İstanbul Ticaret Gazetesi yazarı Prof. Dr. Salih Keskin, yeni yazısında, Dünya Ekonomik Forumu'nun 2026 raporuna atıfla, küresel risk ortamının artık geçici krizlerden ziyade yapısal ve kalıcı dalgalanmalarla karakterize edildiği tespiti üzerinde duruyor. Keskin, Türk şirketlerinin bu yeni çağda yol haritası olabilecek analizler yaptı.
Salih Keskin'in bu haftaki yazısı şöyle:
RİSK ARTIK GEÇİCİ DEĞİL, YAPISAL
World Economic Forum tarafından yayımlanan Global Risks Report 2026, iş dünyasına net bir mesaj veriyor: Risk artık dönemsel değil, kalıcıdır. Üstelik tek başına da değildir. Jeopolitik gerilimler, iklim krizleri, ekonomik kırılganlıklar ve dijital tehditler birbirini besleyen bir risk ağı oluşturuyor.
Sorun şu ki biz hâlâ kriz yönetiyoruz. Oysa çağ artık belirsizlik yönetimi çağıdır. Hatta bazı düşünürler bu dönemi ‘sürekli örgütsel altüst oluşun yeniçağı’ olarak tanımlıyor. Artık istisnai krizlerden değil, yapısal dalgalanmalardan söz ediyoruz.
Türk şirketleri geçmişte pek çok ekonomik türbülansı başarıyla atlattı. Ancak bugün karşı karşıya olduğumuz tablo farklı. Çünkü riskler artık tek bir departmanın ya da tek bir yöneticinin yönetebileceği kadar basit değil. Risk, iş modelinin içine yerleşmiş durumda…
Türkiye açısından öne çıkan beş temel risk alanı
1. Jeopolitik gerilimler ve tedarik zinciri kırılmaları
Tek ülkeye veya tek tedarikçiye bağımlı üretim ve tedarik modelleri ciddi kırılganlık yaratıyor. Küresel dalgalanmalar doğrudan operasyonel sürekliliği etkiliyor.
2. İklim ve regülasyon baskısı
Karbon maliyetleri, ESG standartları ve sürdürülebilirlik zorunlulukları şirketleri dönüşüme zorluyor. Uyum sağlayamayan firmalar rekabet avantajını hızla kaybedebilir.
3. Dijital kırılganlık ve siber tehditler
Veri güvenliği artık yalnızca bilgi işlem departmanının değil, yönetim kurullarının gündeminde olmalı. Dijital altyapıdaki zafiyetler finansal ve itibar riskini beraberinde getiriyor.
4. Ekonomik dalgalanma ve finansmana erişim zorluğu
Kısa vadeli nakit yönetimine dayalı yaklaşımlar uzun vadeli dayanıklılığı zayıflatıyor. Finansal senaryo yönetimi artık lüks değil, zorunluluk.
5. Toplumsal güven ve marka itibarı riski
Şeffaflık çağında güven kaybı finansal kayıptan çok daha hızlı yayılıyor. Kurumsal itibar, bilançonun görünmeyen ama en kritik kalemlerinden biridir.
Bu tablo bize şunu gösteriyor: Asıl mesele risklerin varlığı değil, şirketlerin hazırlık düzeyidir.
Birçok firmada risk hâlâ ‘olursa bakarız’ yaklaşımıyla ele alınıyor. Senaryo çalışmaları sınırlı, simülasyon kültürü zayıf. İnovasyon ise çoğu zaman Ar-Ge departmanına hapsedilmiş durumda.
Oysa risk çağında inovasyon; yeni ürün geliştirmekten çok, iş modelini esnek ve dayanıklı hale getirmektir. Tedarik zincirini çeşitlendirmek, finansal senaryolar üretmek, kriz provası yapmak ve dijital güvenliği güçlendirmek de inovasyondur.
Bir diğer zayıf halka ise kurumsal hafızadır. Her kriz adeta ilk kez yaşanıyormuş gibi yönetiliyor. Öğrenen organizasyon kültürü yeterince kurumsallaşmadığında şirketler reaktif kalmaya mahkûm olur.
Öncelikle şirketler ‘risk simülasyonu günü’ gibi uygulamalarla belirsizliği prova etmeli. Gerçek bir kriz senaryosu masaya yatırılmalı, organizasyonun refleksleri test edilmeli.
İkinci olarak, çift hızlı organizasyon modeline geçilmeli. Bir ekip günlük operasyonu yönetirken, ayrı bir ekip geleceği çalışmalı. Gelecek ekipleri artık lüks değil, zorunluluk.
Üçüncü olarak, tedarik zinciri ve finansal yapı çeşitlendirilmeli. ‘En ucuz’ olanı değil, ‘en dayanıklı’ olanı tercih etmek gerekir. Dayanıklılık, yeni rekabet avantajı.
Dördüncü olarak, inovasyon projeleri şu temel soruya bağlanmalı: Yürüttüğünüz inovasyon projeleri sizi hangi riske karşı güçlendiriyor? Ya da tam tersine, sizi risklere karşı güçlendirecek inovasyon projeleri peşinde misiniz?
Bu soruya net bir cevap verilemiyorsa, o proje stratejik değildir.
Türkiye’de şirketlerin yapması gereken en büyük değişim zihinseldir. Büyüme odaklı KPI’ların yanına dayanıklılık göstergeleri eklenmeli. Liderlik modeli kontrol etmekten, belirsizliği yönetmeye evrilmeli.
Risk artık dışarıdaki bir fırtına değil, içeride tasarlanması gereken bir sistemdir.
Büyük şirketler riskten korunmaya çalışır. Akıllı şirketler riskleri dağıtır.
Aykırı şirketler ise bazı riskleri bilinçli olarak seçer.
Regülasyon baskısı mı artıyor? Erken uyum sağlayarak sektör standardını belirleyin.
Tedarik zinciri kırılgan mı? Yerli üretimi stratejik avantaja dönüştürün.
Dijital tehditler büyüyor mu? Siber güvenliği yeni bir yetkinlik ve gelir alanına çevirin.
Risk çağında kazananlar, en az risk alanlar değil, en bilinçli risk tasarımı yapanlar olacak.
Global Risks Report 2026 raporuna göre de savunmada kalmak bir refleks olabilir. Oyunu kurmak ise bir liderlik tercihidir. Ve bugün mesele tam olarak budur.