Milli İstihbarat Akademisi Başkan Yardımcısı Dr. Hakkı Uygur, İran ile ABD arasında tırmanan gerilimi ve olası senaryoları kaleme aldı.
1979 devriminden beri genel olarak hasmane seyir izleyen Tahran-Washington ilişkileri, İran’ın nükleer faaliyetlerini ileri aşamaya taşıdığı 2010’lu yılların başından itibaren daha sancılı bir rota izlemeye başladı. 2015'te P5+1 ülkeleri ile İran arasında imzalanan Nükleer Antlaşma (KOEP), ikili ilişkiler noktasında kısa süreli iyimserliğe yol açsa da Donald Trump’ın Kasım 2016’da ABD Başkanı seçilmesi, Mayıs 2018'de anlaşmadan çıkması ve Ocak 2020'de İran’ın bölgesel politikalarının mimarlarından General Kasım Süleymani’yi öldürmesi, ilişkileri son derece gergin hale getirdi. Mezkur siyasi-askeri gerginliğe paralel olarak büyük ölçüde ABD’nin uyguladığı "benzersiz ekonomik yaptırımlar" nedeniyle İran’ın 2010 ile 2020 arasındaki ortalama büyüme hızı (Kovid-19 salgınının da etkisiyle) sıfır olarak kayıtlara geçti.
Biden yönetiminin doğurduğu beklentiler, gerek İbrahim Reisi hükümetine alan açmak amacıyla Tahran’ın yeni bir anlaşmayı ağırdan alması gerekse de sonrasında yaşanan Mahsa Emini olayları ve Şubat 2022'de başlayan Rusya-Ukrayna Savaşı dolayısıyla gerçekleşmedi. İran, Rusya’ya silah sevkiyatı dolayısıyla kendisini bir anda Ukrayna ile diplomatik tartışmaların içinde buldu. Yine de İran açısından olayları çok daha zorlaştıran mesele, 7 Ekim 2023’te Tahran’ın “Direniş Ekseni üyesi” olarak tanımladığı Hamas’ın İsrail’e düzenlediği şok saldırıların ardından yaşandı. Mezkur saldırılar, İsrail’in ve asli hamisi ABD’nin bölgeye yönelik yaklaşımında değişikliklere ve akabinde zincirleme reaksiyonlara neden oldu.
BÖLGESEL MİLAT: 7 EKİM
7 Ekim sonrasında İsrail’in İran ve vekillerine karşı uzun süredir benimsediği stratejik yaklaşım değişti. Denge unsuru ve zorunlu şer olarak tanımladığı aktörler karşısındaki kontrol edilebilir gerginlik pozisyonu ve bununla bağlantılı olarak 2006'dan beri uygulayageldiği angajman kuralları tamamen değişti. Lübnan’daki Hizbullah örgütüne yönelik büyük saldırılar düzenledi, örgütün liderliği, militan yapısı ve silah envanteri ağır darbeler aldı. Tel Aviv, tüm diplomatik kuralları ve teamülleri çiğneyerek İran’ın Suriye’deki yalnızca askeri varlığını değil siyasi temsilciklerini dahi hedef almaktan kaçınmadı. Aralık 2024’te İran’ın Arap dünyasındaki en önemli müttefiki olan Beşşar Esed rejimi, kaybettiği dış desteğin de etkisiyle devrildi. Bütün anlatılanlardan daha önemli gelişme ise Haziran 2025’te İran ile İsrail arasında başlayan ve 12 gün süren çatışmalar oldu. ABD-İran nükleer görüşmeleri sürerken İsrail’in sürpriz saldırısı sonucu İran'ın üst düzey komuta kademesi ağır yara aldı, ülkenin hava savunma sistemleri yok edildi. Özellikle batı sınırındaki füze ve mühimmat depoları büyük ölçüde tahribata uğradı. İran’ın karşı füze saldırıları ve ABD’nin müdahil olmasıyla çatışmalar sona erdi.
TAHRAN’IN STRATEJİK ADAPTASYON GÜÇLÜĞÜ
Aslında İran, sahip olduğu tecrübe ile 7 Ekim sonrası bölgesel gelişmelerin tetikleneceğinin farkındaydı. Bu nedenle İsrail’in saldırgan tavrına rağmen krizin ilk aylarında başta Hizbullah olmak üzere bölgesel müttefiklerini asgari angajmana teşvik etti, Irak gibi alanları ise bilinçli olarak çatışmadan uzak tuttu. Bununla beraber Tahran’ın düşük yoğunluklu çatışmayı zamana yayarak soğumasını uman adımları istenen sonucu vermedi ve İranlı yetkililerin sürekli olarak uyarıda bulundukları gibi savaş ülke içine sıçradı.
