Cumhurbaşkanlığı Kabine Toplantısı sona erdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Kabine Toplantısı'nın ardından açıklama yaptı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Kurban Bayramı'nı 27-30 Mayıs tarihleri arasında idrak edeceğiz. Kamu çalışanlarımız 26 Mayıs Salı günü resmi tatillerine 1,5 gün daha eklenmesini kararlaştırdık. Pazartesi tam gün, Salı öğleye kadar olmak üzere bayram öncesi 1,5 günü idari izin kapsamına kapsamına alarak toplamda 9 günlük tatil imkanı vermiş oluyoruz." ifadelerini kullandı
Cumhurbaşkanı Erdoğan ayrıca , "ABTürkiye'nin yapıcı tavrının kıymetini çok iyi bilmeli, bunu hor kullanmamalıdır. Unutulmasın ki ne Türkiye eski Türkiye'dir ne de dünya eskisi gibi Batılı devletlerinin nüfuz alanına sıkışmış haldedir. Yeni aktörlerin boy verdiği küresel sistemin çok kutupluluğa evrildiği yeni bir dünya kuruluyor. Türkiye yeni sistemin kutup başlarından biri olmaya namzet en güçlü ülkeler arasında yer alıyor. Bugün Avrupa'nın Türkiye'ye duyduğu ihtiyaç Türkiye'nin Avrupa'ya duyduğu ihtiyaçtan daha fazladır. Avrupa yol ayrımındadır. Ya Türkiye'nin küresel ağırlığını birlik için fırsat olarak fırsat olarak görecekler ya da dışlayıcı söylemlerin Avrupa'nın geleceğini karartmasına müsaade edeceklerdi. Temennimiz Türkiye ile samimi, sahici, göz hizasında ilişkiler geliştirmeye odaklanmalıdır. Böyle bir ilişkinin kazanını Avrupa kıtası olacaktır. Milletimizin yüksek menfaatlerini rehber edinerek alnımız ak, başımız dik şekilde yürümeye devam edeceğiz." dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar şöyle:
Dün yaşanan fırtınadan etkilenen Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman başta olmak üzere çeşitli illerdeki vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Tarım ve İçişleri Bakanlıklarımız çalışmalarını titizlikle yürütmektedirler. Dünyanın ve bölgemizin çatışmaların, siyasi ve ekonomik çalkantıların, sosyal gerilimlerin girdabında sağa sola savrulduğu dönemde Türkiye emin adımlarla hedeflerine ilerliyor. Bölgemizdeki her kriz Türkiye'nin son 23 yılda kat ettiği mesafeyi ispat ederken ülkemizin istikrar adası konumunu daha da perçinliyor.
"SAVAŞIN YIKICI ETKİLERİNİ EN DÜŞÜK SEVİYEDE TUTMAYI BAŞARABİLİYORUZ"
Türkiye bölgesinin en güçlü en istikrarlı ülkesi olarak göz doldurmakta, adından söz ettirmektedir. Bugün artık her alanda kendi ayakları üstünde durabilen hatta bunun da ötesine geçerek dostlarına, kardeşlerine en zor zamanlarında destek veren Türkiye vardır. 23 yıldır sabırla uyguladığımız stratejilerin semerelerini topladığımız dönemdeyiz. Avrupa başta olmak üzere tüm dünyayı kara kara düşündüren savaşın yıkıcı etkilerini en düşük seviyede tutmayı başarabiliyoruz.
Bölgemizdeki savaşa rağmen ihracatımız Nisan'da güçlü performans sergiledi. Yıllık yüzde 22,3 artışla 25,4 milyar dolara ulaştı. Ocak-Nisan dönemi ihracatımız ise 88 milyar 630 milyon doları buldu. İlk defa 275,8 milyar dolara çıkarak cumhuriyet tarihimizin rekorunu kırdık. 166 ülke ve bölgeye ihracatımız arttı. 26 sektörün tamamında ihracatımız yükseldi. Sektörler sıralamasında 3,9 milyar dolarla otomotiv liderliğini sürdürürken, kimyevi maddeler ikinci, elektrik-elektronik üçüncü, hazır giyim dördüncü oldu.
