Rekor ihracat için güçlü zemin oluştu: Yeni pazarların anahtarı diplomasi
Küresel ticaretteki daralmaya rağmen yılın ilk yarısında 258 milyar dolarlık mal ve hizmet ihracatına imza atan Türkiye, 410 milyar dolarlık yıl sonu hedefinin yüzde 60’ını şimdiden gerçekleştirdi. Uzmanlar; proaktif ticaret diplomasisi, ‘Uzak Ülkeler Stratejisi’ ile yaratılan pazar çeşitliliği ve ABD ile ivme kazanan ekonomik diyaloğun etkisiyle yıl sonu hedefinin rahatlıkla aşılabileceğini öngörüyor.

Küresel ticarette sıkı para politikalarının yarattığı talep daralması ve artan korumacılık eğilimlerine rağmen Türkiye, yılın ilk yarısında dış ticarette dirençli performans sergiledi. Açıklanan verilere göre, söz konusu dönemde 136 milyar dolarlık mal ihracatına karşılık, yaklaşık 122 milyar dolarlık hizmet ihracatı gerçekleştirilerek toplamda 258 milyar dolarlık bir hacim yakalandı.
Yıl sonu için belirlenen 410 milyar dolarlık kümülatif ihracat hedefinin yüzde 60’ının ilk altı ayda realize edilmesi, yılın geri kalanı ve 410 milyar dolarlık hedefin aşılması için olumlu bir tablo ortaya çıkardı. Bu güçlü öncü göstergeler, küresel tedarik zincirlerindeki kırılganlıklara ve döviz kuru dalgalanmalarına rağmen yılın ikinci yarısında ana hedefin rahatlıkla aşılabileceğine yönelik piyasa beklentilerini rasyonel bir zemine oturttu.
PROAKTİF TİCARET DİPLOMASİSİ
Bu eşiğin aşılmasında ve pazar derinliğinin sağlanmasında en önemli enstrüman olarak, uluslararası ticaretteki tarife engellerini aşmayı hedefleyen ticaret diplomasisi öne çıkıyor. Nitekim Ticaret Bakanlığı’nın son dönemde attığı adımlar, bu stratejinin sahadaki karşılığını doğrular nitelikte. Temmuz 2026 itibarıyla Kanada ile kapsamlı bir Serbest Ticaret Anlaşması (STA) için resmi müzakerelerin başlatılması ve Birleşik Krallık ile gerçekleştirilen 8. Dönem JETCO toplantısında ikili ticaret hacmi için 40 milyar dolarlık yeni bir hedefin konulması, bu vizyonun kritik bileşenleri arasında. Diğer yandan, küresel ekonominin ana motoru olan ABD ile son dönemde şekillenen diyalog zemini de piyasalar tarafından yakından izleniyor. İki ülke arasındaki ekonomik ilişkilerde oluşacak bir ivmelenmenin, stratejik sektörler özelinde Türk ihracatçısına yeni alanlar açabileceği ve yıl sonu rakamlarında yukarı yönlü bir katalizör işlevi görebileceği öngörülüyor.
UZAK ÜLKELER STRATEJİSİ
Avrupa gibi ana ihracat pazarlarında baş gösterebilecek ekonomik durgunluk risklerini bertaraf etmek adına hayata geçirilen ‘Uzak Ülkeler Stratejisi’ ise artık bir vizyondan ziyade makroekonomik bir zorunluluk halini aldı. Küresel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla’nın (GSYH) yüzde 64’ünü temsil eden ancak Türkiye’nin dış ticaret menzilinde tarihsel olarak zayıf kalan Asya-Pasifik, Latin Amerika ve Afrika gibi coğrafyalara yönelik alternatif rota inşası hız kazanıyor. Yeni dönemde bu uzak pazarlardaki asimetrik rekabet şartlarının diplomatik mekanizmalarla dengelenmesi ve lojistik dezavantajların aşılması; yalnızca kısa vadeli 410 milyar dolarlık hedefin aşılmasını sağlamayacak, aynı zamanda Türkiye’nin kalıcı bir pazar çeşitliliğine ulaşarak küresel değer zincirlerindeki pazar payını yapısal olarak artırmasını temin edebilecek.
