Cuma21 Ağustos 202610:44İSTPİYASAAÇIK
EkonomiÖne çıkan

Terörsüz Türkiye dönemi sermayeye yeni alan açacak

Türkiye, yaklaşık yarım asırdır ekonominin üzerinde ağır bir yük oluşturan terör sorununu geride bırakmaya hazırlanırken, gözler sürecin sağlayacağı ekonomik kazanımlara çevrildi. Terörün doğrudan ve dolaylı 2 trilyon doları aşan ekonomik maliyetinin geride bırakılmasıyla kaynakların yatırım, üretim ve bölgesel kalkınmaya yönelmesi bekleniyor.

Yayınlanma

Güncellenme

Paylaş
Terörsüz Türkiye dönemi sermayeye yeni alan açacak

Türkiye, yarım asra yaklaşan ve trilyonlarca dolarlık örtük maliyeti olan terör sorununu geride bırakmaya hazırlanıyor. Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’un Meclis’te 467 oyla kabul edilmesiyle birlikte güvenlik odaklı dönemin yerini topyekun bir bölgesel kalkınma süreci alıyor. Ekonomistlere göre, silahların bırakılması ile birlikte Türkiye ekonomisindeki en büyük prangalardan biri kırılacak ve sürecin bir sonraki ayağı doğrudan ‘yatırım’ olacak.

DOĞU VE GÜNEYDOĞU’DA TARİHİ SIÇRAMA BEKLENİYOR
Bugüne kadar terörle mücadelenin Türkiye’ye doğrudan faturasının 700 milyar doları aştığı ifade edilirken, özel sektör girişimleri, doğrudan yabancı sermaye girişi, ihracat ve turizmdeki örtük kayıpların ise yaklaşık 2 trilyon doları bulduğu hesaplanıyor. Artık ‘uyuyan devin uyanacağı’ bir döneme giriliyor. Güvenlik gerekçesiyle yıllardır bölgeye gitmekten çekinen yerli ve yabancı yatırımcılar için Doğu ve Güneydoğu Anadolu yeni bir üretim üssüne dönüşecek. Tarım, turizm ve sınır ticaretinde tarihi bir sıçramanın kapıda olduğu belirtilirken, bölgede başlayacak bu yatırım hamlesinin ülkenin ortalama reel ekonomik büyümesine ek 1.5 puanlık bir katkı sağlayacağı öngörülüyor.

RİSK PRİMİ DÜŞECEK, KAYNAKLAR ÜRETİME KAYACAK
Ekonomide sürdürülebilir kalkınmanın en önemli ön koşullarından biri olan güven ortamının kalıcı şekilde tesis edilmesi, Türkiye’nin küresel piyasalardaki algısını doğrudan değiştirecek. Risk priminin (CDS) düşmesiyle birlikte ülkeye yabancı sermaye girişini hızlandıracak ve dış finansman maliyetlerini ucuzlatabilecek bir ortamın oluşması bekleniyor. Geçmişte zorunlu askeri operasyonlara ve güvenlik bütçelerine aktarılan trilyonlarca liralık kaynak; eğitim, sağlık, teknoloji, altyapı ve Ar-Ge yatırımlarına yönlendirilebilecek. Bölgedeki atıl kapasitenin, verimli tarım arazilerinin, el değmemiş rotaların ekonomiye ve turizme kazandırılmasının Türkiye’nin gelirlerinde de yeni rekorlar getirmesi bekleniyor.

2 TRİLYON DOLARLIK BÖLGESEL İNŞA HAMLESİ
‘Terörsüz Türkiye’ vizyonunun ekonomik etkileri sadece ülke sınırlarıyla sınırlı kalmayacak. Türkiye’nin güneyinde Suriye, Irak, Lübnan ve Ürdün’den Körfez’e kadar uzanan devasa coğrafyada on yıllardır süren çatışmaların ardından kapsamlı bir yeniden yapılanma süreci başlıyor. Sadece Suriye’nin yeniden imarı için bile Dünya Bankası’nın 216 milyar dolarlık bir altyapı faturasına işaret ettiği göz önüne alındığında, bölgesel ulaşım ağları, enerji hatları ve şehirlerin inşası için yaklaşık 2 trilyon dolarlık devasa bir ekonomi doğuyor. Türkiye, sahip olduğu güçlü kapasite ile Irak Kalkınma Yolu ve Orta Koridor projelerini entegre ederek, bu muazzam ticari ve lojistik ağın merkez ülkesi olmaya hazırlanıyor.

ÇEKİM GÜCÜ YÜKSEK BİR YATIRIM İKLİMİ TAHKİM EDİLİYOR
Konuya ilişkin İstanbul Ticaret’e değerlendirmelerde bulunan Prof. Dr. Kerem Alkin, atılan bu adımın salt bir güvenlik perspektifiyle okunmaması gerektiğini belirterek, doğrudan bölgesel kalkınmaya ve devasa yatırım hamlelerine dikkat çekti.

