Coğrafi işarette yeni hedef ticarileşmek
Türkiye’nin tescilli coğrafi işaret sayısı 1.881’e, Avrupa Birliği’nde koruma altına alınan ürün sayısı ise 46’ya ulaştı. Hızla büyüyen coğrafi işaretli ürün envanteri için yeni hedef, artan tescil sayısını ekonomik değere dönüştürmek olacak. Üretici örgütlenmesi, etkin denetim, tüketici bilinirliği ve ihracat kapasitesinin, coğrafi işaretlerin ticari başarıya ulaşmasında belirleyici olduğu belirtiliyor.

Türkiye, son yıllarda hızla yöresel ürünlerini koruma altına alıyor. Türk Patent ve Marka Kurumu’nun (TÜRKPATENT) Coğrafi İşaretler Portalı verilerine göre 11 Ağustos 2026 itibarıyla tescilli coğrafi işaret sayısı 1.881’e yükselirken, değerlendirme süreci devam eden başvuru sayısı 848’e ulaştı.
Bu artış uluslararası alanda da sürüyor. Türkiye’nin Avrupa Birliği’nde tescil ettirdiği coğrafi işaretli ürün sayısı 46’ya çıktı. Antep Baklavası, Aydın İnciri, Malatya Kayısısı, Giresun Tombul Fındığı ve Milas Zeytinyağı gibi ürünlerin ardından Silifke Yoğurdu, İpsala Pirinci, Adana Şalgamı, Yenice Ihlamur Balı ve Kayseri Pastırması da AB koruması altına giren ürünler arasında yer aldı.
Ancak ortaya çıkan geniş ürün envanteri, coğrafi işaret politikasında yeni bir dönüşümü gerektiriyor. Bundan sonraki temel mesele, kaç ürünün tescil edildiğinden çok, bu tescillerin üretici gelirine, marka değerine, ihracata ve tüketici tercihine ne ölçüde yansıdığı olacak.
Uzmanlara göre coğrafi işaret, ürünün kökenini ve ayırt edici özelliklerini koruyan önemli bir araç olsa da tek başına ticari başarı sağlamıyor. Ürünün ekonomik değere dönüşebilmesi için üretim, kalite kontrol, tanıtım ve pazarlamayla birlikte yönetilmesi gerekiyor.
TESCİL, SÜRECİN İLK ADIMI
Coğrafi işaret ile ticari marka arasındaki temel fark da bu noktada ortaya çıkıyor. TÜRKPATENT’e göre coğrafi işaret tescili, başvuru sahibine münhasır kullanım hakkı vermiyor. Belirlenen şartnameye uygun üretim yapan tüm üreticiler coğrafi işaret sisteminden yararlanabiliyor. Bu nedenle coğrafi işaretlerin tek bir işletmenin markasına dönüşmesinden ziyade, ortak kalite ve köken güvencesi sağlayarak, üretici markalarına değer katması hedefleniyor.
Sistemin sürdürülebilirliği açısından denetim mekanizması önemli bir basamak oluşturuyor. TÜRKPATENT’in 2026 tarihli tescil sonrası denetim kılavuzuna göre, tescilin yayımlandığı tarihten itibaren her yıl denetim raporu hazırlanması ve kuruma sunulması gerekiyor. Denetim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi halinde tescil ettirenin değiştirilmesine kadar uzanan yaptırımlar uygulanabiliyor.
TÜRKPATENT ayrıca tescil sahiplerinden yalnızca denetim değil; üreticilerin birlikte hareket etmesini sağlama, tanıtım faaliyetleri yürütme, yönetişim süreçlerini geliştirme ve pazarlama sorunlarının çözümüne katkı sunma gibi görevleri yerine getirmelerinin de önemli olduğunu vurguluyor.
Uzmanlara göre aynı coğrafi işaret altında piyasaya sunulan ürünlerde kalite standardının korunması, markalaşmanın temel şartları arasında yer alıyor. Çünkü aynı isimle farklı kalite düzeylerinde ürünlerin satışa sunulması, ürünün ortak itibarını ve tüketici güvenini zedeleyebiliyor.
AMBLEM BİLİNİRLİĞİ ARTIRIYOR
Tüketicinin coğrafi işaretli ürünü raflarda ayırt edebilmesini sağlayan en önemli unsur ise coğrafi işaret amblemi. 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu kapsamında, tescilli coğrafi işaretlerde amblem kullanımı 10 Ocak 2018 tarihinden bu yana zorunlu.
TÜRKPATENT, amblemin hem tüketiciyi ürünün coğrafi işaretli olduğu konusunda bilgilendirmeyi hem de piyasa denetimini kolaylaştırmayı amaçladığını belirtiyor.
