TPAO küresel şirket olma yolunda! Türkiye Libya’da enerji sahasına indi
Türkiye, Libya’da anlaşma masasından doğrudan sahadaki arama faaliyetlerine geçecek. Libya’daki yeni arama sahaları, TPAO’nun yalnızca Türkiye’de üretim yapan milli petrol şirketi kimliğinin ötesine geçme hedefini de güçlendiriyor. Irak, Somali ve diğer yurtdışı projeleriyle birlikte büyüyen uluslararası faaliyetler, TPAO’nun rezerv ve üretim portföyünü genişleterek küresel ölçekte faaliyet gösteren bir enerji şirketine dönüşmesinin önünü açıyor.

Türkiye’nin Libya ile enerji ilişkileri masadan sahaya taşınıyor. TPAO, Libya Ulusal Petrol Kurumu’nun (NOC) yaklaşık 17 yıl aradan sonra açtığı kapsamlı hidrokarbon arama ve işletme ihalesinde biri kara, biri açık deniz olmak üzere iki blokta arama hakkı kazandı. Toplam 22 sahayı kapsayan ihalede TPAO, C3 kara bloğunda İspanyol Repsol ile, O7 açık deniz bloğunda ise Repsol ve Macaristan merkezli MOL Group ile konsorsiyum halinde faaliyet gösterecek.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, TPAO’nun her iki projedeki payı yüzde 40 olacak. İmzalanan sismik araştırma anlaşması da eklendiğinde Türkiye, Libya’daki enerji varlığını artık yalnızca anlaşmalarla değil, doğrudan sahadaki arama faaliyetleriyle güçlendiriyor.
Libya’nın geliştirilmemiş 60’tan fazla petrol ve doğal gaz sahası için 30-40 milyar dolarlık yatırım arayışı ise Türkiye’nin önündeki fırsatın boyutunu daha da büyütüyor. Bu tablo, 2026 itibarıyla Türkiye-Libya enerji ilişkilerinde yeni bir dönemin başladığını gösteriyor. Türkiye artık Libya’da yalnızca anlaşma yapan değil, sahaya inen ve hidrokarbon arayan bir aktör konumunda.
YÜZDE 40 PAYA SAHİP
TPAO’nun Libya ile yapılan anlaşmalarda yüzde 40 payı bulunuyor. Denizdeki O7 bloğu, Bingazi açıklarında yaklaşık 10 bin 300 kilometrekare büyüklüğe sahip. Alanın bazı noktalarında su derinliği bin 500 metreyi aşıyor. Kara tarafındaki C3 bloğu ise Sirte Havzası’nın kuzeydoğusunda yaklaşık 8 bin 200 kilometrekarelik bir alanı kapsıyor. Sirte Havzası, Libya’nın başlıca hidrokarbon üretim bölgelerinden biri olarak öne çıkıyor. Bu gelişme, Türkiye açısından yalnızca yeni bir ruhsat kazanımı değil. TPAO böylece Libya’nın hidrokarbon sektöründe yeniden doğrudan arama-üretim zincirinin içine giriyor. TPAO’nun kazandığı iki blok, Türkiye’nin Libya’daki enerji faaliyetlerinin yalnızca bir bölümünü oluşturuyor.
DOĞRUDAN SAHAYA İNEN ENERJİ ORTAKLIĞI
Enerji uzmanı Altuğ Karataş, Türkiye’nin Libya’da sahada yatırım yapan ve kaynak geliştiren kalıcı bir enerji aktörüne dönüşmeye başladığını söyledi. Karataş, gelişmeler hakkında şöyle konuştu: “TPAO, Libya’nın yaklaşık 17 yıl aradan sonra gerçekleştirdiği hidrokarbon ihalesinde biri karada, diğeri denizde olmak üzere iki blok kazandı. C3 kara sahasında Repsol ile O7 deniz sahasında ise Repsol ve MOL ile birlikte çalışacak. Ayrıca 2025 yılında TPAO ile Libya Ulusal Petrol Kurumu arasında yapılan anlaşma kapsamında dört offshore alanda jeolojik ve jeofizik çalışma ile yaklaşık 10 bin kilometrelik 2D sismik çalışma planlanmıştı. Yani artık niyet beyanından veya diplomatik mutabakattan değil, doğrudan sahaya inen bir enerji ortaklığından söz ediyoruz. Burada bence asıl kritik aşama aramadan üretime geçiştir. Çünkü bir ülkenin enerji arz güvenliği sadece kendi sınırları içerisindeki kaynaklarını üretmesiyle sağlanmaz.”