410 MİLYAR DOLARLIK HEDEF RAHATLIKLA AŞILABİLİR
İlk yarıyıl verilerinin yılsonu beklentileri için çok güçlü bir temel oluşturduğunu belirten İstanbul Ticaret Üniversitesi Uluslararası Ticaret Bölüm Başkanı Doç. Dr. Cihat Köksal, ulaşılan 258 milyar dolarlık hacme dikkat çekti.

Köksal, “Yılın ilk yarısında mal ihracatında 136 milyar dolar, hizmet ihracatında ise 122 milyar dolar olmak üzere toplamda 258 milyar dolarlık bir seviyeye ulaşılması ve 410 milyar dolarlık hedefin yüzde 60'ından fazlasının (yaklaşık yüzde 63) ilk 6 ayda karşılanması, yılsonu hedefinin sadece yakalanabilir değil, rahatlıkla aşılabilir olduğunun çok güçlü bir sinyali” dedi.
Bu başarıda en büyük itici gücün hizmet ihracatı olduğunu vurgulayan Köksal, “Hizmet ihracatının zirve yaptığı dönem geleneksel olarak yılın üçüncü çeyreğidir. Dolayısıyla ilk yarıda yakalanan bu güçlü rüzgar, üçüncü çeyrekteki turizm ve lojistik gelirleriyle birleştiğinde yılsonunda 410 milyar dolarlık hedefi yukarı yönlü aşması olasıdır” diye konuştu.
JEOPOLİTİK TAMPON OLDU
Son dönemde izlenen ticaret diplomasisinin geleneksel pazar bulma faaliyetinin ötesine geçtiğini aktaran Doç. Dr. Köksal, bu stratejinin bir ‘jeopolitik tampon’ haline geldiğini söyledi. Köksal, bölgesel gerilimler ve korumacı politikalara karşı atılan adımları şu sözlerle özetledi: “Türkiye'nin çok taraflı ve çift taraflı ticaret anlaşmalarını hızlandırması, iş dünyasının önündeki bürokratik ve gümrük engellerini kaldırdı. Kuzey Afrika’da Mısır’daki akıllı şehir projelerinden Fas ile derinleşen Serbest Ticaret Anlaşması (STA) mekanizmalarına kadar somut işbirlikleri kurulurken; Türk Devletleri Teşkilatı ve AB gibi platformlardaki çok taraflı temaslar, yürürlükteki 24 aktif STA ve yeni kurulan stratejik lojistik merkezlerle taçlandırılıyor. Sürecin kurumsal ve finansal sacayağını İGE A.Ş.’nin teminat kolaylıkları ve DEİK’in küresel saha gücü sağlamlaştırıyor.”
Ankara'daki 36. NATO Zirvesi'nin önemine de değinen Köksal, “Bu gibi üst düzey buluşmalar sadece askeri birer ittifak olmanın ötesine geçirilerek, savunma sanayi ve yüksek teknoloji odaklı devasa birer ticari diplomasi platformuna dönüştürüldü. Ticaret diplomasisi, ihracatçımıza yeni pazarlar açmakla kalmayarak küresel tedarik zincirlerindeki kırılmalara karşı güvenli liman vazifesi sunuyor” diye konuştu.
İHRACAT MENZİLİ 5000 KM’YE YAKLAŞIYOR
Avrupa'daki büyüme yavaşlamaları ve resesyon risklerinin pazar çeşitlendirmesini zorunlu kıldığını hatırlatan Köksal, Türkiye'nin ihracat menzilini ortalama 3 bin 65 kilometreden küresel ortalama olan 4 bin 744 kilometrenin üzerine çıkarma vizyonuyla başlattığı Uzak Ülkeler Stratejisi’nin yapısal bir dönüşüm olduğunu belirtti.
Köksal, “Latin Amerika (özellikle Brezilya, Meksika) ve Asya-Pasifik (Hindistan, Vietnam, Endonezya) gibi dinamik bölgeler, Türkiye için işlenmiş gıda, savunma sanayi, kimya, makina ve otomotiv yedek parça sektörlerinde devasa birer talep merkezidir” derken, alternatif rotaların önemini şöyle anlattı: “Küresel lojistikte Hürmüz Boğazı, Süveyş Kanalı ve Kızıldeniz'de yaşanan jeopolitik krizler, alternatif rotaların önemini kanıtladı. Kalkınma Yolu Projesi ve Orta Koridor gibi projelerde merkez konumda yer alma çabası, uzak pazarlara erişim maliyetini ve süresini azaltacak. Uzak pazarlara giriş, ihracatçımızın ölçek ekonomisinden faydalanmasını sağlayarak birim ihracat değerimizi yükseltecektir.”