MARKALAŞMA HAMLESİ
Türkiye’nin coğrafi işaret politikasında tescilden ticarileşmeye geçişi destekleyen en önemli adımlardan biri ise bu yıl atıldı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı himayesinde, TÜRKPATENT ile Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) işbirliğinde yürütülen ‘Coğrafi İşaretler İçin Markalaşma ve Ticarileşme Stratejileri Geliştirme Projesi’nin ilk fazı tamamlandı.
Uluslararası pazarlarda başarı için öne çıkan bir diğer unsur ise üreticilerin ortak hareket etmesi. Avrupa Birliği’nin 2024 yılında yürürlüğe giren yeni coğrafi işaret mevzuatında, gıda ve tarım ürünlerine ilişkin başvuruların esas olarak üretici grupları tarafından yapılması öngörülüyor. Bu gruplar kooperatif, birlik, dernek veya farklı hukuki yapılarda oluşturulabiliyor.
Avrupa Komisyonu da yeni düzenlemelerin üretici gruplarının coğrafi işaretleri yönetme, tanıtma ve koruma kapasitelerini güçlendirmeyi amaçladığını vurguluyor. Bugün AB genelinde 3 bin 700’den fazla coğrafi işaret kayıt altında. Avrupa Komisyonu verilerine göre bu ürünler yılda 75 milyar Euro’nun üzerinde satış hacmi oluştururken, AB tarım ve gıda ihracatının yüzde 15.5’ini temsil ediyor.
Türkiye açısından bir diğer kritik konu ise uluslararası koruma. Türkiye’deki coğrafi işaret tescili yalnızca ulusal sınırlar içinde koruma sağlıyor. AB pazarında hukuki koruma elde edebilmek için ayrıca Avrupa Birliği tescili gerekiyor. Yeni sistem kapsamında başvuru dosyalarında üretim yöntemi, coğrafi sınırlar, izlenebilirlik, denetim mekanizması ve etiketleme koşullarının ayrıntılı biçimde tanımlanması isteniyor.
TESCİLİN NİTELİĞİ
Geleneksel Ürünler ve Coğrafi İşaretler Derneği (GÜCİSDER) Başkanı Huriye Özener, Türkiye’nin bundan sonra tescil sayısının yanı sıra tescillerin niteliğine odaklanması gerektiğini belirtti. Coğrafi işaret ile coğrafi işaretli ürünün birbirinden ayrılması gerektiğine dikkat çeken Özener, “Coğrafi işaret, kendi başına bir kalite ya da üretim garantisi değildir; yalnızca bir çerçeve sunar. Önümüzdeki dönemde başarının ölçüsü, yeni tescillerin sayısından çok mevcut tescillerin sahada karşılığı bulunan, tüketicide güven oluşturan ve sürdürülebilir ekonomik değer yaratan yapılara kavuşması olacak” diye konuştu.
HİKAYE DEĞERE DÖNÜŞÜYOR
Markalaşmanın ürünün taşıdığı özgün kimliğin doğru anlatılmasıyla güçlendiğini belirten Özener, şunları söyledi: “Tüketici için bir ürünün nereden geldiği, nasıl üretildiği, kimlerin emeğini taşıdığı ve hangi kültürel birikimden doğduğu; lezzet, kalite ve fiyat kadar belirleyicidir. Ürün hikâyesinin doğru kurulmasının yöresel ürünü anonim bir üründen ayırdığına işarettir. Coğrafi işaretin sağladığı köken bilgisinin güvenilir bir marka diliyle buluşması halinde ürün fiyat üzerinden rekabet etmek yerine taşıdığı değer üzerinden pazarda konumlanabilir. Böyle bir yapı, üreticinin emeğinin görünürlüğünü artırırken, yerel bir değerin daha geniş tüketici kitleleriyle buluşmasına da imkan verecek.”
EKONOMİK KOŞULLAR İNCELENMELİ
Coğrafi işaret politikasının ekonomik sonuçlarının da izlenmesi gerektiğini vurgulayan Geleneksel Ürünler ve Coğrafi İşaretler Derneği (GÜCİSDER) Yönetim Kurulu Başkanı Huriye Özener, ürünlerin tescil sonrasındaki performansının üretim, pazar ve tüketici tarafında ölçülebilir hale getirilmesini önemli bulduğunu belirtti. Özener, bu noktada “Hangi tescil, sürdürülebilir ve ölçülebilir bir değer üretmektedir?” sorusunun esas alınması gerektiğini söyledi. Ürünün pazardaki yerinin satış stratejisi, hedef pazar, fiyatlandırma ve tanıtım planıyla desteklenmesinin markalaşmanın devamlılığı açısından belirleyici olduğuna işaret eden Özener, üreticinin kaliteli üretime yatırım yapabileceği ve ürünün kendi kategorisi içinde farklılaşabileceği bir yapı kurulmasının önemini vurguladı. Özener, bu yaklaşımın yerel ürünlerin ticari ömrünü uzatacağını, yöresel değerin dönemsel tanıtımların ötesine geçerek kalıcı bir pazar karşılığı bulmasına katkı sağlayacağını söyledi.
