Morgan Stanley 'Asıl risk' diyerek açıkladı: ABD’de 40 trilyon dolarlık borç alarmı
ABD federal borcunun 40 trilyon doları aşması mali sürdürülebilirlik endişelerini artırırken Morgan Stanley, asıl riskin yüksek faizlerden çok yatırımcıların hisse senetlerinden tahvillere yönelmeye başlayacağı noktada ortaya çıkabileceğini belirtti.

ABD’nin federal borcu 40 trilyon dolar sınırını aşarken küresel piyasalarda uzun vadeli mali sürdürülebilirlik yeniden gündeme geldi. Morgan Stanley analizine göre, kamu borcundaki hızlı artışa rağmen hanehalkı ve şirket bilançoları güçlü kalmaya devam ediyor. Banka, piyasalar açısından kritik noktanın tahvil getirilerinin hisse senetlerine göre daha cazip hale gelmesi olabileceğine dikkat çekiyor.
ABD’NİN FEDERAL BORCU 40 TRİLYON DOLARI AŞTI
ABD federal borcunun 40 trilyon dolar sınırını aşması, küresel finans piyasalarında uzun vadeli mali sürdürülebilirliğe ilişkin kaygıları yeniden artırdı.
Devasa kamu borcu yüküne rağmen mevcut piyasa göstergelerinin henüz yakın vadeli bir kriz sinyali vermediği belirtiliyor.
Morgan Stanley tarafından yayımlanan son analizde de kamu borcundaki rekor artışa karşın özel sektör bilançolarının oldukça güçlü kaldığına dikkat çekildi.

SON 10 YILDA BORCA 20 TRİLYON DOLAR DAHA EKLENDİ
Morgan Stanley Küresel Sabit Getirili Araştırma Başkanı Andrew Sheets, ABD’nin ilk 240 yılda yaklaşık 20 trilyon dolar borç biriktirdiğini belirtti.
Sheets’e göre yalnızca son 10 yılda bu tutara yaklaşık 20 trilyon dolar daha eklendi.
Böylece ABD kamu borcundaki artışın son yıllarda olağanüstü bir hız kazandığına dikkat çekildi.
ÖZEL SEKTÖRDE AYNI BORÇLANMA PATLAMASI YAŞANMADI
Morgan Stanley analizinde, geçmiş kriz dönemlerinden farklı olarak reel sektörde kamu tarafındakine benzer bir borçlanma patlaması yaşanmadığı vurgulandı.
Yüksek kamu borcunun bugüne kadar şirket yatırımları ve tüketici harcamalarında belirgin bir bozulmaya neden olmadığı ifade edildi.
HANEHALKI BORCUNUN GSYH’YE ORANI YÜZDE 67’YE GERİLEDİ
Hanehalkı tarafında borçluluğun azalması, yüksek faiz ortamına karşı önemli bir koruma sağlıyor.
Hanehalkı borcunun GSYH’ye oranı 2019 yılında yüzde 74, 2000 yılında ise yüzde 70 seviyesindeyken bugün yaklaşık yüzde 67’ye gerilemiş durumda.
Bu görünüm, tüketicilerin yüksek faiz koşullarına karşı geçmiş dönemlere kıyasla daha dayanıklı kalmasına katkı sağlıyor.
DÜŞÜK FAİZLİ MORTGAGE AVANTAJI DEVAM EDİYOR
ABD’de tüketicilerin önemli bir bölümünün düşük faiz döneminde uzun vadeli ve sabit faizli mortgage kullanmış olması da hanehalkı bütçelerini destekliyor.
Bu durum, mevcut yüksek faizlerin tüketiciler üzerindeki etkisinin daha sınırlı kalmasını sağlıyor.
ŞİRKET BORÇLULUĞU SON 10 YILDA YATAY KALDI
Teknoloji yatırımları ile birleşme ve satın alma faaliyetleri nedeniyle rekor seviyede kurumsal tahvil ihracı beklenmesine rağmen şirketlerin genel borçluluk görünümünün bozulmadığı belirtildi.
Şirket borçlarının GSYH’ye oranının son 10 yılda büyük ölçüde yatay seyrettiği ifade edildi.
MORGAN STANLEY ASIL RİSKİ AÇIKLADI
Morgan Stanley’e göre yatırımcıların takip etmesi gereken temel risk, yüksek faizlerin ekonomiyi ne zaman yavaşlatacağından çok farklı bir noktada bulunuyor.
Banka, tahvil getirilerinin hisse senetlerine kıyasla ne zaman daha cazip hale geleceğinin piyasalar açısından kritik olabileceğini düşünüyor.
30 YILLIK ABD TAHVİLLERİ REEL GETİRİ SUNUYOR
ABD’nin 30 yıllık tahvilleri, beklenen enflasyonun yaklaşık 300 baz puan üzerinde reel getiri sunuyor.
Yatırım yapılabilir seviyedeki uzun vadeli şirket tahvillerinin getirisi ise yüzde 6,2 seviyesinde bulunuyor.
Buna rağmen yatırımcıların hisse senetlerinden tahvillere kitlesel ölçekte yöneldiğini gösteren bir fon akışı henüz görülmüyor.
PARA HİSSEDEN TAHVİLE NE ZAMAN KAYACAK?
Morgan Stanley’in analizinde piyasalara ilişkin temel soru da bu noktada ortaya çıkıyor.
Tahvil getirilerinin yüksek seviyelerde bulunmasına rağmen hisse senetleri halen yatırımcı ilgisini koruyor.
Ancak sabit getirili varlıkların sunduğu getirinin hisse senetlerinin potansiyel kazancına göre daha cazip hale gelmesi durumunda fon akımlarının yön değiştirebileceği değerlendiriliyor.
ŞİRKET KARLARI BORSAYI DESTEKLİYOR
S&P 500 endeksinin yükselen faiz ortamına direnmesindeki en önemli faktörlerden biri şirket karlarındaki güçlü büyüme olarak gösteriliyor.
Yüksek kar artışı, faiz baskısını dengeleyerek hisse senetlerinin yatırımcılar açısından cazibesini korumasına yardımcı oluyor.
KAR BÜYÜMESİ YAVAŞLARSA TAHVİLE YÖNELİŞ HIZLANABİLİR
Morgan Stanley Küresel Sabit Getirili Araştırma Başkanı Andrew Sheets, şirket karlarındaki büyümenin yavaşlaması durumunda piyasalardaki dengenin değişebileceğine dikkat çekti.
Böyle bir senaryoda yatırımcıların hisse senetlerinden sabit getirili varlıklara yönelişinin hızlanabileceği belirtiliyor.
Bu nedenle 40 trilyon doları aşan kamu borcunun yanı sıra şirket karlarının seyri ve tahvil getirilerinin yatırımcılar açısından cazibesi, piyasaların önümüzdeki dönemde izleyeceği temel başlıklar arasında yer alıyor.