Türkiye, enerjide dışa bağımlılığı azaltma hedefi doğrultusunda son yıllarda denizlerde yürüttüğü petrol ve doğalgaz arama faaliyetlerini hızlandırdı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar ise atılan bu adımlarla Türkiye’nin enerjideki dışa bağımlılığını bitireceklerini açıkladı. Bu nedende 2026 yılının sondajlar yılı olduğu bilgisini veren Bakan Bayraktar, belirlenen hedefi şöyle açıkladı: “Türkiye enerjide ve madenlerde net ihracatçı bir ülke olacak. Dışa bağımlılığı bitirmiş, enerjide bağımsız bir Türkiye hedefliyoruz. 2026 enerjide önemli dönüşümlerin, önemli gelişmelerin olacağı bir yıl. 2026’da Karadeniz’deki, Sakarya Gaz Sahası’ndaki üretimimiz iki katına çıkacak. Osman Gazi Yüzer Üretim Platformumuzla artık 8 milyon haneye yetecek doğalgazı kendimiz üretmiş olacağız. Hedefimiz keşiflerle ülkemizde hane halkının enerjisini kendimiz sağlamak.”
6 YENİ SONDAJ YAPILACAK
Türkiye’nin petrol ve doğalgazda yeni bir büyüme hikayesi yazması gerektiğini vurgulayan Bayraktar, “Karadeniz’de yeni lokasyonlarda keşif amaçlı 6 sondaj yapacağız. Bunlardan biri şu anda içinde bulunduğumuz Rize sınırları içinde. Çayeli açıklarında yapmayı düşündüğümüz bir sondaj. Çayeli açıklarında kazmayı düşündüğümüz lokasyonun yerini aşağı-yukarı tespit etmiş durumdayız. Yaklaşık bin 500 metre su derinliği var. Ondan sonra da 2 bin 500 ila 3 bin metre daha deniz tabanından sonra kazıp 4 bin-4 bin 500 metrede olduğunu düşündüğümüz hidrokarbon kaynağını arayacağız. 2026, bizim bu sondajı yapacağımız yıl olacak” dedi.
KENDİ BULUYOR KENDİ ÇIKARIYOR
Türkiye ilk aşamada petrol ve doğalgaz araması için kendi filosunu kurarak dışa bağımlılığı azaltmada kritik bir aşamayı geride bıraktı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı verilerine göre Türkiye; Fatih, Yavuz, Kanuni ve Abdülhamid Han derin deniz sondaj gemileri ile Barbaros Hayreddin Paşa ve MTA Oruç Reis sismik araştırma gemilerinden oluşan güçlü bir enerji filosuna sahip. 2022’de Abdülhamid Han gemisinin devreye girmesiyle dört olan derin deniz sondaj gemisi sayısı, 2025’te filoya katılan iki yeni ultra derin deniz gemisiyle altıya yükseldi (İlk görevlerini Mersin'de yapmaya hazırlanıyorlar).
Bu kapasite artışıyla Türkiye derin deniz sondaj filosu büyüklüğünde dünyada dördüncüsü oldu. Ayrıca arama-üretim faaliyetlerinde teknik imkanlar açısından bağımsızlığını güçlendirdi. İkinci aşamada ise denizlerdeki bu hamle, karadaki üretimle de desteklendi. Gabar bölgesinde yer alan petrol sahalarında üretim hızla artarken, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı ekipleri zorlu coğrafi bölgede sahada 7 gün 24 saat esasına göre çalışmalarını sürdürüyor. Şehit Aybüke Yalçın-70 Kuyusu, bu yerli enerji hamlesinin simgelerinden biri oldu. 2023 yılının ortasında Gabar sahasında günlük petrol üretimi 80 bin varilin üzerine çıkarak, Türkiye’nin günlük ham petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 8’ini tek başına karşılamaya başladı.
ENERJİ İTHALATI DÜŞECEK
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, bu projeyi ‘Türkiye’nin enerji bağımsızlığı yolundaki en önemli girişimlerden biri’ olarak tanımlarken, günlük üretimin 81 bin varile ulaştığını ve yeni kuyularla 100 bin varil/gün hedefinin kısa sürede aşılmasının planlandığını vurguladı. Bu başarı yalnızca enerji üretimini değil, bölgesel kalkınmayı da etkiledi. Türkiye, enerji ihtiyacının yüzde 90’ından fazlasını halen ithalatla karşılıyor. Karadeniz doğalgazı ve Gabar petrolleri gibi yerli keşiflerle ithalat faturasını düşmesi, arz güvenliğini artması mümkün olacak. Bu projelerle yıllık milyarlarca dolarlık tasarruf sağlanırken, orta vadede enerji maliyetleri vatandaş lehine gerileyecek. Enerji uzmanları ise Sakarya Gaz Sahası’nın tam kapasiteye ulaşmasıyla doğalgaz ithalatının yüzde 25-30 azalabileceğine dikkat çekiyor.
YÜZDE 30’U KARADENİZ’DEN
Türkiye’nin küresel ölçekte enerjide oyun değiştirici hamlesi, Karadeniz’deki doğalgaz keşifleriyle başladı. Fatih sondaj gemisi, Temmuz 2020’de Sakarya Gaz Sahası’nda (Tuna-1) Türkiye’nin ilk milli derin deniz sondajını gerçekleştirdi. Aynı yıl Tuna-1 kuyusunda önce 320 milyar metreküp, ardından 85 milyar metreküp ilave keşifle rezerv 405 milyar metreküpe çıktı. 2021 Haziran ayında ise Amasra-1 kuyusundaki 135 milyar metreküp gazla Türkiye’nin toplam rezervi 540 milyar metreküpe yükseldi. Uluslararası analizlerde ise Sakarya sahasının potansiyeli 652 milyar metreküp olarak güncellendi. 2022 sonunda da Çaycuma-1 kuyusunda keşfedilen 58 milyar metreküp ile Karadeniz’deki toplam doğalgaz miktarı 710 milyar metreküpe ulaştı. Bu keşiflerin ortaya çıkardığı en önemli sonuç ise tam kapasiteye ulaşıldığında Türkiye’nin yıllık doğalgaz ihtiyacının yaklaşık yüzde 30’unun Karadeniz’den karşılanabileceği oldu.