‘Terörsüz Türkiye’ vizyonunun devletin stratejik aklıyla üretildiğini belirten Prof. Dr. Alkin, bu adımın önümüzdeki çeyrek asrı şekillendireceğini şu sözlerle vurguladı: “Bu tarihi adım, Türkiye’nin önümüzdeki 25 yılına damga vuracak stratejik bir devlet vizyonunun yeni halkasıdır. Gazi Meclisimiz’de atılan bu tarihi adımı salt güvenlik perspektifinden okumak hata olur. Terörsüz Türkiye; esasen kalıcı güvenin, sürdürülebilir toplumsal huzurun, öngörülebilirliğin ve Türkiye’nin çekim gücü yüksek yatırım ikliminin tahkim edilmesi anlamına gelir. Çünkü, gardımızı indirdiğimiz anda, küresel ve bölgesel karanlık güçlerin bize bu topraklarda hayat hakkı tanımayacaklarını tarih bize defalarca gösterdi. Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın her daim vurguladıkları üzere, bizim güçlü olmak dışında bir seçeneğimiz yoktur.”

İKİNCİ BÜYÜK HALKA BÖLGESEL KALKINMA
Sürecin ikinci büyük halkasının ‘topyekun bölgesel kalkınma’ olduğunu ifade eden Alkin, Dünya Bankası (DB) ve Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) verilerine atıf yaparak bölgedeki devasa potansiyeli şöyle özetledi: “Türkiye’nin güneyinde Irak, Suriye, Lübnan ve Ürdün’ü, devamında Körfez ülkelerini içine alan devasa bir coğrafya, onlarca yıllık çatışmanın ardından altyapısını, şehirlerini, ulaştırma sistemlerini, enerji ağlarını ve üretim kapasitesini kapsamlı bir şekilde yeniden inşa etmek zorunda. Dünya Bankası, yalnızca Suriye’nin yeniden imar ihtiyacını 216 milyar dolar olarak hesaplıyor. Ulaştırma, enerji, lojistik, konut, şehircilik, haberleşme, tarım, gıda, sağlık, eğitim, dijital altyapı ve sanayi yatırımları birlikte değerlendirildiğinde, önümüzdeki 5-10 yıllık dönemde bölgenin 2 trilyon dolara ulaşacak bir yatırım ve katma değer potansiyelini harekete geçirmesi hiç de abartılı bir hedef değil. Bölgenin önünde, Türkiye’nin liderliğinde ve orkestrasyonunda, yeni bir ‘barışın kalkınma getirisi’ dönemi açılıyor.”

KALKINMA YOLU TÜRKİYE’NİN LOJİSTİK ROLÜNÜ GÜÇLENDİRECEK
Terörsüz Türkiye ile beraber Anadolu’nun bölgesel dönüşümdeki en önemli avantajlarından birini ulaşım koridorları oluşturuyor. Irak Kalkınma Yolu Projesi, Basra Körfezi’ndeki Büyük Faw Limanı’nı kara ve demiryolu üzerinden Türkiye’ye, buradan da Avrupa’ya bağlamayı hedefliyor. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, projenin tamamlanmasıyla Faw Limanı’ndan Avrupa ülkelerine kesintisiz ulaşım sağlanmasının hedeflendiğini açıklamıştı.



Gelecek 5 yılın doğru okunması gerektiğini belirten Prof. Dr. Alkin, Türkiye’nin merkezinde yer aldığı yeni ulaşım ve enerji koridorları hakkında şu değerlendirmelerde bulundu: “Irak’la Kalkınma Yolu Projesi, Basra Körfezi’ni Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacak. Türkiye-Suriye-Ürdün-Suudi Arabistan hattında yeniden hayat bulacak yeni Hicaz Demiryolu Projesi, Körfez ile Akdeniz ve Avrupa arasında tarihi bir kara köprüsü oluşturacak. Katar-Suudi Arabistan-Ürdün-Suriye-Türkiye ekseninde şekillenecek yeni doğalgaz bağlantıları ile Irak-Türkiye enerji hatlarının güçlendirilmesi, bölgenin enerji jeopolitiğini tümüyle yeniden şekillendirecek. Esas, Basra Körfezi’nden Anadolu’ya, Doğu Akdeniz’den Avrupa’ya uzanan yeni bir kalkınma havzasının Türkiye’nin liderliğinde kurulduğuna birlikte şahit oluyoruz.”

HEDEF 4 TRİLYON DOLARLIK MİLLİ GELİR LİGİ
‘Terörsüz Türkiye’ vizyonunun aynı zamanda Türkiye’nin GSYH hedefleri için en büyük kaldıraçlardan biri olduğunun altını çizen Prof. Dr. Kerem Alkin, şunları söyledi: “Bu vizyon, Sayın Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ın güçlü, kararlı, vizyoner liderliğinde ve dirayetinde, 2026 ile 2035 arası, Türkiye’nin GSYH’sını 4 trilyon dolar ligine taşıyabilecek büyük sıçramanın da en güçlü kaldıraçlarından birisi anlamına gelir. Türkiye bu tarihi ve büyük dönüşümün üretim, finansman, mühendislik, müteahhitlik, lojistik, enerji ve teknoloji merkezi olarak öne çıkıyor. Terörün tükettiği kaynakların tümüyle yatırıma, çatışmanın parçaladığı coğrafyanın kapsayıcı şekilde ticaret koridorlarına, sınırların ayırdığı şehirlerin hep birlikte üretim ağlarına dönüşeceği yeni bir dönem başlıyor. Ve Türkiye, bu yeni dönemin merkez ülkesidir.”