibi bir ekol olabilir
Marka ve tasarım konusundaki altyapı çalışmalarına daha çok ağırlık verilmesi gerektiğini söyleyen İstanbul Ticaret Üniversitesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölüm Başkanı Doç. Dr. Irmak Bayburtlu Çetinsoy da özellikle tasarım konusunda Türkiye’nin kendi öz değerlerinden faydalanması gerektiğinin altını çizdi. Çetinsoy, yerel değerlerini küresel bir tasarım malzemesi olarak konumlandıran Tokyo modasından bahsederek, “İstanbul da bu konuda Tokyo gibi bir ekol olabilir. Ama bu hemen olabilecek bir şey değil. Tasarım ve marka olmak zaman isteyen bir süreç. Bu süreç, Türkiye için bir kabuk değiştirme süreci de olabilir. Ancak doğru pencereden bakmak şartıyla” diye konuştu.

AVRUPA’DA DA DÜŞÜYOR
Avrupa Hazır Giyim ve Tekstil Konfederasyonu verilerine göre tekstil sektöründeki üretim tüm Avrupa’da düşüş eğiliminde. Raporun 2026 yılı verilerinden derlenen bilgilere göre, yıllık 166 milyar Euro’luk cirosu ve 1.2 milyon istihdamı bulunan sektör, tüm Avrupa’da 200 bin üretim firmasıyla Avrupa’nın en önemli ekosistemlerinden biri olmaya devam ediyor. Ancak marka değeriyle ön plana çıkan Avrupa’da da ihracat geçtiğimiz yıl yüzde 2.9 azaldı ve istihdam yüzde 2.8 düştü. Sektörde ithalat 122 milyar dolara ulaşarak ihracatın iki katına ulaştı.
Raporda ayrıca Çin’in bu anlamda yükselen değerine de dikkat çekilirken, “Avrupa’da satılan tekstil ve giyim ürünlerinin yaklaşık 3’te 1’i Çin’de üretiliyor” bilgisine yer verildi.

Doğu iş gücüyle çalışmak
Türkiye’nin tasarım konusunda önemli bir kültürel birikime sahip olduğuna dikkat çeken İstanbul Ticaret Üniversitesi Tekstil ve Moda Tasarımı Bölüm Başkanı Doç. Dr. Irmak Bayburtlu Çetinsoy, yurt dışından tasarımcı arayışına yönelmek yerine ülkedeki doğru yeteneklerin keşfedilmesi gerektiğini vurguladı. Üniversitelerin bu noktada sektörle daha güçlü bağ kurabileceğini ifade eden Çetinsoy, tasarımcıların ve yeteneklerin doğru firmalarla buluşmasını sağlayacak danışmanlık birimlerinin üniversiteler bünyesinde kurulabileceğini söyledi.

NİTELİKLİ ARA ELEMAN SORUNU ÇÖZÜLMELİ
Türkiye’nin yalnızca tasarım ve Ar-Ge üssü olmasının yeterli olmayacağını kaydeden Çetinsoy, üretim gücünün korunabilmesi için nitelikli ara eleman sorununun da çözülmesi gerektiğine işaret etti. Kendi tasarımlarını ve markalarını geliştiren, katma değeri yüksek ürünler üreten bir Türkiye hedeflenirken üretimin de ülkede tutulmasının önem taşıdığını belirtti.

FASON ÜRETİMDE KONTROL SINIRLI

Fason üretimde karar gücünün büyük ölçüde markalarda olduğunu ifade eden Çetinsoy, Türkiye’nin asıl söz sahibi olabileceği alanların tasarım ve markalaşma olduğunu söyledi. Çetinsoy, sektörün bu alanlarda daha yetkin ve güçlü bir konuma taşınmasının uzun vadede Türkiye’nin tekstildeki rekabet gücünü artıracağını dile getirdi.

MARKALAŞMA SABIR İSTEYEN BİR SÜREÇ
Marka oluşturmayı ‘tohum ekmeye’ benzeten Çetinsoy, güçlü markaların kısa sürede ortaya çıkmadığını, uzun vadeli ve sabırlı bir çalışma gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin mevcut markalarının yanına yenilerini ekleyebilecek potansiyele sahip olduğunu söyleyen Çetinsoy, tekstil sektöründe yaşanan mevcut dönüşümün doğru yönetilmesi halinde Türkiye açısından bir ‘kabuk değiştirme sürecine’ dönüşebileceğini ifade etti. Çetinsoy, Türkiye’nin bu sancılı dönemi tasarım, markalaşma, Ar-Ge ve nitelikli insan kaynağına yatırım yaparak lehine çevirebileceğini belirterek, markalarıyla dünya çapında tanınan bir ülke olma hedefinin mümkün olduğunu kaydetti.

ADEM ORHUN

ADEM ORHUN

İstanbul Ticaret Gazetesi – Kıdemli Editör