Geçtiğimiz yazıda yapay zekanın artık bir silaha dönüştüğünden, ABD ve Çin'in bu alanda nasıl konumlandığından bahsetmiştim. Peki, Türkiye bu iki kutup arasında sıkışmak zorunda mı? Bence hayır...
Küresel yapay zeka rekabeti büyük ölçüde ABD ve Çin eksenleri üzerinden şekilleniyor. Dünyanın geri kalanı bu iki güç merkezi arasında pozisyon almaya çalışırken kendini sıkışmış hissediyor. Ya Amerikan ekosistemine bağımlı kalacaksın, model erişimin bir bakanlık kararına bağlı olacak... Ya da Çin'in sunduğu alternatife yönelip başka bir bağımlılık ilişkisine gireceksin. Üçüncü bir seçenek yokmuş gibi görünüyor. Oysa Türkiye'nin burada farklı bir hikâye yazma potansiyeli var.
Türkiye, yalnızca takip eden ya da iki kutup arasında konum arayan bir ülke olmaktan çıkıp, kendi bölgesel ve tarihsel hinterlandı içinde çok daha kapsayıcı bir yapay zeka vizyonu önerebilir. Türk devletleri ve daha geniş coğrafi etki alanındaki ülkelerle birlikte açık kaynaklı (open source), işbirliğine dayalı ve güvenilir bir yapay zeka platformu oluşturulması çağrısı yapabilir. Bu, küçük bir iddia değil... Ama imkânsız da değil. Bunun neden mümkün olduğunu üç noktada özetleyebilirim.
Diplomatik yumuşak güç: Türkiye'nin son yıllarda dış politikadaki manevra kabiliyeti, çok sayıda ülkeyle eş zamanlı işbirliği kurabilme becerisi, tam da bu tür bir girişim için gerekli olan güveni inşa etmede önemli bir avantaj sağlıyor. Rakip blokların hiçbirine tam bağımlı olmayan bir ülke olarak hareket edebilmek, bu alanda ciddi bir müzakere gücü demek.
Teknik kapasite ve girişimcilik ekosistemi: Türkiye'nin genç, teknolojiye yatkın nüfusu ve gittikçe olgunlaşan girişimcilik ekosistemi, sadece tüketen değil, üreten bir rol üstlenmesine imkân tanıyor. Bu potansiyel bugüne kadar çoğunlukla iç pazara, çoğunlukla da tekil başarı hikâyelerine hapsoldu. Oysa aynı enerji, bölgesel bir vizyona da yönlendirilebilir.
Açık kaynak yaklaşımı: ABD ve Çin'in kapalı, rekabetçi ve erişimi kısıtlı modellerinin aksine, açık kaynaklı ve daha insancıl bir yapay zeka vizyonu, hem Türk devletleri hem de Afrika, Orta Doğu gibi geniş bir coğrafyadaki ülkeler için gerçek bir alternatif olabilir. Kimsenin ikinci sınıf muamele görmediği, erişimin bir güç oyununa indirgenmediği bir model...
Bu yaklaşım, Türkiye'yi sadece yapay zeka teknolojilerini tüketen değil, aynı zamanda norm, platform, işbirliği ve kapasite inşa eden bir ülke konumuna taşıyabilir. Bunun için gereken şey, büyük bütçeler kadar net bir vizyon ve sürdürülebilir bir kararlılık... Çünkü bu tür girişimlerin kaderi, tıpkı Güney Kore örneğinde olduğu gibi slogan seviyesinde kalıp kalmayacağına bağlı.
Özetle, Dünya ABD-Çin kutuplaşmasına doğru hızla ilerlerken Türkiye'nin önünde nadir bir fırsat penceresi var. Bu pencereyi kaçırmamak, sadece teknolojik değil, aynı zamanda jeopolitik bir tercih meselesi...
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları İstanbul Ticaret Gazetesi'ne aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.