"YENİ PAZARLARA AÇILARAK, İHRACATI TEŞVİK EDEREK DAHA YÜKSEK RAKAMLARA ULAŞACAĞIZ"
Yılın ilk 4 ayında bu alanda yüzde 28 oranında artış kaydederek önemli başarıya imza attık. 1018 firmamız ilk kez yurt dışına ürün satma başarısı göstermiştir. Ticarette korumacılık eğilimlerinin güçlendiği, talebin daraldığı, jeopolitik risklerin tırmandığı dönemde bu ihracat rakamları takdire şayandır. Türkiye'nin potansiyeli bunun çok çok üzerindedir. İnşallah yeni pazarlara açılarak, ihracatı teşvik ederek daha yüksek rakamlara ulaşacağız.
2025 yılını 64 milyon ziyaretçi, 65,2 milyar dolar turizm geliri ile kapatmıştık. Turizm gelirlerimiz yılın ilk çeyreğine göre yüzde 4,2 artarak 9 milyan 896 milyon dolara ulaştı. Yabancı ziyaretçilerin kişi başı gecelik ortalama harcaması ise 119 dolara çıktı.
"DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDAN ÜST DÜZEY MİSAFİRİ ÜLKEMİZDE AĞIRLAYACAĞIZ"
Bu sene Türkiye'nin uluslararası görünürlüğünü artıracak zirvelere ve etkinliklere ev sahipliği yapacağız. 20 Mayıs Çarşamba günü 2026 UEFA Avrupa Ligi Finali İstanbul'da oynanacak. 7-8 Temmuz tarihlerinde NATO zirvesi Ankara'da gerçekleştirilecek. BM İklim Değişikliği Konferansları'nın 31. Kası ayında Antalya'da düzenlenecek. Türk Devletleri Teşkilatı'nın 13. zirvesi Türkiye'de tertip edilecek. Dünyanın dört bir yanından üst düzey misafiri ülkemizde ağırlayacağız.
Sadece ihracat ve turizmde değil istihdam tarafında da istatistiklerin umut verici olduğunu görüyoruz. İşsizlik oranı bir önceki aya göre 0,3 puan azalarak yüzde 8,1'e geriledi. İstihdam sayımız aynı dönemde 22 bin kişi artarak 32 milyon 425 bin kişiye, istihdam oranı ise 0,3 puan olarak artarak yüzde 48,5'a düzeldi. İşgücü sayımız Mart ayında 35 milyon 298 bin kişiye ulaştı. Böylece işsizlik oranımız tek haneli seyrini 35. ayında da korumuş oldu. Atıl işgücü oranındaki yükselişi de dikkatle takip ediyoruz. İhracat, istihdam ve turizmdeki bu olumlu tabloya rağmen maalesef savaşın etkisini en fazla hissettiğimiz alanların başında enflasyon geliyor.
"DOĞRU BİLDİĞİMİZ YOLDA SAĞLAM ADIMLARLA İLERLEMEKTE KARARLIYIZ"
Bugün Nisan ayı enflasyon yüzde 4,18 olarak açıklandı. Akaryakıt fiyatları dünyada olduğu gibi bizde de ağır baskı oluşturuyor. İrademizde en küçük gerileme yoktur. Felaket tellallarına kulak asmadan doğru bildiğimiz yolda sağlam adımlarla ilerlemekte kararlıyız.
Son dönemde Türkiye'nin Avrupa'daki konumuna dair yine Avrupalı aktörlerin tetiklediği yıpratıcı tartışmalara şahit oluyoruz. Ülkemizin AB yolculuğuyla ilgili bazı temel gerçekleri hatırlatmakta fayda görüyorum. Türkiye o zamanki adı Avrupa Ekonomik Topluluğu olan AB'ye ortaklık başvurusunu 31 Temmuz 1959'da yaptı.
