Orta Doğu’da ABD-İsrail–İran çatışması, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kesintiler, Karadeniz’de ise devam eden Ukrayna–Rusya savaşı, Avrupa’nın enerji güvenliğini sarsarken, Türkiye’nin jeostratejik konumu daha da ön plana çıktı. Gerek Türkiye’de gerekse Avrupa’da bu durum ‘jeostratejik vazgeçilmezlik’ olarak tanımlanıyor.
Bu nedenle Avrupa Birliği enerji krizinin derinleştiği bir dönemde Türkiye ile yeni bir denge arayışına girdi. Uzmanlara göre Gümrük Birliği’nin güncellenmesi ve vize serbestisi karşılığında Türkiye’nin enerji hub rolünü güçlendirmesi, iki taraf için de stratejik bir kazanım olabilir.
Avrupa’da enerji arzı üzerindeki baskı giderek artarken, Rus gazının devreden çıkması ve Orta Doğu’daki riskler kıtayı yeni çözümler üretmeye zorluyor. Bu süreçte Türkiye, sadece bir transit ülke değil, aynı zamanda enerji ticaretinin merkezine dönüşebilecek potansiyeliyle öne çıkıyor. Yapay zeka ve dijitalleşmenin hızlandırdığı küresel enerji talebi ise bu stratejik işbirliğini daha da kritik hale getiriyor.
AVRUPA YENİ ENERJİ ARAYIŞINDA
Hürmüz Boğazı’nda artan gerilim ve LNG arzındaki kırılganlık, Avrupa’nın enerji güvenliğini ciddi biçimde tehdit ediyor. Rusya’dan gelen gazın büyük ölçüde kesilmesiyle birlikte kıta, alternatif kaynak ve güzergâhlara yönelmiş durumda.
Enerji fiyatlarındaki dalgalanma ve arz riskleri, Avrupa ekonomilerinde enflasyon baskısını artırırken, sanayi üretiminden hane halkına kadar geniş bir alanı etkiliyor.
TÜRKİYE ENERJİ HUB’I
Bu tabloda Türkiye, coğrafi avantajı ve mevcut altyapısıyla kritik bir rol üstleniyor. Azerbaycan gazını Avrupa’ya taşıyan TANAP hattı, LNG terminalleri ve mevcut boru hatları Türkiye’yi bölgesel bir enerji merkezi haline getiriyor.
Türkiye’nin ‘enerji hub’ kimliği güçlendikçe, Avrupa için arz güvenliğinde yeni ve daha esnek bir model ortaya çıkıyor. Bu durum, yalnızca enerji akışını değil, fiyatlama ve ticaret dinamiklerini de etkileyebilecek bir potansiyel taşıyor.
TÜRKMEN GAZI VE YENİ HATLAR MASADA
Enerji denkleminde en dikkat çeken alternatiflerden biri Türkmen gazı. İran üzerinden swap yöntemiyle Türkiye’ye ulaşan gazın kapasitesinin artırılması ve uzun vadede Hazar geçişli bir boru hattının devreye alınması senaryoları tartışılıyor.
Bunun yanı sıra Irak gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması da gündemde. Ancak Suriye hattındaki güvenlik riskleri bu seçeneği kısa vadede zayıflatıyor.
AB’DEN OLUMLU MESAJLAR
Bu yaklaşımı destekleyen görüşler de kamuoyuna yansımaya başladı. AB Komiseri Marta Kos, gelinen noktayı “Türkiye ile ilişkiler dar başlıklara sığmaz” sözleriyle tanımlarken, 6 Şubat’ta Ankara’da düzenlenen Türkiye–AB zirvesinde ilişkilerin stratejik boyutuna dikkat çekerek, Gümrük Birliği’nin güncellenmesi, vize serbestisi ve tam üyelik sürecinde ‘somut ilerleme ihtiyacını’ vurguladı.
Geçen yıl Ankara’da düzenlenen Yüksek Düzeyli Ticaret Diyaloğu toplantısında AB Komisyonu’nun Ticaretten Sorumlu Üyesi Maroš Šefčovič ise Türkiye’nin üretim kapasitesinin ve tedarik zincirindeki rolünün Avrupa için hayati olduğunu belirterek, Türkiye’nin AB’ye ‘stratejik ortak’ olduğunu kaydetti.
Avrupa Parlamentosu’nun Türkiye raportörü Nacho Sánchez Amor de mayıs ayında yayımlanan AP Türkiye Raporu’nda, Türkiye’nin göç, güvenlik ve bölgesel istikrar açısından AB için stratejik öneme sahip olduğunu belirtti. Vize serbestisi için gerekli 72 kriterden 66’sının tamamlandığını vurgulayan Amor, kalan 6 kriter karşılandığında sürecin yeniden başlayabileceğini açıkladı. AB’nin bu yaklaşımı, Avrupa’nın enerji krizinin ortasında Türkiye ile ilişkileri yakından tutma isteğinin diplomatik bir yansıması olarak yorumlandı.
