Yapay zeka enflasyonla mücadelede yeni silah olabilir
Küresel ekonomiler için yapay zeka, enflasyonu dizginleme potansiyeli taşıyan yeni bir araç olarak öne çıkıyor. İş süreçlerinde verimliliği artırarak birim maliyetleri düşürmesi beklenen teknolojinin, uzun vadede fiyatlar üzerinde düşüş baskısı yaratabileceği öngörülüyor.

Küresel ekonomi, son yıllarda tedarik zinciri krizleri, jeopolitik gerilimler ve enerji şoklarının yarattığı enflasyonist baskılarla mücadele ediyor. Ancak ufukta, şirketlerin operasyonel verimliliğini benzeri hızla artırma potansiyeli taşıyan yapay zeka devrimi var.
Üretim hatlarının otomasyonundan veri analizine, işgücü maliyetlerinin optimize edilmesinden tedarik zinciri yönetimine kadar birçok alanda yapay zekanın entegre edilmesi, üretimde birim maliyetlerini aşağı çekme ve verimliliği artırma potansiyeline sahip. Uzmanlar, bu teknolojik sıçramanın orta ve uzun vadede enflasyonda kalıcı bir düşüş trendini destekleyeceğini öngörüyor.
Merkez bankaları ve yatırım dünyası son aylarda yapay zekanın verimlilik devrimi yaratarak fiyat baskılarını kalıcı olarak hafifletmeye destek olup olamayacağını tartışıyor. Küresel ekonomide tedarik zinciri krizleri ve jeopolitik gerilimlerle yükselen enflasyon karşısında, yapay zekanın iş modellerini kökten dönüştürme potansiyeli yeni bir umut ışığı olarak görülüyor.
Uzmanlar, giderek artan altyapı maliyetlerine rağmen yapay zekanın ekonominin arz kapasitesini genişleterek yapısal bir ‘disinflasyonist’ (fiyat düşürücü) güç olma potansiyeli taşıdığını belirtiyor.
BİRİM MALİYETİNİ DÜŞÜREBİLİR
Yapay zekanın enflasyondaki düşüşü destekleme tezinin temelinde ‘birim maliyetlerin’ aşağı çekilmesi ve verimlilik artışı yatıyor. Üretim süreçlerinde makina öğrenimi ve otomasyonun devreye girmesi, tekrarlayan görevlerin hatasız yapılmasını sağlarken stok, enerji ve lojistik giderlerini de minimize ediyor. Gelişmiş algoritmalar sayesinde tedarik zinciri kopuklukları ve hammadde talebi nokta atışı tahmin edilebiliyor, arızalar önceden tespit edilerek üretimdeki duruş süreleri sıfıra yaklaştırılıyor. Yazılım geliştirmeden müşteri hizmetlerine kadar pek çok alanda işletmelerin daha az kaynakla daha yüksek üretim yapması, verimliliği artırıyor ve ürün fiyatları üzerindeki yukarı yönlü baskıyı yapısal olarak kırma potansiyeli taşıyor.
WARSH'TAN ÜRETKENLİK VURGUSU
Yapay zekanın makroekonomik etkilerine dair en iddialı vizyonlardan biri, ABD Merkez Bankası'nın (Fed) yeni başkanı Kevin Warsh'tan geliyor. Warsh, yapay zekayı ‘yetişkinlik hayatında gördüğü en dönüştürücü gelişmelerden biri’ ve küresel ekonomi için ‘önemli bir disinflasyonist güç’ olarak tanımlıyor. Teknolojinin, şirketlerin aynı kaynaklarla çok daha fazla üretim yapmasını sağlayacağını söyleyen Warsh, bu verimlilik dalgasının, enflasyonist baskıları yeniden tetiklemeden daha hızlı bir ekonomik büyümeyi mümkün kılacağını savunuyor. Warsh, geleneksel enflasyon modellerine meydan okuyarak ‘yapısal fiyat düşüşleri’ dönemine zemin hazırlanabileceğini konuşmalarında tekrarladı.