ABD ile ivme kazanan ekonomik ve siyasi diyaloğun ihracat rakamlarına kesinlikle somut ve pozitif yansıyacağını belirten Doç. Dr. Köksal, ticaret hacmi hedefinin 100 milyar dolar olarak belirlendiğini hatırlattı. Havacılık, savunma sanayi, makina, tekstil/hazır giyim ve çelik/alüminyum sektörlerinde ABD pazarına girişin kolaylaşacağını söyleyen Köksal, şunları kaydetti: “Siyasi yakınlaşma sadece ticaret yapmayı değil, ABD'li fonların ve şirketlerin Türkiye'ye doğrudan yabancı yatırım yapmasını da tetikler. Türkiye'ye gelecek ABD yatırımları, üçüncü ülkelere yapılacak ihracatı da dolaylı olarak besleyecektir.”
PAZAR ÇEŞİTLENDİRMESİ ŞART
Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Ekonomist Doç. Dr. Şevket Sayılgan, ilk altı aylık tablonun olumlu olduğunu belirterek, “Yıllıklandırılmış mal ve hizmet ihracatının 400 milyar dolar sınırını aşması, 410 milyar dolarlık hedefin ulaşılabilir olduğunu gösteriyor” dedi.
Yılın ikinci yarısındaki ihracat performansını Avrupa’daki büyüme görünümü, enerji fiyatları, jeopolitik gelişmeler, finansmana erişim ve üretim maliyetlerinin belirleyeceğini vurgulayan Sayılgan, hızlanan ticaret diplomasisinin bu noktada devreye girmesi gerektiğini söyledi. Sayılgan, “Diplomatik temaslar yeni pazarların kapısını açabilir; fakat bu temasların ihracata dönüşmesi için uygun finansman, rekabetçi fiyat, hızlı lojistik ve kalıcı ticari anlaşmalar gerekir” diye konuştu.

Türkiye’nin ihracatında Avrupa pazarına olan yoğun bağımlılığın kıtadaki durgunluk dönemlerinde kırılganlık yarattığını belirten Doç. Dr. Sayılgan, ‘Uzak Ülkeler Stratejisi’ne ilişkin şunları kaydetti: “Asya, Latin Amerika ve Afrika’da büyüyen nüfus, genişleyen orta sınıf ve artan altyapı yatırımları Türkiye açısından önemli fırsatlar sunuyor. Savunma sanayi, makina, otomotiv yan sanayi, gıda, sağlık, yazılım, enerji ekipmanları ve müteahhitlik hizmetleri bu pazarlarda öne çıkabilir. Ancak uzak pazarlarda yalnızca ürün göndermek yeterli değildir. Navlun maliyetlerinin azaltılması, lojistik merkezlerin kurulması, yerel dağıtıcılarla ortaklık yapılması ve ülkeye özel ürün geliştirilmesi gerekir.”
ABD İLE YENİ FIRSATLAR OLUŞABİLİR
ABD ile ekonomik ve siyasi ilişkilerdeki yakınlaşmanın ihracat açısından büyük potansiyel taşıdığını dile getiren Sayılgan, savunma, havacılık, tekstil ve yazılım gibi sektörlerde yeni fırsatlar oluşabileceğini belirtti. Siyasi yakınlaşmanın ticarete otomatik yansımayacağının altını çizen Sayılgan, şöyle devam etti: “Somut sonuç için gümrük engellerinin azaltılması, karşılıklı yatırımların artırılması ve Türk şirketlerinin ABD’de kalıcı dağıtım kanalları kurması gerekir. ABD pazarındaki küçük bir pay artışı dahi Türkiye’ye milyarlarca dolarlık ilave ihracat sağlayabilir. 410 milyar dolarlık hedef erişilebilir görünüyor. Ancak kalıcı başarı, yalnızca ihracat rekoru kırmak değil; yüksek katma değerli, farklı pazarlara yayılmış ve dış şoklara dayanıklı bir ihracat modeli kurmaktır.”









Yorum yazmak için giriş yapın.
Yorumlar yükleniyor…