Yeni yılın ilk önemli gelişmesi, Karadeniz gazının ardından Rize'nin Çayeli ilçesi açıklarında denizdeki petrol sızıntısından alınan numunelerde yapılan analizlerin olumlu sonuçlar çıkması oldu.

HEM GAZ HEM PETROL POTANSİYELİ
Enerji Uzmanı Altuğ Karataş, bu gelişmeyle bugüne kadar Karadeniz’in ağırlıklı olarak Sakarya Gaz Sahası üzerinden doğalgazla anıldığını, ancak artık bölgenin hem gaz hem de petrol potansiyeliyle birlikte değerlendirilebileceğini söyledi. Karataş, son bulguların bölgede hidrokarbon içeren bir kaya sisteminin bulunduğunu ve bu sistemin uzun yıllar boyunca belirli basınç ve sıcaklık altında olgunlaştığını gösterdiğini vurguladı. Karataş, ayrıca kayaçlar arasındaki fay ve kırık sistemleri üzerinden yukarı doğru bir hidrokarbon göçünün de söz konusu olduğunu dile getirdi.
OSMANLI DÖNEMİNDEN BERİ BİLİNİYOR
Rize'de tespit edilen rezervi değerlendiren Gümüşhane Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nafiz Maden, Rize-Çayeli açıklarında yıllardır bilinen petrol sızıntısına ait numunelerde yapılan analizlerin doğal ham petrol bulgularını kesin olarak doğruladığını açıkladı. Maden, elde edilen sonuçların bölgenin petrol potansiyeline yönelik güçlü kanıtlar sunduğunu vurgulayarak, “Rize açıklarına sondaj gemisi gönderilmesi artık bilimsel bir zorunluluk haline gelmiştir” dedi.
Prof. Dr. Nafiz Maden, ayrıca Türkiye envanterine eklenen Çağrı Bey ve Yıldırım sondaj gemilerinin de enerji güvenliği açısından önemli bir adım olduğunu belirtti. Prof. Dr. Maden, “Karadeniz'le ilgili çalışmalarımız da var. Osmanlı döneminden beri bilinen Rize-Çayeli açıklarındaki petrol sızıntısı üzerine iki numune aldık. Bunlardan biri TPAO'ya gönderildi ve olumlu sonuç geldi” dedi.
5 BÖLGE DAHA REZERV ALANI OLABİLİR
Doğu Karadeniz'de, özellikle Trabzon ile Hopa arasındaki bölgede petrol rezervi bulacaklarına inandıklarını belirten Prof. Dr. Nafiz Maden, yapılan diğer bölgesel çalışmaları şöyle anlattı: “Bayburt, Gümüşhane, Erzurum ve Erzincan bölgesinin petrol potansiyeli üzerine araştırmalarımız var. 1933'ten bu yana Bayburt'un Ortaçimağıl köyünde tespit edilmiş bir petrol sızıntısı vardı. Cevat Eyüp Taşman ve meslektaşları o dönemde ilk raporları hazırlamıştı. Bu çalışmaları devam ettirdik ve bölgedeki vatandaşların aktarımlarıyla yeni sızıntı alanlarını belirledik. Bayburt'un Saruhan, Ortaçimağıl, Kurbanpınarı ve Uluçayır köylerinde petrol sızıntıları tespit ettik. Aldığımız numuneleri TPAO'ya gönderdik ve olumlu sonuçlar aldık. Ayrıca Gümüşhane'de iki farklı sahada petrol sızıntısına rastladık; bahar aylarında bu bölgelerde daha detaylı incelemeler yapmayı planlıyoruz.”
YURT DIŞINDA 4 BÖLGEDE SONDAJ
2026’nın, Türkiye’nin petrol ve doğalgazda yeni bir büyüme hikayesi yazacağı yıl olacağını belirten Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, “Çağrı Bey sondaj gemimizle Somali’de ilk sondajı nisan-mayıs aylarında gerçekleştirmeyi hedefliyoruz. Öte yandan, geçen yıl anlaşılan Pakistan’da 3 deniz sahasında sondajı da bu yıl yapılacak” dedi.

UYDU GÖRÜNTÜLERİYLE TESPİT EDİLDİ
Enerji Uzmanı Altuğ Karataş, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın yürüttüğü jeolojik ve sismik çalışmalar sonucunda Karadeniz’de ciddi bir potansiyelin ortaya çıktığını belirtti. Karataş, filoya katılan yeni sondaj gemilerinin bu sürecin en somut göstergesi olduğunu vurgulayarak, Orta ve Doğu Karadeniz’de planlanan çalışmalarla bu potansiyelin sondaj faaliyetleriyle test edileceğini söyledi. Uydu görüntüleri ve teknik analizlerde petrol bulgularının birden fazla noktada tespit edildiğine dikkat çeken Karataş, “Bu durum tekil ya da lokal bir çatlak yapısından ziyade bölgesel ölçekte çalışan bir fay ve kırık sistemine işaret ediyor. Bu yapı yalnızca Çayeli ile sınırlı değil; çok daha geniş bir alanı kapsayan bir hidrokarbon sisteminin varlığını gösteriyor” dedi.