Orta teknoloji tuzağından çıkmalı
Türkiye’nin en büyük 1000 sanayi kuruluşunda üretilen katma değerin yüzde 66.3’ü düşük ve orta-düşük teknolojili sektörlerden geliyor. Yüksek teknolojinin payı son beş yılda yüzde 5.7’den yüzde 7.2’ye yükselse de her 1000 TL’lik katma değerin yalnızca 72 TL’si yüksek teknolojiyle üretiliyor. Bu yapı, sanayinin ekonomi içindeki ağırlığını yeterince zenginleşmeden kaybetmesi anlamına gelen ‘erken sanayisizleşme’ riskini büyütüyor.

Türkiye sanayisi üretim kapasitesi, ihracat gücü ve girişimcilik birikimiyle ekonominin temel taşı olmayı sürdürürken, üretimin teknoloji bileşimindeki yavaş dönüşüm yeni bir risk alanına işaret ediyor. İstanbul Sanayi Odası’nın birinci ve ikinci 500 büyük sanayi kuruluşu verilerinden oluşan İSO 1000 tablosu, sanayide üretilen katma değerin yaklaşık üçte ikisinin hâlâ düşük ve orta-düşük teknolojili sektörlerden sağlandığını ortaya koyuyor.
2025 yılı itibarıyla İSO 1000 kuruluşlarının toplam katma değerinin yüzde 34.02’si düşük, yüzde 32.24’ü ise orta-düşük teknoloji yoğunluklu sektörlerden elde edildi. Böylece iki grubun toplam payı yüzde 66.26’ya ulaştı. Bir başka ifadeyle Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşlarının ürettiği her 3 TL’lik katma değerin yaklaşık 2 TL’si geleneksel teknoloji gruplarından geldi. Bu oran 2021’de yüzde 66.64 düzeyindeydi. Aradan geçen beş yılda üretim yapısının ana omurgasında belirgin bir değişiklik yaşanmadı.
1000 TL’NİN 72 TL’Sİ YÜKSEK TEKNOLOJİDEN
Sanayide yüksek teknolojili üretim tarafında sınırlı ancak dikkat çekici bir ilerleme bulunuyor. İSO 1000 içerisinde yüksek teknoloji yoğunluklu sektörlerin oluşturduğu katma değer 2021’de 32.39 milyar TL iken 2025 sonunda 280.39 milyar TL’ye çıktı. Yüksek teknolojinin toplam katma değer içerisindeki payı da aynı dönemde yüzde 5.67’den yüzde 7.24’e yükselerek en yüksek seviyesine ulaştı.
Ancak sanayide üretilen her 1000 TL’lik katma değerin yaklaşık 72 TL’si yüksek teknolojiden, 265 TL’si orta-yüksek teknolojiden, kalan 663 TL’si ise düşük ve orta-düşük teknolojili sektörlerden geliyor.
Türkiye sanayisi açısından asıl kritik sinyal, düşük teknolojili sektörlerin yüksek payından çok, yüksek teknolojiye geçişte köprü görevi üstlenen orta-yüksek teknoloji grubundaki gerilemeden geliyor.

Otomotiv, makina, kimya, elektrikli teçhizat ve ulaşım araçları gibi Türkiye’nin ihracatçı ve ölçekli sektörlerini kapsayan orta-yüksek teknoloji grubunun katma değer payı 2023 yılında yüzde 29.91’e kadar yükseldi. Ancak bu oran 2024’te yüzde 26.71’e, 2025’te ise yüzde 26.51’e geriledi. Böylece grubun katma değerdeki payı üç yılda yaklaşık 3.4 puan azaldı.
Orta-yüksek teknoloji grubunun zayıflaması, sanayinin bir üst teknoloji basamağına geçişini zorlaştırıyor. Çünkü bir ekonominin doğrudan düşük teknolojiden ileri çip, biyoteknoloji veya havacılık üretimine sıçraması kolay olmuyor. Türkiye açısından risk, sanayi üretiminin tamamen gerilemesinden çok, üretimin düşük katma değerli yapıda uzun süre kalması ve yüksek maliyetler nedeniyle küresel rekabet gücünü kaybetmesi şeklinde ortaya çıkıyor.
