Küresel ticaret ve finans dengeleri, ülkelerin attığı politik adımlar doğrultusunda yeniden şekillenirken, dünyanın en büyük iki ekonomisi olan ABD ve Çin arasındaki ilişkiler de bu süreçte belirleyici olmaya devam ediyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın ikinci döneminde artan ticari gerilime rağmen, Washington ile Pekin yönetimlerinin son dönemde daha uzlaşmacı bir tutum benimsemesi, küresel piyasalardaki tansiyonu kısmen düşürdü.
Şİ’DEN “FİNANSAL SÜPER GÜÇ” VİZYONU
Şi Cinping, Qiushi dergisindeki makalesinde, küresel finansal dengelerin değiştiği bir dönemde Çin’in “finansal süper güç” olma hedefini açık şekilde ortaya koydu. Şi, RMB’nin yalnızca ülke içi işlemlerde kullanılan bir para birimi olmaktan çıkarılarak, uluslararası ticaret ve finans sisteminde daha etkin bir rol üstlenmesini amaçladıklarını ifade etti.
Bu doğrultuda para politikasında bağımsızlığın güçlendirilmesi, finansal altyapının derinleştirilmesi ve Çin’in ulusal koşullarına uygun bir finansal sistemin inşa edilmesi gerektiğini vurgulayan Şi, güçlü bir finansal denetim yapısı ve sağlam bir finans hukuku çerçevesinin önemine dikkat çekti.

ULUSLARARASI KURALLARDA SÖZ SAHİPLİĞİ HEDEFİ
Makalede, Çin’in yalnızca mevcut küresel finansal kurallara uyum sağlayan değil, aynı zamanda bu kuralların oluşturulmasında söz sahibi olan bir aktör olması gerektiği vurgulandı. Bu hedef doğrultusunda, ülkenin güçlü ve uzmanlaşmış bir finansal insan kaynağı havuzu yetiştirmesinin zorunlu olduğu belirtildi.
“RMB’NİN ULUSLARARASILAŞMASI ÖNCELİK KAZANIYOR OLABİLİR”
Asya piyasaları analisti Sadi Kaymaz, konuyu AA muhabirine değerlendirdi. Kaymaz, Çin’in uzun süredir RMB’nin uluslararası kullanımını artırma hedefi taşıdığını ancak bu konunun, ABD varlıklarına duyulan güvenin aşınmaya başladığı bir dönemde daha fazla öne çıktığını söyledi.
Qiushi dergisinin Komünist Parti açısından taşıdığı öneme işaret eden Kaymaz, burada yayımlanan metinlerin parti ve devlet kurumları için ideolojik bir yol haritası niteliği taşıdığını belirtti. Kaymaz, “Bu nedenle RMB’nin uluslararasılaşmasına ilişkin mesajların Qiushi’da yayımlanması, söylemsel bir yönlendirme olarak okunabilir.” değerlendirmesinde bulundu.
Kaymaz’a göre, uluslararasılaşma söylemi yeni değil ancak mevcut küresel koşullar altında bu hedefin öncelik kazanması mümkün görünüyor. Bununla birlikte Çin’in bu alanda ani ve agresif adımlar atmaktan kaçınacağını ifade eden Kaymaz, “Adımlar hızlanabilir ama Çin bu kulvarda koşmayacaktır.” dedi.
ÇİN NEDEN TEMKİNLİ DAVRANIYOR?
Kaymaz, Çin’in temkinli tutumunun arkasında somut nedenler bulunduğunu vurguladı. Çin’in uzun yıllardır sermaye hareketlerini sıkı biçimde kontrol ederek büyüdüğünü hatırlatan Kaymaz, yabancı para giriş-çıkışlarına kotalar uygulandığını ve döviz kurunun idari tedbirlerle yönetildiğini söyledi.
Bir paranın gerçek anlamda rezerv para olabilmesi için tam konvertibl olması gerektiğine işaret eden Kaymaz, “Çin bunu yaparsa finansal istikrarını riske atacağından endişe ediyor.” ifadesini kullandı. 2015’te yaşanan sermaye çıkışlarının, Çin yönetimi açısından hâlâ güçlü bir hatırlatıcı olduğuna dikkat çekti.
Yuanın küresel talep görmesi halinde değer kazanacağını ve bunun da ihracat rekabetini zayıflatacağını belirten Kaymaz, Çin’in parasının değerini kontrol altında tutmayı stratejik bir avantaj olarak gördüğünü ifade etti.
KISMİ ULUSLARARASILAŞMA STRATEJİSİ
Kaymaz, Çin’in ideolojik ve ulusal güvenlik kaygıları nedeniyle sermaye hesabını tamamen açmaya sıcak bakmadığını belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:
“Sermaye hesabı kapalı kalacak ama dış ticarette yuan kullanımı artacak. Kısacası Çin, yuanı küresel para yapmak istiyor ama Batılı anlamda tam serbestleştirmeyi göze alamıyor.”
Bu yaklaşımın, önümüzdeki dönemde küresel finans sisteminde RMB’nin payını kademeli olarak artırabilecek bir stratejiye işaret ettiği değerlendiriliyor.