ENERJİ BİLANÇOSUNA KATKI
Günümüzde büyük enerji şirketleri ve ülkeleri kendi sınırlarının dışında da rezerv ve üretim portföyü oluşturduğunun altını çizen Karataş, “TPAO’nun Libya, Irak, Somali ve diğer coğrafyalardaki yaklaşımını bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Türkiye’nin amacı yalnızca petrol ve doğal gaz satın alan bir ülke olmak yerine, mümkün olduğu ölçüde kaynağın bulunduğu yerde üretimin ortağı olan bir ülkeye dönüşmek olmalıdır. Libya’daki bir sahadan üretilecek petrolün veya doğal gazın tamamının fiziki olarak Türkiye’ye gelmesi şart değildir, TPAO’nun üretimden elde edeceği pay ve ekonomik değer de Türkiye’nin enerji bilançosuna katkıdır” değerlendirmesinde bulundu.
60 REZERV ALANI FIRSAT KAPISI
Libya’nın Afrika’nın en büyük kanıtlanmış petrol rezervlerinden birine sahip olduğunu hatırlatan Altuğ Karataş, “Yaklaşık 48 milyar varillik petrol rezervine sahip. Libya Ulusal Petrol Kurumu (NOC) bugün yaklaşık 1,4 milyon varil/gün civarındaki üretimi 2030’a kadar 2 milyon varil/gün seviyesine çıkarmayı hedefliyor. Bunun için sektörün önümüzdeki dönemde yaklaşık 30-40 milyar dolarlık yatırıma ihtiyaç duyduğu ifade ediliyor. Daha da önemlisi, Libya NOC Başkanı’nın son açıklamalarına göre ülkede keşfi yapılmış ancak sermaye, altyapı ve uzun yıllardır devam eden siyasi sorunlar nedeniyle henüz geliştirilememiş 60’tan fazla petrol ve doğal gaz sahası bulunuyor. Bana göre Türkiye açısından en büyük fırsatlardan biri tam da burada ortaya çıkıyor. Çünkü keşfedilmiş bir rezervi üretime geçirmek ile sıfırdan arama yaparak rezerv bulmak arasında hem süre hem de yatırım riski açısından önemli fark vardır. Bu 60’tan fazla sahanın tamamının aynı ticari değere sahip olduğunu elbette söyleyemeyiz; ancak bunların içerisinden teknik ve ekonomik olarak geliştirilebilir sahaların seçilmesi, TPAO için çok daha hızlı üretime dönüşebilecek bir portföy oluşturabilir.
Türkiye’nin Karadeniz’de kazandığı derin deniz arama, sismik ve sondaj kabiliyeti ile büyüyen sondaj filosu burada ciddi bir avantaj sağlıyor. Nitekim Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı da Türkiye’nin Libya’da hem karada hem denizde aktif olacağını ve Türkiye’nin son yıllarda oluşturduğu denizcilik, sismik ve sondaj kapasitesinin Libya’da kullanılabileceğini açıkça ifade ediyor” şeklinde konuştu.