ENERJİ VE ULAŞTIRMA OMURGASI
Şubat ayında Brüksel merkezli analizlerde AB’nin Türkiye’ye yönelik bakışının değiştiği ifade edilmeye başlandı. Özellikle Trans-Anadolu (TANAP) ve Orta Koridor projelerinin Avrupa için Çin ve diğer tedarikçilere karşı güçlü bir alternatif sunduğu, Türkiye’nin enerji ve lojistikte ‘kilit geçiş ülkesi’ olduğu diplomatik çevrelere dayandırılarak bildirildi. Analize göre, küresel ekonomik rekabetin kızıştığı bir dönemde AB, Türkiye ile ilişkilerini ‘stratejik ortaklık’ çerçevesinde yeniden tanımlama eğiliminde.
AB Komiseri Marta Kos ve AB Komisyonu’ndaki yetkililer, bu sürecin önemini sık sık vurguluyor. Bu cephede AB, Türkiye’nin tedarik zincirlerindeki rolünü güçlendirmek için Gümrük Birliği’nin modernizasyonunu desteklemeye daha açık bir tutum izliyor. İkinci kritik başlık ise vize serbestisi. AP Raportörü Sánchez Amor, bu konuda sürecin yeniden başlatılabileceğini belirtiyor. AB’deki diplomatik eğilim, Türkiye ile halklar arası temasların kolaylaştırılması yönünde.

YENİ BİR MÜZAKERE ZEMİNİ OLUŞUYOR
SETA Uzmanı Büşra Zeynep Özdemir: Brüksel tarafından enerji güvenliği kaygısıyla Türkiye’ye alan açma eğilimi söz konusu. Fakat bu alan daha çok ‘kademeli yakınlaşma’ şeklinde görülüyor. 2022 öncesinde bu ürünlerin en fazla tedarik edildiği ülke Rusya idi. Savaşın ardından arzını çeşitlendirmek için adımlar atan Avrupa ülkeleri, şimdi bu konuda yeniden ciddi bir riskle karşı karşıya. Yani mesele artık “Yeterli gaz var mı” değil, “Hangi maliyetle, hangi rota üzerinden ve ne kadar dayanıklı bir sistemle erişilebilir” soruları. Bu çerçevede Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir müzakere zemini oluşmaya başladığını görüyoruz. Ancak bunu “Avrupa Türkiye’ye bağımlı hale geldi” şeklinde değil, “Türkiye’nin stratejik değeri/önemi arttı” şeklinde okumak daha isabetli. Çünkü mevcut kriz Avrupa’yı daha fazla sayıda güvenilir ortak, daha esnek transit güzergahları ve daha güçlü bölgesel işbirlikleri aramaya itiyor. Türkiye tam da bu noktada Avrupa için bir ‘üretici güç’ten ziyade bir ‘geçiş ülkesi’, ‘bağlantı noktası’ ve ‘dengeleme ortağı’ olarak öne çıkıyor.
ALTYAPI ESNEKLİĞİ
Türkiye’nin avantajı yalnızca coğrafi konumundan kaynaklanmıyor. Geçtiğimiz 20 yıl gibi bir sürede oluşturduğu altyapı, tedarik çeşitliliği ve bölgesel bağlantıları da kritik öneme haiz. Türkiye bugün talebe göre değişmekle birlikte 10’dan fazla ülkeden LNG tedariki, 4 farklı ülkeden ise boru gazı ithalatı gerçekleştiriyor. LNG tarafından günlük yeniden gazlaştırma kapasitesi 160 milyon metreküpün üzerine çıktı. Avrupa tarafından bu duruma baktığımızda Türkiye’nin yalnızca coğrafya değil, aynı zamanda altyapı esnekliği ve çok kaynaklı tedarik portföyü ile öne çıktığını görüyoruz. Türkiye bugün Güney Gaz Koridoru ile Azerbaycan gazının Avrupa ülkelerine iletilmesinde, AB gaz piyasasının çeşitlendirilmesinde kritik bir rol oynuyor. Bu süreçte AB’nin tutumu ilişkilerin daha çok ‘kademeli’ ve ‘orantılı’ biçimde ilerletilmesi yönünde. Vize serbestisi meselesini de yine bu ‘kademeli’ tutumun bir yansıması olarak görebiliriz.

AB’NİN ŞARTLARI BELLİ
Uygulamalı Türkiye Çalışmaları Merkezi (CATS) Uzmanı Dr. Yaşar Aydın: Türkiye, Avrupa ve Avrupa Birliği için kuşkusuz önemli bir ülke. Büyük bir pazar, üretim sahası ve yatırım destinasyonu olmasının yanı sıra, birçok sektörde Türk firmaları ve tedarikçileri AB’nin tedarik ve üretim zincirlerinin önemli bir parçası. AB’nin Türkiye’ye Gümrük Birliği ve vize serbestisi meselelerinde kolaylık göstereceğini beklemek iyimser bir beklenti. Örneğin, günümüzde ABD en büyük sıvılaştırılmış doğalgaz ihracatçılarındandır. AB ülkelerine LNG ihraç ediyor ve gerektiğinde bu kapasiteyi artırma imkanına da sahip. Enerji altyapısının hazırlanması aylar alabilecek. Bu süreçte Hürmüz Boğazı’nın kapalı kalacağını kestirmek an itibarı ile güç. Brüksel’in Ankara ile enerji güvenliği alanında işbirliğini derinleştirmesi durumunda dahi vize serbestisi konusunda koşulları esnetmesi zor.