İHRACATIN TEKNOLOJİ DEĞERİ DE ARTMALI
TÜİK verilerine göre yüksek teknoloji ürünlerinin imalat sanayi ihracatı içindeki payı 2025 yılı genelinde yüzde 3.8 olarak gerçekleşti. 2026’nın ocak-mart döneminde ise oran yüzde 3.4 seviyesinde kaldı.
Orta-yüksek ve yüksek teknoloji grupları birlikte değerlendirildiğinde daha olumlu bir tablo ortaya çıkıyor. Bu iki grubun imalat sanayi ihracatındaki toplam payı 2025’te yüzde 43.5’e yükselirken, ihracat değeri yaklaşık 112 milyar dolara ulaştı. Ancak bu rakamın önemli bölümünü otomotiv, makina, elektrikli teçhizat ve kimya gibi orta-yüksek teknolojili sektörler oluşturuyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın sanayide teknoloji yoğunluğunu inceleyen çalışması, Türkiye’de yüksek ve orta-yüksek teknolojili üretimin son yıllarda arttığını, ancak toplam imalat sanayindeki payının hâlâ OECD ortalamasının altında kaldığını ortaya koyuyor. Çalışmaya göre yüksek ve orta-yüksek teknoloji sektörlerinin imalat sanayindeki istihdam payı 2013’te yüzde 19.5 iken 2023’te yüzde 22.4’e yükseldi. Aynı grupların cirodaki payı yüzde 27’den yüzde 30.3’e, üretim değerindeki payı ise yüzde 26.4’ten yüzde 30.3’e çıktı. Yüksek ve orta-yüksek teknoloji grubundaki girişimlerin toplam işletmeler içindeki payı da 2013’te yüzde 9’dan 2023’te yüzde 13’e yükseldi.
TEŞVİKLER DAHA ÇOK TEKNOLOJİYE
Sanayide teknoloji sıçraması için yatırım teşviklerinin yalnızca fabrika kurma, kapasite artırma veya istihdam oluşturma kriterlerine göre verilmesi yeterli görülmüyor. Modern modelde destek sisteminin üretilecek ürünün teknoloji seviyesi, oluşturacağı yerli katma değer, Ar-Ge niteliği, ihracat potansiyeli ve tedarik zincirine sağlayacağı katkı üzerinden yeniden kurgulanması gerekiyor.Aynı ürünün daha fazla üretilmesine dayalı yatırımlar yerine, ithal edilen kritik bileşenlerin Türkiye’de geliştiril- mesini, firmaların kendi teknolojilerini üretmesini ve uluslararası patent oluşturmasını sağlayan projelere öncelik verilmesi önem taşıyor.
Özellikle yarı iletkenler, ileri elektronik, yapay zeka, robotik, savunma ve havacılık, biyoteknoloji, ilaç, tıbbi cihaz, batarya, enerji depolama, yenilenebilir enerji ekipmanları, ileri malzemeler ve hassas makina teknolojileri stratejik üretim alanları olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin 2030 Sanayi ve Teknoloji Stratejisi’nde de savunma, yapay zeka, çip ve yarı iletken, ilaç, tıbbi cihaz, mobilite ve yenilenebilir enerji teknolojileri öncelikli alanlar arasında gösteriliyor.
Türkiye’de Ar-Ge harcamalarının teknoloji yoğunluğu yüksek sektörlerde toplandığı görülüyor. 2024 yılında imalat sanayindeki Ar-Ge harcamalarının yüzde 46.9’u yüksek, yüzde 40.2’si ise orta-yüksek teknoloji grubunda gerçekleştirildi. Buna göre iki grubun toplam Ar-Ge harcamalarındaki payı yüzde 87’yi aştı. Ancak Ar-Ge harcaması yapılması tek başına yüksek teknoloji üretimini garanti etmiyor. Araştırmanın patente, patentin prototipe, prototipin seri üretime ve seri üretimin küresel pazarda ölçeklenebilir bir ürüne dönüşmesi gerekiyor.
