Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakat kapsamında hayata geçirdiği Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), Türkiye açısından çevresel bir düzenlemenin ötesine geçerek ihracatın maliyet yapısını, pazara erişimi ve rekabet gücünü doğrudan etkileyen yeni bir ticaret düzenlemesi haline geldi. Bu kapsamda ‘AB Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması: Yükümlülükler, Riskler ve Fırsatlar’ başlıklı seminer, İstanbul Ticaret Odası (İTO) Yönetim Kurulu Üyesi Giyasettin Eyyüpkoca’nın açılış konuşmasıyla İTO Merkez Bina’da gerçekleştirildi.
İTO Meclis Üyesi Bülent Şen’in moderatörlüğünde düzenlenen seminerde; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Karbon Fiyatlama Dairesi Başkanı Eyüp Kaan Moralı, Ticaret Bakanlığı AB Tek Pazar ve Yeşil Mutabakatı Dairesi Başkanı Elif Berra Taşyürek, Türkiye Katılım Bankaları Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Fatma Çınar ile Enerji Verimliliği Derneği (ENVER) Yönetim Kurulu Üyesi Altuğ Karataş sunum yaptı.
İHRACATIN YÜZDE 43.4’Ü AB’YE
İTO Yönetim Kurulu Üyesi Giyasettin Eyyüpkoca açılış konuşmasında, “Avrupa Birliği, Yeşil Mutabakat çerçevesinde 2050 itibarıyla karbon nötr bir ekonomi hedefini ortaya koymuş durumda. Bu hedef doğrultusunda 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını 1990 seviyelerine kıyasla yüzde 55 azaltma taahhüdünde bulunuluyor. Bu amaçla hayata geçirilen Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ise artık bir teorik politika aracı olmaktan çıktı, 1 Ocak 2026 itibarıyla mali yükümlülük doğuran fiili bir uygulamaya dönüştü” dedi.
Özellikle demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen gibi karbon yoğun sektörlerde önemli bir değişimle karşı karşıya olduğumuzu hatırlatan Eyyüpkoca, şunları söyledi: “Bu alanlarda AB’ye ihracat yapan firmalarımız için yalnızca raporlama değil, aynı zamanda karbon maliyeti ödeme yükümlülüğü söz konusu. Bu konu hepimizi çokça ilgilendiren bir konu. Karbon sertifikaları fiyatı ise AB Emisyon Ticaret Sistemi'nde oluşan haftalık ortalama karbon fiyatlarına paralel olarak belirleniyor. Türkiye açısından konuya baktığımızda tablo son derece açık. Ülkemizin toplam ihracatının yüzde 43.4’ü Avrupa Birliği’ne gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla SKDM düzenlemesine yalnızca çevresel bir mevzuat değil; pazara erişim, maliyet yapısı ve rekabet gücü meselesi olarak yaklaşmak gerekiyor.”

ULUSAL ETS’DE YENİ DÖNEM
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Karbon Fiyatlama Dairesi Başkanı Eyüp Kaan Moralı, sunumunda Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefi doğrultusunda kurulan İklim Değişikliği Başkanlığı bünyesinde yürütülen çalışmaları ayrıntılarıyla aktardı. Moralı, SKDM’nin iki temel unsur üzerine kurulduğunu belirterek, bunların düşük emisyonlu üretim ve ülke içinde karbon fiyatının varlığı olduğunu söyledi. Bu iki koşulun sağlanması halinde Türk ürünlerinin AB pazarında daha avantajlı konuma geçeceğini vurgulayan Moralı, şöyle konuştu: “Türkiye’de kurulacak Emisyon Ticaret Sistemi’nin (ETS) SKDM ile doğrudan bağlantılı olduğu pilot dönemi, 2026–2027 yıllarını kapsayacak. Pilot dönemde demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre ve elektrik sektörlerinde faaliyet gösteren tesisler kapsama alınacak. Yıllık 50 bin ton CO₂ eşdeğeri ve üzeri emisyon salan tesisler ayrı kategorilerde değerlendirilecek. Sistem kapsamında düşük emisyonlu üretim yapan tesisler artı pozisyona geçecek, yüksek emisyonlu üretim yapanlar ise ilave karbon maliyetiyle karşılaşacak.”
