Cuma17 Temmuz 202610:49İSTPİYASAAÇIK
HÜSEYİN ÖZTÜRK
HÜSEYİN ÖZTÜRK

Ağaçlarda ve tarlada kalan ürünler

00:00 / 00:00

Bu yıl dallar da tarlalar da çok bereketli. “Dallar meyvelerden kırılıyor” denilir ya. Tam da öyle. Geçtiğimiz hafta Bilecik, Eskişehir, Sakarya coğrafyasının tarım kesiminde çiftçilerimizle hemhal olma fırsatı bulduk.

Toprağı severek ve sahiplenerek işleyen tecrübeliler derler ki; “Allah’ın hikmeti, toprağın kendine mahsus bir beyliği vardır. İnsanoğlu hesap eder, kitap eder, çıkacak ürüne dair tahminlerde bulunur ama toprak vakti geldiğinde yağmur, güneş ve bakım neticesinde arzını sunar. Bu arza göre bazen susar, bazen bekletir, bazen de tüm cömertliğiyle bereketli bir rızık sofrası açar.”

Bu sene, Anadolu’nun çok yerinden bereket üzerine haberler duyuyoruz. Meyveler dalları kırıyor. Tarlalarda ürün var. Üretici, bin bir zahmetle toprağın bereketini hasada hazırlıyor ama işin tam da bu noktasında karşımıza şu soru çıkıyor: “Üretmek kadar üretileni pazara ulaştırmak nasıl kolaylaşabilir”? Ehli bilir; “Pazara gelemeyen ürün, karşılıklı kazanç bakımından tamamlanmış üretim değildir.”

Dalında çürüyen meyvenin, tarlada bekleyen sebzenin, zamanında toplanamadığı için değer kaybeden mahsulün ülke ekonomisine sağlayacağı bir katkı yoktur. Üretici kazanamaz, esnaf ürün bulamaz, vatandaş ise bolluk döneminde uygun fiyata meyve-sebze alamaz.

Hal böyle olunca ortaya ilginç bir manzara çıkıyor. Dallarda ve tarlada ürün var fakat şehirlerdeki fiyat yüksekliği sürüyor. Üretici satamamaktan, vatandaş alamamaktan yakınıyor. Orta ölçekli ve küçük esnaf ise çoğu zaman bu iki tarafın arasında, güçlü tedarik ve lojistik ağlarına erişemediği için seyirci kalıyor.

***
Büyük ticari kuruluşlar; satın alma, depolama ve sevkiyat imkânlarını belirli ölçülerde hallediyor ama mahalle manavının, küçük marketin, semt esnafının veya yerel işletmenin aynı imkânlara tek başına sahip olması kolay değildir.

Anadolu’nun herhangi bir vilayetinin bir ilçesindeki, köyündeki üreticinin de İstanbul, Ankara, İzmir veya Bursa’daki küçük esnafa doğrudan ulaşacak ticari organizasyonu yoktur.

Bu hakikatler karşısında ürünün pazara ulaşmasından önce bir organizasyona ihtiyaç duyuluyor. Bizim medeniyetimizin ve kültürümüzün ‘olmazsa olmazı’ olan; ‘yardımlaşma, dayanışma ve paylaşma’ geleneğimiz vardır. Nedir yüzyıllar ötesine dayanan bu gelenek?

‘İmece!’ İmece, sadece köyde bir evin damını birlikte aktarmak veya hasadı beraber kaldırmak değildir. İmece; dağınık gücü müşterek bir fayda etrafında koordine etme sistemidir.

Bugün tarımda ihtiyacımız olan şeylerden biri de bu anlayışın, günümüzün ticari işleyişine uygun şekilde yeniden yorumlanması ve yapılandırılması elzemdir.

***
Tarım Bakanlığımızın, her ilde il müdürlükleri vardır. Ayrıca sanayi, ticaret ve ziraat odaları gibi kuruluşların yanı sıra kooperatifler vardır.

Bu kurum ve kuruluşlarımız, imece mantığı çerçevesinde bir araya gelip, en küçük köyden en büyük il civarındaki üreticilere ulaşabilir ve ürünlerin tarlada, dalda kalmasını önleyerek, pazara ulaşmasını sağlayabilirler.
Böyle bir teşkilatlanma olursa, günümüz imkânlarıyla imecenin kamyonu, soğuk hava deposu, dijital sipariş sistemi, bölge bölge ürün haritası da olur. Hangi ilçede ne kadar ürünün hasada yaklaştığını, hangi şehirde hangi ürüne talep bulunduğunu bilen veri altyapısı kurulur.

Böylece üreticiler, kooperatifler, yerel yönetimler, ticaret ve esnaf teşkilatları, aynı masada buluşarak, yerel ve ulusal kalkınmaya güç vermiş olurlar.

Velhasıl mesele sadece tarım politikamız değildir. Aynı zamanda ticari sistemimizdir. Sarınım ülkemizde bulunan kooperatif sayısı 50 bini aşıyor. İmece bakımından asla küçümsenecek bir durum değildir.

İmecenin bir tek kuralı vardır. Birlikte başarmak! Bu meseleye önümüzdeki hafta da devam etmeli.

YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI

Tüm Yazıları >