1963'de de Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin hukuki zeminini oluşturan Ankara Anlaşması imzalandı. Ortaklık anlaşması birbirinin devamı niteliğinde hazırlık, geçiş ve nihai dönem olmak üzere 3 ayrı devreyi kapsıyordu. Ankara Anlaşması'nın 1964'te yürürlüğe girmesiyle hazırlık dönemi başlamış oldu. 13 Kasım 1970'de Katma Protokol'ü imzaladık ve geçiş dönemine ilk adımı attık. Takip eden süreçte Kıbrıs davamızdan kaynaklı anlaşmazlıklar AB yoluculuğumuzda önümüzün kesilmesine sebep oldu.
"TÜRKİYE SİYASİ SAİKLERLE MÜZAKERE MASASININ DIŞINA İTİLDİ"
O dönemde komşumuz Yunanistan 1975'te başvurdu ve 1981'de kabul edildi. Türkiye siyasi saiklerle müzakere masasının dışına itildi. 12 Eylül darbesiyle AB ile ilişkilerimi resmen askıya alındı. Sivil iktidarın yeniden tesisi ve merhum Turgut Özal'ın inisiyafitiyle münasebetlerimiz tekrar ivme kazandı. 1987 birliğe tam üyelik başvurumuzu yaptık ve merhum Özal'ın ifadesiyle 'uzun ince bir yol'a çıktık. Başvurumuzu değerlendiren komisyon 2,5 yıl sonra verdiği cevapta topluluğun kendi iç bütünleşmesini sağlamadan yeni üye kabul etmeyeceğini ifade etti.
Türkiye-AB arasında 1996'da yürürlüğe giren Gümrük Birliği ile nihai döneme geçmiş olduk. Karşılaştığımız sıkıntılar kısa süre sonra tekrar nüksetmeye başladı. Lüksemburg zirvesinde 12 ülkeye adaylık statüsü verilirken Türkiye bir kez daha görmezden gelindi. Helsinki'deki zirvede Türkiye'nin adaylığı onaylandı ve katılım ortaklığı belgesinin hazırlanmasına karar verildi. Ülkeyi yönetme görevini devralmamızın ardından tüm bu faaliyetlere yeni soluk kazandırdı. 8 uyum paketi meclisten geçti. 53 kanunun 218 maddesinde değişiklik yaptık. 2 anayasa paketi meclisimizde kabul edildi. 2004'te tarihinin en büyük genişleme hamlesine imza atan AB, içinde Türkiye'nin olmadığı 10 ülkeyi birliğe üye olarak kabul etti.
"TÜRKİYE'YE DESTEK VERMEDE YETERSİZ, İSTEKSİZ KALAN BİRLİK YAKALADIĞI TEMPOYU KORUYAMADI"
Bunlar arasında maalesef Güney Kıbrıs yönetimi yer alıyordu. Türkiye olarak bu hakkaniyetsiz kararları sineye çekerek yolumuza devam ettik. Müzakere süreci ve devamında üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirdik. 9. Reform Paketi'ni açıkladık. 13 fasıl müzakereye açıldı. Daha sonra ancak 1 fasıl açılabildi. 2012'de pozitif gündem ise yalnızca 2 yıl sürdü. 2015'ten itibaren Suriye'deki iç savaşın yol açtığı, Avrupa'nın 2. Dünya Savaşı'ndan sonra düzensiz göç dalgasının etkisiyle birlikle ilişkilerimiz yoğunlaştı. 15 Temmuz darbe girişimi konusunda Türkiye'ye destek vermede yetersiz, isteksiz kalan birlik yakaladığı tempoyu koruyamadı.
"TÜRKİYE'YE KARŞI KÖKLEŞMİŞ OLAN ÖNYARGILARI BİR TÜRLÜ AŞAMADIK"
Biz maruz kaldığımız onca çifte standarda rağmen tam üyelik yolundaki çalışmalarımızı inatla sürdürdük. Bugün de AB kurumları ve ülkeleriyle yoğun şekilde devam ediyoruz. İlk başvuru tarihimiz olan 1950'den beri Avrupa içerisinde özellikle belli kesimlerde Türkiye'ye karşı kökleşmiş olan önyargıları bir türlü aşamadık. Kimi zaman demokrasimizi, kimi zaman ekonomimizi, kimi zaman nüfusumuz üzerinde, kimi zaman inancımızı bahane ederek bizi ötekileştirerek. Her seferinde Türkiye'nin tam üyelik sürecini yavaşlatacak bir bahane mutlaka buldular.