UZUN VADELİ FİNANSMAN İHTİYACI VAR
Yüksek teknoloji yatırımları, geleneksel sektörlere göre daha uzun geliştirme süresi, daha yüksek başlangıç sermayesi ve daha fazla belirsizlik içeriyor. Bu nedenle yatırım kredilerinin vadesinin projenin geliştirme ve geri dönüş süresine uygun hale getirilmesi, teknoloji yatırımlarına özkaynak benzeri finansman sağlanması ve kalkınma bankacılığının daha etkin kullanılması gerekiyor. Girişim sermayesi fonları ile büyük sanayi şirketleri arasında kurulacak ortak yatırım modelleri de yenilikçi girişimlerin laboratuvar ölçeğinden seri üretime geçmesini kolaylaştırabilir.
Finansman desteklerinde firmanın büyüklüğünden çok teknoloji üretme kapasitesi, ihracat potansiyeli ve kritik ithalatı azaltma etkisinin dikkate alınması, kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlayabilir.
Finansman, bilgi transferi ve insan sermayesi
FSM Vakıf Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Doç. Dr. Bilal Bağış, “Üç ayaklı (finansman, bilgi transferi, insan sermayesi) ve stratejik önceliklendirilmiş birkaç sektörde eş zamanlı ve tutarlı biçimde devreye sokulacak; uzun soluklu bir sanayi politikası stratejisi gerekli” dedi. Ekonomist Bağış, İstanbul Ticaret gazetesine yaptığı açıklamada şu görüşlerini paylaştı: “Kalkınma bankacılığı, ihracat kredi garantileri ve uzun vadeli proje finansmanı araçları önemini koruyor. Düşük-orta teknoloji tuzağı döngüsünü kırmanın bir yolu teşvik sisteminin mantığını değiştirmekten geçiyor. Teknoloji yoğunluğu, ihracatta katma değer oranı, patent/tasarım tescili ve verimlilik artışı gibi nitelik kriterlerine bağlı, performansa dayalı ve zamanla azalan bir teşvik mimarisi kurulabilir. Üniversitelerdeki çıktıları, sanayinin ürün geliştirme ihtiyaçlarıyla buluşturacak aracı kurumlar (uygulamalı araştırma merkezleri, teknoparklar, ortak doktora programları) ve özellikle çip, yapay zeka, savunma, ilaç ve enerji teknolojileri gibi stratejik alanlarda kamu-özel işbirliklerine daha çok ihtiyaç var.”
Dış ticaret açığının büyük kısmı yüksek teknoloji ürünleri ithalatı
İstanbul Ticaret Üniversitesi İşletme Fakültesi İktisat Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Muhittin Adıgüzel, “Günümüzde bu döngüyü kıran ülkelerden biri Güney Kore, diğeri Çin olup Türkiye, Brezilya, Arjantin, Meksika ve benzeri birçok ülke bu iki süreci birlikte yaşayan ülkeler” dedi. Doç. Dr. Adıgüzel, şöyle devam etti: “Türkiye açısından orta gelir tuzağının aşılması ve sanayileşmiş ülke olabilmenin önündeki en büyük handikap yüksek teknolojili ürün üretiminde başarılı olmamamızdır. Türkiye’nin yüksek teknolojili ürün ihracatı 2025 yılında 9.9 milyar dolar ile toplam ihracata oranı yüzde 3.6 oldu. Çin’in toplam ihracatı içinde yüksek teknoloji ürünlerinin payı yüzde 20 civarında. Bu oran 2024 yılında Avrupa Birliği için yüzde 19.4 olmuştur. Türkiye’nin dış ticaret açığının büyük kısmı yüksek teknoloji ürünleri ithalatından kaynaklanıyor. 2025 yılı içinde yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi içindeki payı benzer oranda, yüzde 3.6 oldu.”


Yorum yazmak için giriş yapın.
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.