Savaşın ardından, eylül ayında Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nda (KOEP) kalan Batılı ülkelerin İran’ın anlaşmadaki yükümlülüklerini yerine getirmediği gerekçesiyle tetik mekanizmasını devreye sokmaları, İran, Rusya ve Çin’in aksi yöndeki açıklamalarına rağmen BMGK yaptırımlarını yeniden devreye soktu. Yılın son günlerinde ülkedeki döviz fiyatlarındaki artış, Tahran’daki elektronik eşya satıcılarının ve bazı Tahran Kapalı Çarşısı esnafının protestolarına yol açtı. Barışçıl geçim sıkıntısı merkezli gösteriler, hızla şiddet eylemlerine dönüştü ve ülkenin tamamında binlerce kişinin hayatını kaybettiği kanlı olaylar meydana geldi. Hükümet, 8-9 Ocak'tan itibaren internet karartmasına başvurdu ve çoğunluğunu güvenlik güçlerinin oluşturduğu 3 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Bununla birlikte yurt dışı merkezli örgütler, iki hafta boyunca devam eden gösterilerdeki ölü sayısının çok daha yüksek olduğu hususunda ısrarcı.
Gösterilerle ilgili vurgulanması gereken temel hususlardan biri, her ne kadar olaylar medyada geniş etki üretse de İran devlet yönetiminin bu alanda oldukça tecrübeli olduğudur. 1979’dan sonra hiçbir silahlı kalkışma, darbe girişimi ya da kitlesel protesto, yönetimin temel iç ya da dış politikalarında değişikliğe yol açmamıştır. Bunun tek istisnası gibi görünen Emini olayları sonrasındaki kısmi tesettür serbestisi bile anlık değişimden ziyade uzunca süredir devam eden uygulamaların fiiliyatta kabul görmesi anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, şu an için İran halkının tüm geçerli itirazlarına rağmen gösterilerin yönetimi tehdit etmesi mümkün görünmüyor ancak bozulmaya devam eden ekonomik göstergelerin eşliğinde süreklilik kazanan protestoların silahlı örgütlerin inisiyatifinden çıkıp barışçıl ve kitlesel hale gelmesi halinde güvenlik güçlerinin bunları bastırma motivasyonu da azalacaktır.
TRUMP FAKTÖRÜ
2020’deki Karabağ Savaşı'na stratejik ezberleriyle yakalanmasına benzer şekilde 7 Ekim sonrası gelişmelerde de gerekli esnekliği gösteremeyen Tahran, Trump’ın ikinci dönemini doğru değerlendirememiş ve Haziran 2025 itibarıyla İsrail ve ABD’nin İran karşısındaki pozisyonları tamamen örtüşmüştür.
Son gösteriler esnasında ABD Başkanı Donald Trump, İran hükümetine “Göstericileri öldürmeyin” çağrısında bulunmuş ve aksi durumda bedel ödeyecekleri hususunda tehdit savurmuştu ancak binlerce ölüme rağmen Trump’ın şu ana dek herhangi bir adım atmadığı, buna mukabil bölgedeki ABD askeri varlığının ciddi olarak takviye edildiği görülüyor. İran, bugün itibarıyla Trump yönetiminin tüm tehditlerine ve ısrarlarına rağmen müzakere taleplerini “Sonuçları baştan belli” diyerek reddetmektedir. Öngörülemez tavırlarıyla bilinen Trump’ın Venezuela örneğinde görüldüğü üzere beklenmedik yöntemlere başvurması ve hızlı sonuç alma çabası savaş riskini artırıyor. Oysa bölgenin yakın geçmişine bakıldığında ABD yönetimleri, hasım devletlerin direncini kırmak amacıyla baskıyı zamana yaymayı tercih etmişlerdi. İran’a yaptırımların bu şekilde sürmesi halinde halen 75 dolar civarında olan asgari ücretin yakın gelecekte çok daha düşük seviyelere düşmesi olasıdır ki bu durumda ilerleyen yıllarda kamuoyu hatta devlet bürokrasisi büyük tavizlere daha olumlu yaklaşabilir.
TÜRKİYE'NİN TAVRI
ABD-İsrail hattındaki hareketliliğin diplomatik baskı amacıyla mı yoksa askeri harekat hazırlığı mı olduğu henüz belirsiz olsa da kesin husus, İran-ABD ve İsrail ilişkilerinin geri dönüşü olmayan noktaya vardığıdır. Ocak sonu itibarıyla gerek Türkiye’de gerekse de uluslararası çevrelerde İran’a muhtemel askeri harekatın gerçekleşip gerçekleşmeyeceği, bunun ne ölçekte olacağı, İran’ın saldırılara cevabı ve ABD operasyonunun hangi stratejik sonuçlara yol açabileceği yoğun şekilde tartışılmaktadır. Şu an için kesin bir neticeye varmak zor olsa da Ankara, bir yandan en kötü senaryonun gerçekleşmemesi için farklı kademelerde arabuluculuk faaliyetlerinde bulunurken diğer yandan kendi milli güvenliğinin olumsuz ihtimallerden en az etkilenmesi için her türlü tedbiri almaya başlamıştır. Zira Trump yönetimi, ne kadar farkında bilinmez ama İran’da Venezuela benzeri bir zafer ve kalıcı değişim kolay olmayacaktır. Yakın geçmişte Suriye örneğinde görüldüğü üzere ülkenin kanlı çatışmaya itilmesiyle, İran meselesinin önümüzdeki yıllar boyunca Türkiye’nin en önemli dış politika maddesi haline dönüşmesi mümkündür.