Türkiye’de 1 Kasım itibarıyla sosyal medya kullanımında yeni bir dönem başlıyor. 15 yaşını doldurmamış çocukların hesap açmasına izin verilmeyecek, yaş doğrulaması e-Devlet üzerinden yapılacak.
Mevcut hesapların doğrulanması için ise 31 Mart 2027’ye kadar geçiş süresi tanınıyor. İlk bakışta bir yaş sınırlaması olarak görünen bu düzenleme, aslında çocukların dijital dünyada korunmasına ilişkin daha kapsamlı bir yaklaşım içeriyor.
Bence doğru ve gerekli bir adım. Nedenini anlamak için sosyal medya platformlarının nasıl çalıştığına biraz daha yakından bakmak gerekiyor. Çünkü çocukların ekran başında geçirdiği süreyi yalnızca onların tercihleriyle veya ailelerin denetim eksikliğiyle açıklamak, resmin önemli bir bölümünü dışarıda bırakıyor.
Bugün pek çok platformun gelir modeli, kullanıcının dikkatini mümkün olduğunca uzun süre elinde tutmasına dayanıyor. Daha fazla zaman, daha fazla içerik tüketimi ve reklam gösterimi demek. Kullanıcının hangi videoda durduğu, hangisini geçtiği, neye tekrar baktığı sürekli ölçülüyor. Sonraki içerik de bu davranışlara göre belirleniyor. Dolayısıyla çocuğun karşısında, zamanla onun ilgisini daha iyi tanıyan ve buna göre kendisini uyarlayan bir sistem var.
Düşünün, bir tarafta henüz kendini kontrol etme becerisi gelişmekte olan bir çocuk, diğer tarafta onun dikkatini çekmek için sürekli iyileştirilen bir öneri sistemi... Böyle bir ilişkide bütün sorumluluğu çocuğa ve ailesine yüklemek ne kadar gerçekçi? Anne babalara “daha dikkatli olun” demek gerekli olabilir. Ancak platformların hizmeti nasıl tasarladığını sorgulamadan bunun yeterli olmasını bekleyemeyiz.
YAŞ SINIRININ ÖTESİNDE
Yeni düzenlemenin önemli taraflarından biri tam da burada ortaya çıkıyor. 15 yaşını doldurmuş çocuklara sunulan hizmetler için de özel kurallar getiriliyor. Hesapların gizli olması, mesajlaşmanın sınırlandırılması, kişiselleştirilmiş reklamlara izin verilmemesi ve ekran başında geçirilen süreyi uzatan tasarımlara yönelik tedbirler bunlar arasında. Ebeveynlere kullanım süresini ve hesap ayarlarını yönetebilecekleri araçlar sunulması da öngörülüyor.
Bu yaklaşım, çocuk güvenliğini platformların ürün geliştirme kararlarının içine taşıyor. Bir uygulamada hangi özelliğin varsayılan olarak açık geleceği, kimlerin çocuğa mesaj gönderebileceği veya karşısına hangi içeriğin çıkarılacağı teknik ayrıntılar gibi görülebilir. Oysa bunların her biri, çocuğun günlük deneyimini doğrudan şekillendiren tercihler.
İş dünyasında ürün güvenliği konusunda benzer bir anlayışı zaten benimsiyoruz. Çocuklara yönelik fiziksel bir üründe öngörülebilir risklerin üretici tarafından azaltılmasını bekliyoruz. Dijital hizmetlerde de bu beklentinin karşılığı olmalı. Bir platformun çocuklar tarafından yoğun biçimde kullanılıyor olması, o platformun çocukların gelişimine uygun tasarlandığını göstermiyor. Kullanımın yaygınlığı ile hizmetin uygunluğu arasındaki bu farkı artık daha fazla konuşmamız gerekiyor.
Elbette buradan bir yaş sınırı koyarak bütün sorunları çözebileceğimiz sonucu çıkarılmamalı. Çocukların başkasının hesabını kullanması veya farklı mecralara yönelmesi mümkün. Fakat bir kuralın etrafından dolaşılabilmesi, o kuralın gereksiz olduğu anlamına gelmez. Uygulamanın izlenmesi, açıkların giderilmesi ve sonuçların değerlendirilmesi gerektiğini gösterir.
Aynı şekilde, yaş doğrulamasında mahremiyetin korunması da önemli. Düzenleme, platformlara kimlik bilgileri yerine yaş eşiğine ilişkin bilgi aktarılmasını esas alıyor. Bu yaklaşımın güvenli biçimde uygulanması, kullanıcıların doğru bilgilendirilmesi ve itiraz mekanizmalarının işlemesi, sisteme duyulan güveni belirleyecek. Korumanın etkili olması kadar nasıl sağlandığı da önem taşıyor.
ULUSLARARASI SORUMLULUK
Meselenin bir de uluslararası boyutu var. Platformlar küresel ölçekte faaliyet gösterirken çocukların korunmasını yalnızca ülkelerin kendi iç düzenlemeleriyle sağlamak güçleşiyor. Cumhurbaşkanımızın imzaladığı ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda uluslararası destek çağrısında bulunduğu Dijital Dünyada Çocuk Hakları Sözleşmesi’ni bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Türkiye’nin öncülük ettiği bu girişim, güvenli erişimden mahremiyete, dijital okuryazarlıktan platformların sorumluluğuna kadar ortak bir anlayış geliştirilmesini hedefliyor.
Burada önemli olan, çocukların dijital dünyanın sunduğu imkânlardan güvenli biçimde yararlanabilmesi. Bilgiye erişim, öğrenme, üretme ve kendini ifade etme fırsatları korunurken, bu fırsatlara eşlik eden risklerin de azaltılması gerekiyor. Türkiye’nin bu konuda uluslararası bir çağrı yapması, teknolojinin kuralları belirlenirken çocukların haklarını gündemde tutması bakımından değerli.
Ailelere ve okullara düşen görevler de devam ediyor. Çocuğun 15 yaşını doldurması, reklamı içerikten ayırabildiği, mahremiyetini koruyabildiği veya çevrim içi baskılarla baş edebildiği anlamına gelmiyor. Bu becerilerin eğitimle geliştirilmesi gerekiyor. Yasal düzenleme, güvenli tasarım ve dijital okuryazarlık birbirini tamamladığında daha kalıcı sonuçlar alınabilir.
Önümüzdeki dönemde düzenlemenin başarısını kapatılan hesap sayısının yanında, çocukların karşılaştığı risklerin ne ölçüde azaldığıyla değerlendirmeliyiz. Sosyal medya platformlarından beklememiz gereken de bu: Çocukların dikkatini çekmek için geliştirdikleri teknolojik kapasiteyi, onların güvenliğini sağlamak için de kullanmaları.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları İstanbul Ticaret Gazetesi'ne aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.