BÖLGE GAZI DOĞRUDAN AB’YE BAĞLI
Enerji Uzmanı Altuğ Karataş, Libya’nın yalnızca Türkiye açısından değil, Avrupa’nın enerji arz güvenliği bakımından da stratejik bir konumda bulunduğunu belirtti. Libya’nın Kuzey Afrika ile Doğu Akdeniz’in kesişiminde ve Avrupa enerji pazarına yakın olmasının önemli bir avantaj oluşturduğunu ifade eden Karataş, mevcut doğal gaz altyapısına da dikkat çekerek şöyle konuştu: “Libya, Kuzey Afrika ile Doğu Akdeniz’in kesiştiği, Avrupa enerji pazarına çok yakın, son derece stratejik bir coğrafyada bulunuyor. Hâlihazırda Libya doğal gazını Akdeniz’in altından İtalya’ya taşıyan altyapı mevcut. Dolayısıyla Libya’da üretimin artması yalnızca Türkiye ve Libya’yı değil, Avrupa’nın enerji arz güvenliğini de ilgilendiriyor.” Karataş, Türkiye’nin TPAO üzerinden Libya’da üretici konumunu güçlendirmesinin, yalnızca iki ülke arasındaki ekonomik ilişkileri geliştirmeyeceğini, aynı zamanda Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji denklemindeki ağırlığını da artıracağını söyledi.
ENERJİ DİPLOMASİSİ BELİRLEYİCİ OLUYOR
Türkiye-Libya ilişkilerinin enerji boyutunun uzun yıllara yayılan stratejinin devamı olduğunu belirten Karataş, süreci üç aşamada değerlendirdi: “Önce diplomatik ve hukuki zemin oluşturuldu, ardından güvenlik ve savunma iş birliği güçlendirildi, bugün ise bunun üzerine ekonomik ve enerji ortaklığı inşa ediliyor.” Uzun vadede hedefin yalnızca Libya’da arama kuyuları açmak olma- ması gerektiğini vurgulayan Karataş, TPAO’nun arama, saha geliştirme ve üretimi kapsayan kalıcı bir upstream oyuncusuna dönüşmesi gerektiğini söyledi. Karataş, Libya’daki potansiyelin Irak, Somali ve diğer uluslararası projelerle birlikte değerlen- dirilmesi halinde TPAO’nun uluslararası rezerv ve üretim portföyünü büyütebileceğini belirterek, “TPAO, sadece Türkiye sınırları içerisinde üretim yapan bir milli petrol şirketinden, uluslararası rezerv ve üretim portföyüne sahip bölgesel bir enerji şirketine dönüşebilir” dedi.
Türkiye’nin enerji politikasındaki dönüşümün dış politikada da belirleyici hale geldiğini kaydeden Karataş, Libya örneğinde diplomasi, savunma, deniz yetki alanları ve enerji kapasitesinin aynı stratejik çerçevede buluştuğunu söyledi. Karataş, “Enerji diplomasisi artık dış politikanın tamamlayıcı unsuru değil, dış politikanın belirleyici unsurlarından biri haline geliyor” değerlendirmesini yaptı.
TÜRK ŞİRKETLERİNE DE YENİ İŞ FIRSATLARI SAĞLAYABİLİR
SETA Enerji Uzmanı Büşra Zeynep Özdemir, TPAO’nun Libya’da hem kara hem de deniz sahalarında arama projelerine dahil olmasının Türkiye-Libya enerji ilişkilerinde yeni bir aşamaya geçildiğini gösterdiğini belirtti. Özdemir, siyasi ve hukuki çerçevenin artık sahada somut enerji projelerine dönüştüğünü ifade ederek, Türkiye’nin Libya’nın enerji denkleminde daha kalıcı bir aktör olabileceğini ancak bunun ruhsatların alınmasından çok arama çalışmalarının ticari keşif ve üretime dönüşmesine bağlı olduğunu söyledi. Libya’daki 60’tan fazla keşfedilmiş ancak henüz geliştirilememiş petrol ve doğal gaz sahasının Türkiye açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirten Özdemir, ülkenin temel sorununun kaynak eksikliği değil, üretim için gerekli sermaye, teknoloji ve istikrarlı yatırım olduğunu vurguladı. TPAO’nun sismik araştırma, sondaj, rezerv değerlendirme ve saha geliştirme süreçlerinde rol üstlenebile- ceğini kaydeden Özdemir, Libya’nın 2030’a kadar günlük petrol üretimini 2 milyon varile çıkarma hedefinin Türkiye için önemli bir alan açtığını, sürecin aynı zamanda TPAO’nun yurtdışı varlıklarını ve üretim gelirlerini artırırken Türk şirketlerine de yeni iş fırsatları sağlayabileceğini ifade etti.