Karbon fiyatlandırmasının arz-talep dengesi içinde oluşacağını da belirten Moralı, karbon piyasasının işletilmesinde EPİAŞ’ın piyasa işletmecisi, Takasbank’ın takas kurumu, EPDK’nın ise denetleyici kurum olarak görev alacağını aktardı. ETS kapsamında elde edilecek gelirlerin tamamının yeşil dönüşüm yatırımlarına aktarılacağını ifade eden Moralı, 150 Euro/ton karbon fiyatı senaryosunda Türkiye açısından 1.6 milyar Euro düzeyinde ekonomik avantaj oluşabileceğini belirtti.
AB MEVZUATINA GEÇİŞ SÜRECİ
Ticaret Bakanlığı AB Tek Pazar ve Yeşil Mutabakatı Dairesi Başkanı Elif Berra Taşyürek, SKDM’nin Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi ile birlikte kurgulandığını ve temel amacın karbon kaçağı riskini önlemek olduğunu söyledi. Taşyürek, SKDM’nin ilk aşamada demir-çelik, alüminyum, çimento, gübre, elektrik ve hidrojen sektörlerinde uygulanacağını, 2026 itibarıyla mali yükümlülüğün fiilen başlayacağını, ancak 2034 yılına kadar kademeli bir geçiş süreci öngörüldüğünü aktardı.
Taşyürek, “İhracatçılar açısından en kritik konu, emisyon hesaplama ve doğrulama süreçleri. Emisyonların doğrulanamadığı durumlarda AB tarafından belirlenen varsayılan değerler (default values) devreye girecek. Bu değerler gerçek emisyonların çok üzerinde maliyetler doğurabilir. Özellikle çimento sektöründe varsayılan değerlerin, gerçek emisyonlara kıyasla dört kata varan maliyet riski oluşturabileceği düşünülüyor” diye konuştu.
YEŞİL KREDİ MODELLERİ GÜNDEMDE
Türkiye Katılım Bankaları Birliği Genel Sekreter Yardımcısı Fatma Çınar da SKDM sürecinin bankacılık sektöründe kredi tahsisinden risk yönetimine kadar tüm karar mekanizmalarını dönüştürdüğünü söyledi. Çınar, bankaların artık yalnızca finansal tabloları değil, firmaların karbon yoğunluğu, sürdürülebilirlik performansı ve iklim risklerini de dikkate alan karar destek sistemleri kullandığını aktardı.
Bankacılık sektöründe ısı haritaları ve ortak risk katsayısı metodolojileri geliştirildiğini belirten Çınar, SKDM’den etkilenecek sektörler için standart değerlendirme çerçevelerinin oluşturulduğunu söyledi. Çınar, yeşil finansmanın artık ‘niş’ bir alan olmaktan çıktığını vurgulayarak, EBRD, İslam Kalkınma Bankası ve Asya Kalkınma Bankası gibi uluslararası kuruluşların finansman modellerinin SKDM ile uyumlu hale geldiğini kaydetti. Bankaların yeşil finansmanı satılabilir bir ürün haline getirmeye hazırlandığını belirten Çınar, dönüşüme uyum sağlayan firmaların finansmana erişimde avantajlı konuma geçeceğini vurguladı.
KOBİ’LER DESTEKLERİ İZLEMELİ
Enerji Verimliliği Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Altuğ Karataş, SKDM’nin fiilen bir ticaret ve rekabet düzenlemesi olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Karataş, karbon maliyetlerinin ürün fiyat dengesini bozabileceğine, yüksek karbonlu üretim yapan firmaların sipariş ve pazar kaybı riskiyle karşı karşıya kalacağına dikkat çekti.
Enerji verimliliğinin yeşil dönüşümde ilk ve en hızlı adım olduğunu vurgulayan Karataş, sanayi tesislerinde yapılan enerji verimliliği yatırımlarının ortalama 2–3 yıl, bazı projelerde ise aylar içinde geri döndüğünü belirterek, “Yenilenebilir enerji yatırımlarından önce enerji israfının azaltılması gerekiyor. Karbon maliyetleri bu yatırımların geri dönüş süresini daha da kısaltacak” dedi. Karataş, ayrıca KOBİ’lerin SKDM sürecinde en kırılgan grup olduğunu belirterek, farkındalık ve hızlı uyumun hayati önem taşıdığını ifade etti. Enerji Bakanlığı’nın yüzde 30 hibe destekleri, karbon azaltım projeleri ve KOSGEB desteklerinin sanayiciler için önemli fırsatlar sunduğunu aktardı.