Türkiye değişti, dönüştü, ekonomisini ve demokrasisini güçlendirdi. Ama bu çevrelerin ülkemize yönelik çarpık yaklaşımında değişiklik olmadı. Bu zihniyetle ve temsilcileriyle mücadele etmek zorunda kaldık. Merhum Özal'ın dediği gibi sadece uzun ince değil aynı zamanda suni engeller ve engebelerle dolu bir yolda yürüdük. Bu yolculuk aynı zeminde devam ediyor. Stratejik şaşılık birliğin pekçok kurumunda varlığını muhafaza ediyor. Gelinen noktada bir gerçeği açık açık dile getirmek durumundayım. Dün olduğu gibi bugün de mesele Ankara'nın nerede durduğu değil Brüksel'in geleceğin dünyasında nerede olmak istediğidir. Türkiye'nin tam üye olarak yer almadığı AB'nin küresel aktör ve çekim merkezi olmayacağı anlaşılmalıdır. Biz varlığı hatırlanacak, ihtiyaç duyulunca kapısı çalınacak bir ülke değiliz.
"AB,TÜRKİYE'NİN YAPICI TAVRININ KIYMETİNİ ÇOK İYİ BİLMELİ, BUNU HOR KULLANMAMALIDIR"
AB,Türkiye'nin yapıcı tavrının kıymetini çok iyi bilmeli, bunu hor kullanmamalıdır. Unutulmasın ki ne Türkiye eski Türkiye'dir ne de dünya eskisi gibi Batılı devletlerinin nüfuz alanına sıkışmış haldedir. Yeni aktörlerin boy verdiği küresel sistemin çok kutupluluğa evrildiği yeni bir dünya kuruluyor. Türkiye yeni sistemin kutup başlarından biri olmaya namzet en güçlü ülkeler arasında yer alıyor. Bugün Avrupa'nın Türkiye'ye duyduğu ihtiyaç Türkiye'nin Avrupa'ya duyduğu ihtiyaçtan daha fazladır. Avrupa yol ayrımındadır. Ya Türkiye'nin küresel ağırlığını birlik için fırsat olarak fırsat olarak görecekler ya da dışlayıcı söylemlerin Avrupa'nın geleceğini karartmasına müsaade edeceklerdi.
Temennimiz Türkiye ile samimi, sahici, göz hizasında ilişkiler geliştirmeye odaklanmalıdır. Böyle bir ilişkinin kazanını Avrupa kıtası olacaktır. Milletimizin yüksek menfaatlerini rehber edinerek alnımız ak, başımız dik şekilde yürümeye devam edeceğiz.
KURBAN BAYRAMI TATİLİ
Kurban Bayramı'nı 27-30 Mayıs tarihleri arasında idrak edeceğiz. Kamu çalışanlarımız 26 Mayıs Salı günü resmi tatillerine 1,5 gün daha eklenmesini kararlaştırdık. Pazartesi tam gün, Salı öğleye kadar olmak üzere bayram öncesi 1,5 günü idari izin kapsamına kapsamına alarak toplamda 9 günlük tatil imkanı vermiş oluyoruz.
GENÇLERE DESTEKLER
Kurban Bayramı'nı 27-30 Mayıs tarihleri arasında idrak edeceğiz. Kamu çalışanlarımız 26 Mayıs Salı günü resmi tatillerine 1,5 gün daha eklenmesini kararlaştırdık. Pazartesi tam gün, Salı öğleye kadar olmak üzere bayram öncesi 1,5 günü idari izin kapsamına kapsamına alarak toplamda 9 günlük tatil imkanı vermiş oluyoruz.