İhracatçı döviz dönüşüm desteğinde ‘sadelik’ arıyor
Döviz dönüşüm desteği alan firmaların tüm ihracatçılara oranı yüzde 34.4’e ulaşırken, ekim ayının başında güncellenen uygulamada döviz almama taahhüdü kaldırıldı. Düzenlemeyi olumlu karşılayan ihracatçılar, hesaplama modelinin ve bürokratik sürecin sadeleştirilmesini istiyor.

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), 2023 yılında firmaların yurt dışı kaynaklı döviz gelirlerini Türk lirasına dönüştürmelerini teşvik etmek ve rezervleri güçlendirmek amacıyla İhracatta Döviz Dönüşüm Desteği uygulamasını hayata geçirdi. Uygulamayla dönüştürülen dövizin Türk lirası karşılığının yüzde 2’si tutarında destek sağlanırken, bu oran Mayıs 2025’te geçici olarak yüzde 3’e çıkarıldı.
Ekim ayının başında güncellenen sistemde, ihracatçının destek karşılığında bir ay döviz almama taahhüdünde bulunması şartı kaldırıldı. Bunun yerine firmaların likit döviz varlıklarının net satış hasılatı ile aktif büyüklüğünden yüksek olanına oranının yüzde 10’u aşmaması koşulu getirildi.
FİRMANIN KATMA DEĞERİ ÖLÇÜT OLACAK
Yeni uygulamada ihracat bedeli döviz satış tutarı, firmanın yarattığı katma değerle ilişkilendirildi. Firmanın bir yıl içinde döviz dönüşüm desteği kapsamında satabileceği ihracat bedeli döviz tutarının belirlenmesinde yıllık faaliyet kârı ile işgücü maliyetinin toplamı dikkate alınacak.
Ekonomist Doç. Dr. Şevket Sayılgan, değişikliğin gerekçesini şöyle anlattı: “Sınırsız destek, spekülatif döviz girişlerinin veya mevcut stok dövizlerin destek kapsamına girmesi riskini taşıyordu. Desteğin gerçek üretim ve katma değer ile bağını kurmak gerekiyordu. Yeni sistem hedef dışı kullanımı azaltıyor. Buna karşılık yüksek hacimli ihracatçılar için limit kısıtlayıcı olabilir. Zarar eden firmalarda yalnızca işgücü maliyeti esas alınacağı için limit daralabilir.”
İHRACAT PERFORMANSI TAKİP EDİLMELİ
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak ise katma değer kriterinin daha fazla şirketin sisteme girmesine imkan sağlayabileceğini belirterek, “Tedarikçilerin de kapsamda daha etkin biçimde yer almasıyla ihracat ekosisteminin daha geniş bir kesimine ulaşılması mümkün olabilir” dedi.
Desteğin sonuçlarının yalnızca sisteme giren firma sayısıyla ölçülmemesi gerektiğini vurgulayan Olpak, “Destekten yararlanan firmaların üretim kapasitesi, verimlilik, istihdam, teknoloji yatırımları ve ihracat performansındaki gelişim de takip edilmeli. Katma değer hesabının farklı sektörlerin üretim yapısını gözeten, açık ve öngörülebilir bir çerçevede uygulanması önem taşıyor” diye konuştu.
SEKTÖRLERE GÖRE ESNEKLİK
Türkiye Gemi, Yat ve Hizmetleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Talha Pepe ise katma değer ve net üretimin destek limitlerinde dikkate alınmasını olumlu bulduklarını, ancak uygulamanın sektörlerin yapısını da gözetmesi gerektiğini söyledi.
Pepe, “Limitlerin yalnızca ciroya değil, katma değer ve net üretime de bağlanması teorik olarak doğru bir yaklaşım. Ancak uygulamada kapsamlı bir etki analizine ihtiyaç var. Kârlılığı daralan firmaların limitleri aşağı çekilebiliyor. YMM onayları ve bildirim süreçleri de özellikle orta ölçekli firmalar için ilave bürokrasi oluşturuyor. Hesaplama modelinin sektörlerin dinamiklerine göre esnetilmesi gerekiyor” dedi.
TEDARİKÇİ DE YARARLANACAK
Düzenlemenin öne çıkan değişikliklerinden biri de imalatçı ve tedarikçilerin sisteme dahil edilmesi oldu. Önceki uygulamada destek ihracatçı firmada kalırken, ihracata konu ürünü üreten imalatçı veya tedarikçi doğrudan destekten faydalanamıyordu.
Yeni yapının üretim zincirine etkisini değerlendiren Mustafa Talha Pepe, “Tedarikçilerin doğrudan destek alabilmesi ana ihracatçı üzerindeki finansman yükünü azaltabilir ve yerli girdi kullanımını teşvik edebilir. Ancak yan sanayicinin veya fason üreticinin kârlılığı zaten baskı altındaysa mevcut hesaplama modeli nedeniyle bu imkândan yararlanamama ihtimali ortaya çıkabilir” dedi.