ETKİLERİ HEMEN GÖRÜLMEYEBİLİR
San Francisco Fed Başkanı Mary Daly ise dönüşümün bir gecede gerçekleşmeyeceği uyarısında bulunarak, daha temkinli bir tablo çizdi. Daly, fiyatları aşağı çekecek etkilerin istatistiklere yansımasının 5 ila 10 yıllık bir ufukta gerçekleşeceğini belirtti. Süreci 1900'lerin başındaki elektriğin veya 1990'lardaki internetin icadına benzeten Daly'ye göre, şirketlerin iş süreçlerini yeniden tasarlaması zaman alacak. Şu an sadece belirli şirketlerde ‘ufak etkiler’ görüldüğünü ifade eden Daly, devasa teknoloji yatırımlarının karşılığını makro verimlilik olarak verip vermeyeceğinin anlaşılacağı en önemli ‘turnusol kağıdı’ döneminin 2027 yılı olacağını öngördü.
Uluslararası kurumlar, yapay zekanın piyasalarda ikili bir etki yarattığına dikkat çekiyor. PIMCO ve Goldman Sachs raporlarına göre; veri merkezleri, çip altyapısı ve artan enerji ihtiyacı kısa vadede enflasyonist bir talep yaratıyor. BCA Research verileri, 2026 ilk çeyreğinde ABD teknoloji sektörünün sermaye harcamalarının GSYİH'nin yüzde 4.9'u ile 2000 yılındaki teknoloji balonu zirvesini bile aştığını gösteriyor. Ancak Goldman Sachs Başekonomisti Jan Hatzius, bu yatırımların önümüzdeki 10 yıllık geçiş döneminde küresel verimlilik büyümesine her yıl ortalama 1.5 puanlık dev bir katkı sağlayacağını öngörüyor. IMF de yapay zekayı arz tarafını güçlendirerek fiyat artışlarını frenleyecek ‘makro-kritik’ bir faktör olarak tanımlıyor.
Öte yandan, masada bazı riskler de var. Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) yayımladığı çalışma, dönüşümün iş gücü piyasası ve ücretler üzerinde şimdilik sınırlı kaldığını gösterdi. Ayrıca, şirketlerin maliyet avantajlarını fiyatları düşürmek yerine kâr marjlarını artırmak için kullanması halinde dezenflasyonist etkinin zayıf kalabileceği belirtiliyor.
ENFLASYON DAHA SAĞLIKLI ÖLÇÜLEBİLİR
Yapay zeka yalnızca enflasyonu düşürme potansiyeli taşımıyor, enflasyonun ölçülme biçimini de kökten değiştiriyor. Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS), Avrupa Merkez Bankası ve Almanya Merkez Bankası'nın (Bundesbank) ortaklaşa hayata geçirdiği ‘Project Spectrum’, 34 milyondan fazla ürünün milyarlarca fiyat verisini makina öğrenimiyle anlık sınıflandırarak çok daha ucuz, net ve hızlı bir enflasyon analizi sunuyor.
POTANSİYELİN GERÇEĞE DÖNÜŞMESİ İÇİN DÖNÜŞÜM ŞART
Yapay zekanın makroekonomik etkilerini ve enflasyon üzerindeki dönüştürücü gücünü İstanbul Ticaret'e değerlendiren Doç. Dr. Adnan Veysel Ertemel, öngörülerinin temelsiz olmadığını, ancak mevcut tablo ile beklentiler arasında ciddi bir uçurum bulunduğunu vurguladı.
Fed yetkililerinin yapay zeka beklentilerine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Ertemel, “San Francisco Fed Başkanı Mary Daly'nin 5-10 yıllık penceredeki dezenflasyonist potansiyele dair tespiti ve yeni Fed Başkanı Kevin Warsh'ın yapay zekâyı 'önemli bir dezenflasyonist güç' olarak nitelendirmesi ekonomik açıdan temelsiz değil” ifadelerini kullandı.
Ancak bu potansiyelin gerçeğe dönüşmesi için öncelikle şirket düzeyinde bir dönüşümün şart olduğunun altını çizen Ertemel, “Şu an için veriler, bu dönüşümün henüz gerçekleşmediğini gösteriyor. McKinsey'nin 2026 başında yayımladığı araştırmaya göre yapay zekaya yatırım yapan şirketlerin yüzde 94'ü bu yatırımdan 'anlamlı' bir değer görmediğini ifade ediyor. Fed'in St. Louis şubesi, ChatGPT'nin piyasaya çıkışından bu yana fazladan birikimli verimlilik artışını yüzde 1.9 olarak ölçtü; bu küçümsenmeyecek bir rakam ama mevcut yatırım hacmini meşrulaştıracak bir düzeyde değil” dedi.
