Savaş ortamında ekonominin rotası! Prof. Dr. Nurullah Gür yazdı...

İstanbul Ticaret Gazetesi yazarı Prof. Dr. Nurullah Gür, bu haftaki yazısında ABD/İsrail-İran arasındaki savaşın küresel ve bölgesel ekonomi üzerindeki derin etkilerini mercek altına aldı.

Giriş: 27.03.2026 - 09:57
Güncelleme: 27.03.2026 - 09:57
Savaş ortamında ekonominin rotası! Prof. Dr. Nurullah Gür yazdı...

İstanbul Ticaret Gazetesi yazarı Prof. Dr. Nurullah Gür, son yazısında ABD/İsrail-İran arasındaki savaşın küresel ve bölgesel ekonomi üzerindeki derin etkilerini mercek altına aldı. Savaşın gidişatındaki belirsizliğin piyasa fiyatlamalarını zorlaştırdığını belirten Gür, özellikle enerji arzında yaşanan kırılmaların 1970'li yıllardaki gibi stagflasyonist bir süreci tetikleme riskine dikkat çekti. Türkiye'nin enflasyonla mücadele ve cari açık hedefleri açısından kritik bir dönemece girdiğini vurgulayan yazar, yükselen petrol maliyetlerinin makroekonomik göstergeler ve para politikası üzerindeki potansiyel etkilerini güncel verilerle analiz etti.


Nurullah Gür'ün bu haftaki yazısı şöyle:


Savaş ortamında ekonominin rotası!
ABD-İsrail-İran arasındaki savaş, küresel ekonomiyi sarsmaya devam ediyor. Savaşın gidişatı oldukça belirsiz. Piyasalar bir gün savaşın kısa süreceğine yönelik bir algıya kapılırken, ertesi gün en kötü senaryo üzerinden fiyatlama yapabiliyor.

ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı açık tutmanın yöntemini bulamaması ve bazı Asya ülkelerinde petrol arzı sıkıntısının baş göstermesi, petrol fiyatlarının bir kez daha sıçramasına neden oldu. 100 doların üzerinde çıkan petrolün varil fiyatı, 85 dolara kadar geriledikten sonra bir kez daha üç haneli rakamları gördü. Uluslararası Enerji Ajansı, Orta Doğu'daki savaşın ‘küresel petrol piyasası tarihinin en büyük tedarik kesintisine yol açtığı’ uyarısında bulundu. 

1970’lerdekine benzer bir stagflasyon yaşanabileceği endişesi var. Enerji, ekonominin her alanında hayati öneme sahip. Üretimi de ilgilendiriyor, hanelerin ısınmasını da. Dolayısıyla, enerji arzı azalınca hem iktisadi aktivite ivme kaybediyor hem de enflasyon artıyor. Yüksek enflasyon ve ekonomik yavaşlamanın aynı anda yaşandığı bu duruma stagflasyon adı veriliyor. Ekonomiler için baş etmesi en zor sorunlardan biri. 


İÇERİYE POTANSİYEL YANSIMALAR
Jeopolitik gelişmeler, içeride bizim için enflasyonla mücadeleyi zorlaştırıyor. 2.5 yılı aşan bir süredir devam eden sıkı para politikası ile enflasyonun ateşini düşürmeye çalışıyoruz. Enflasyon yüzde 75’ten yüzde 30’a kadar geriledi. Ama enflasyon hedefin hep üzerinde kaldı. 2027’de enflasyonun hedeflendiği gibi tek haneye inmesi için bu yılki performans belirleyici olacak. 

Bir yandan da reel sektör faiz oranlarının aşağıya inmesini dört gözle bekliyor. Uzun süredir devam eden yüksek faiz ortamı, özellikle imalat sanayinde düşük teknolojili sektörleri hırpaladı. Politika faizi bu süreçte yüzde 50’den yüzde 37’ye geriledi. Beklenti, faiz indirimlerinin devam etmesi yönündeydi. Savaş, faiz indirimlerine ara verilmesini kaçınılmaz kıldı. Yılın ilk iki ayında enflasyonun yüksek gelmesi de bu kararda etkisi oldu. 

ENFLASYON VE CARİ AÇIK KRİTİK
Enerji fiyatlarındaki artışın enflasyonu yükseltme riski var. Merkez Bankası ekonomistlerinin geçen yıl yaptıkları bir araştırmanın sonuçlarına göre, Brent petrolün varil fiyatındaki 10 dolarlık artış yıllık enflasyon oranını 6 aylık dönemde 1.2 yüzde puan, 12 aylık dönemde ise 1.6 puan yukarı taşıyabiliyor. Cari açık ise 12 aylık dönemde 2.6 milyar dolar artabiliyor. 

Merkez Bankası’nın 2026 için petrol fiyatındaki baz senaryosu, 60.9 dolardı. Eğer savaş uzar ve petrolün ortalama varil fiyatı 90 dolar civarında gerçekleşirse, enflasyon üzerindeki etki 3.6-4,8 yüzde puan seviyesine yükselebilir. Cari açıkta ise 12 ayda 7.8 milyar dolarlık yukarı yönlü bir etki oluşabilir. Eşel mobil sistemi, enflasyon üzerindeki etkiyi 1.4-2.4 yüzde puan seviyesine indirebilir. Bu sistem, pompa fiyatlarının dalgalanmamasını hedeflese de cari açık üzerinde etkiye sahip değil. 

Savaştan önce Merkez Bankası’nın enflasyon için 2026 yılı sonu tahmini yüzde 15-21 bandındaydı. Savaş, bu seviyelere ulaşmayı imkansıza yakın hale getirdi. Son aylarda kötüleşme eğiliminde olan cari açık artmaya devam edebilir. Cari açığın GSYH’ye oranı yüzde 1.9 seviyesinde. Halihazırda yönetilebilir seviyelerdeyiz. Bu oranın yüzde 3.5-4 bandının üzerine çıkmamasını hedeflemeliyiz. 

Ekonomik büyüme üzerine olası etkileri ise şu aşamada kestirmek zor. Savaşın ne kadar uzun süreceğine bağlı olarak enflasyon ve cari açıkta oluşabilecek tahribat sonrasında faiz oranlarının ne zaman ve ne ölçüde aşağıya çekilebileceği iç piyasanın gidişatını belirleyecek. Dışarıda ise ihracat pazarlarımızın savaştan ne derece etkileneceğini takip edeceğiz. Şu an için büyüme üzerindeki olumsuz etkinin Türkiye özelinde daha sınırlı kalmasını bekleyebiliriz. Asıl dikkat etmemiz gereken yer önce enflasyon, sonra cari açık.