DEİK Başkanı Nail Olpak da “Özellikle otomotiv yan sanayi, makina, tekstil ve hazır giyim gibi üretim zincirlerinde bu yaklaşım ihracata yönelik üretimin ekonomik karşılığını artırabilir. Tedarikçi firmaların uygulama koşullarını kolayca öğrenebilmesi ve süreçlerin bürokratik yük oluşturmadan yürütülmesi önemli” diye konuştu.
DÖVİZ ALMAMA TAAHHÜDÜ KALKTI
Yeni sistemde ihracatçı açısından en önemli değişikliklerden biri, bir ay döviz almama taahhüdünün kaldırılması oldu. Firmalar artık yüzde 10’luk döviz pozisyonu sınırını aşmadıkları sürece döviz alım ve satımı yapabilecek. Konuyla ilgili bilgi veren Doç. Dr. Şevket Sayılgan, “Firmalar yüzde 10 döviz pozisyonu sınırını aşmadıkça döviz alım-satımında serbest kalıyor. Bu, sistemi yasaklayıcı modelden pozisyon bazlı denetleyici modele dönüştürüyor. Ancak SMMM/YMM tasdikli bildirim zorunluluğu belgelendirme yükü getiriyor” dedi.
Gemi ve yat sektöründe uzun proje sürelerinin dikkate alınmasını isteyen Mustafa Talha Pepe ise, “Teslim süreleri 12 ila 36 aya yayılan, hakkediş usulüyle çalışan tersaneler açısından yüzde 10 sınırı dönem dönem nakit yönetimini zorlaştırabilir. Gemi ve yat gibi yüksek bedelli projelerde proje ve hakkediş bazlı esneklik sağlanması daha sağlıklı olacaktır” diye konuştu.
PLANLAMAYA DİKKAT EDİLMELİ
Doç. Dr. Şevket Sayılgan-Ekonomist: “Yeni düzenlemeyle esneklik artıyor, ancak uyum yükü belgelendirmeye kayıyor. Desteğin imalatçıya ulaşması hedeflenirken aracılı ihracat yapıları ve grup şirketleri için sözleşme ve mali yapı gözden geçirilmeli. Firma satış limitlerinin TCMB veri eşleştirmesiyle kesinleşmesi süreci izlenmeli ve limit daralması riskine karşı alternatif dönüşüm senaryoları hazırlanmalı.”
BÜROKRASİ SADELEŞMELİ
Nail Olpak-DEİK Başkanı: “İş dünyası açısından öncelikli beklentilerimizden biri, destek mekanizmalarının öngörülebilir ve sürdürülebilir olmasıdır. Yüzde 3’lük destek oranının uygulanma süresinin ve devamına ilişkin takvimin önceden açıklanması, döviz pozisyonu ve katma değer hesaplamalarının sade ve şeffaf hale getirilmesi önemli. Firma başına yıllık 100 milyon TL'lik limitin yüksek miktarda ihracat yapan firmalar ile KOBİ’ler için aynı olması da değerlendirilmesi gereken bir konu. Ayrıca 15 günde bir bankalara döviz pozisyonu bildirim formu verilmesi ve bunun YMM tarafından tasdik edilmesi bürokratik süreçleri ve maliyetleri artırıyor.
Döviz dönüşüm desteğinin uygun maliyetli ihracat finansmanı, reeskont kredileri, teknoloji yatırımları ve verimlilik artırıcı teşviklerle tamamlanmasını önemsiyoruz. İhracatçılarımızın rekabet gücü yalnızca döviz kuruna veya tek bir destek mekanizmasına bağlı olmamalı.”
DESTEK ORANI ARTIRILMALI
Mustafa Talha Pepe-Türkiye Gemi, Yat ve Hizmetleri İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı: “Son bir yılda enflasyonla döviz kurundaki artış arasındaki fark 14.5 puana çıktı. Kur yatay seyrederken işçilik, enerji, çelik ve diğer işletme maliyetleri yükseldi. Bu nedenle desteğin en az yüzde 10 seviyesine çıkarılması yönündeki beklentimizi koruyoruz. Mevcut maliyet-kur farkı yüzde 3’lük destekle telafi edilemiyor. Hesaplama modeli de sadeleştirilmeli. Faaliyet kârı ve işçilik üzerinden kurulan sınırlar, dönemsel olarak kârlılığı düşen veya yan sanayi ağırlıklı çalışan firmaları dışarıda bırakmamalı. Teslim süreleri 12 ila 36 aya yayılan projeler nedeniyle yüzde 10 döviz pozisyonu şartında proje ve hakkediş bazlı esneklik sağlanmalı. Eximbank ve reeskont kredilerinde finansmana erişimi zorlaştıran kısıtlar da gözden geçirilmeli.”

Yorum yazmak için giriş yapın.
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.