Şirketlerin yapay zekayı mevcut iş yapış biçimlerini yeniden tasarlamak yerine sadece bir araç olarak eklemelerinin temel sorun olduğunu belirten Doç. Dr. Ertemel, süreci şu sözlerle özetledi: “Şirketlerin büyük bölümü yapay zekayı mevcut iş yapış biçiminin üstüne bir araç olarak ekliyor, o biçimi yeniden tasarlamıyor. İsveçli fintech şirketi Klarna, bu yanılgının en somut örneği oldu. Şirket 2024'te 700 müşteri hizmetleri çalışanını yapay zeka ile değiştirdi, üst yönetim bunu kamuoyu önünde bir başarı hikâyesi olarak sundu. 2025 ortasında müşteri memnuniyeti ciddi biçimde geriledi; şirket sessiz sedasız insan istihdamına geri döndü.
Forrester'ın araştırması bu vakayı istisnai değil, sistematik bir eğilim olarak tanımlıyor: Yapay zeka gerekçesiyle çalışan çıkaran işverenlerin yüzde 55'i bu karardan pişman. Araç eklendi, süreç dokunulmadan kaldı; sonuç hayal kırıklığı oldu.”
Verimlilik ölçümlerinde de benzer bir durum yaşandığına dikkat çeken Ertemel, güncel bir araştırmaya değinerek, “Geliştirici üretkenliği üzerine yapılan bağımsız bir araştırma (METR, 2025), yapay zeka araçları kullanan deneyimli yazılımcıların yüzde 20 daha hızlı çalıştıklarını hissettiklerini ama nesnel ölçümlerde yüzde 19 daha yavaş performans sergilediklerini ortaya koydu” diye konuştu.
BELİRLEYİCİ UNSUR ORGANİZASYONEL DEĞİŞİM
Ertemel, belirleyici unsurun teknoloji değil, organizasyonel değişim olduğunu vurgulayarak, “Algı ile gerçeklik arasındaki bu uçurum, iş akışını dönüştürmeden araç ekleyen her kurumda kendini yeniden üretiyor. McKinsey'nin aynı araştırması şunu da gösteriyor: Yapay zekadan anlamlı finansal getiri bildiren şirketler, araçlarını seçmeden önce uçtan uca iş akışlarını yeniden tasarlamış olanlar” tespitinde bulundu.
Enflasyon üzerindeki dezenflasyonist etkinin hangi sektörlerde daha hızlı görüleceğine dair verileri paylaşan Doç. Dr. Ertemel, lojistik ve perakende sektörlerine işaret etti: “Lojistik ve perakende, en erken ve ölçülebilir sonuçların çıktığı alanlar. Tekrarlayan, iyi tanımlı süreçlerde yapay zeka, iş akışına gerçek anlamda entegre edilebiliyor. UPS'in rota optimizasyon sistemi yılda 300-400 milyon dolar yakıt tasarrufu sağlıyor; perakende şirketleri yapay zeka destekli tahmin modelleriyle stok düzeylerini dramatik biçimde düşürdü. Beyaz yakalı fonksiyonlarda da hukuk, finans, müşteri hizmetleri, maliyet düşüşleri somutlaşmaya başladı.”
Ertemel, dezenflasyonist etkinin tam anlamıyla hissedilmesi için atılması gereken yapısal adımları ise şu sözlerle ifade etti: “Daly'nin 5-10 yıllık çerçevesi, teknoloji tarihiyle tutarlı; ancak bu zaman diliminin alt sınırına yakın bir gerçekleşme için şirketlerin bugün farklı bir şey yapması gerekiyor. Yapay zekayı mevcut sürecin üstüne koymak değil, süreci yapay zeka etrafında yeniden kurmak. İş çıktısını doğrudan üreten çözümler, bir analist yerine geçen analiz sistemi, bir hukuk ekibi yerine geçen sözleşme inceleme motoru, bu paradigma değişiminin somut karşılıkları. Birim başına maliyet ancak bu düzeyde yapısal olarak düşüyor. Aksi halde şirketler yatırım yapmaya devam eder, rakamlar istatistiklere yansımaz; merkez bankaları potansiyelden söz etmeye, piyasalar beklemeye devam eder.”






Yorumlar
Yorum yazmak için giriş yapın.
Yorumlar yükleniyor…