ABD’nin ticaret açığının suçu dolar mı? Prof. Dr. Kerem Alkin yazdı...

İstanbul Ticaret Gazetesi yazarı Prof. Dr. Kerem Alkin, kaleme aldığı son yazısında küresel ekonomi çevrelerinde sıkça tartışılan "ABD'nin dış ticaret açığının sorumlusu doların rezerv para statüsüdür" tezini mercek altına aldı.

Giriş: 17.04.2026 - 10:49
Güncelleme: 17.04.2026 - 10:49
ABD’nin ticaret açığının suçu dolar mı? Prof. Dr. Kerem Alkin yazdı...

İstanbul Ticaret Gazetesi yazarı Prof. Dr. Kerem Alkin, ABD'nin kronikleşen dış ticaret açığını doların rezerv para statüsüne bağlayan popüler argümanların ekonomik gerçeklerle örtüşmediğini belirterek; sorunun temelinde ülkenin yıllardır süregelen sanayisizleşme politikaları, düşük tasarruf oranları ve Washington’un stratejik tercihleri olduğunu vurguladı.


Kerem Alkin'in bu haftaki yazısı şöyle:


ABD’nin ticaret açığının suçu dolar mı?
Küresel ekonomi çevrelerinde takip edilen akademik ve entelektüel tartışmalarda, sıkça karşımıza çıkan bir tez, ABD’nin kronikleşen dış ticaret açığının temel sorumlusunun doların rezerv para statüsü olduğu iddiasıdır. Bu görüşe göre, ABD Doları’nın küresel talep nedeniyle ‘aşırı değerli’ olması, ABD’nin ihracatını pahalılaştırıyor ve ithalatı ucuzlatarak açığı büyütüyor. Ancak bu argüman, ilk bakışta cazip görünse de iktisadi temeller açısından oldukça tartışmalıdır. Nitekim Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası başta olmak üzere birçok kurumun analizleri, bu tezin defalarca çürütülmüş bir ‘zombi tez’ olarak varlığını sürdürdüğünü ortaya koyuyor.

Öncelikle, rezerv para statüsünün etkisinin abartıldığını hatırlatmakta yarar var. Bununla birlikte, bu tür argümanları Çin de zaman zaman ciddiye alıyor ki, kendi parası Yuan’ın rezerv para olması noktasında bir türlü kendisini hazır hissetmiyor. Doların güçlü olması tek başına dış ticaret açığını açıklamaz. Zira kur düzeyi ile ticaret dengesi arasındaki ilişki, sanıldığı kadar mekanik değildir. ABD’nin ticaret açığı, yalnızca fiyat rekabetine değil, üretim yapısına, tasarruf oranlarına ve küresel değer zincirlerindeki konumuna da bağlıdır. Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü gibi düşünce kuruluşları da bu noktaya dikkat çekerek, dış açıkların temelinde makroekonomik dengesizliklerin yattığını vurguluyor.


Sanayisizleşme tercihi
Asıl belirleyici unsur, ABD’nin uzun yıllara yayılan sanayisizleşme tercihidir. 1980’lerden itibaren hızlanan bu süreçte, emek yoğun ve orta teknoloji üretim başta olmak üzere geniş bir sanayi tabanı küresel ölçekte dışarıya taşındı. Brookings Institution ve National Bureau of Economic Research analizleri, ABD’nin üretim kapasitesindeki bu erozyonun, ithalata bağımlılığı yapısal hale getirdiğini ortaya koyuyor. Bu durum, bize 2006 ile 2009 arası Türkiye’nin de içinden geçtiği bir süreci anımsatıyor.


ABD, bu tercihini finanse edebilme ayrıcalığına ise doların rezerv para olma özelliği sayesinde sahip. Küresel yatırımcıların ABD varlıklarına duyduğu güven, ülkeye sürekli sermaye girişini mümkün kılıyor; bu da dış ticaret açığının sürdürülebilirliğini uzun süre garanti altına almak anlamına geliyor. Ancak bu durum, açığın nedeni değil, sonucu. Başka bir ifadeyle dolar, açığın kaynağı değil, finansman aracı konumunda.


Ekonomik değil jeopolitik mesele
Rakamlar da bu yapısal dönüşümü net biçimde ortaya koyuyor. 1990’ların ortasına kadar 100 milyar dolar seviyesini aşmayan dış ticaret açığı, 2000’li yıllarla birlikte hızla büyüdü; 2003’te 500 milyar doları, 2006’da 750 milyar doları ve 2022’de ise 1 trilyon doları geçti. Benzer şekilde federal bütçe açığı da son yıllarda trilyon dolar seviyesinin üzerine yerleşmiş durumda. Ayrıca, bu ‘çifte açık’ olgusu, artık yalnızca ekonomik değil, jeopolitik bir mesele haline de dönüşüyor.


Kongre Bütçe Ofisi ve Dış İlişkiler Konseyi gibi kurumlar, ABD’nin artan borçluluğuna ve mali sürdürülebilirliğine ilişkin risklere dikkat çekiyor. Küresel faiz oranlarının yükseldiği, jeopolitik rekabetin sertleştiği bir ortamda, bu açıkların finansmanı geçmişe kıyasla çok daha maliyetli hale geliyor. Bu nedenle, ABD’nin dış ticaret açığını doların rezerv para statüsüne indirgemek, karmaşık bir ekonomik gerçeği anlamsızca basitleştirme çabasından öteye gitmiyor.


Çünkü, asıl mesele, üretim kapasitesinin aşınması, düşük tasarruf oranları ve Washington’daki elitist siyasetçi ve bürokratların ABD için dünya ekonomisinde tercih ettikleri küresel rol. Bugün Washington’un önceliği, güçlü dolar tartışmasından ziyade, kontrol algısını zedeleyen çifte açıkların yönetilebilirliğini sağlamak.


Bu nedenle tartışmayı doğru zemine oturtmak gerekiyor; sorun dolar değil, tartışmalı tercihler. Ve bu tercihler, artık sadece ekonomik değil, stratejik ve jeopolitik sonuçlar da üretiyor.