Made in Europe değil Made with Europe! Avrupa’nın üretim gücü Türkiye’siz eksik kalır
Fransa ve Almanya’nın otomotiv sektöründe ‘Made in Europe’ yaklaşımına ilişkin vardığı uzlaşı, Türkiye’nin kapsam dışında kalabileceği endişesini gündeme taşıdı. Türk iş dünyası, Avrupa’nın rekabet gücünün dışlayıcı politikalarla değil, Türkiye’nin de dahil olduğu entegre üretim ve tedarik zincirleriyle korunabileceğini vurgulayarak, ‘Made with Europe’ çağrısında bulundu.

Avrupa, sanayi politikasında yeni bir döneme giriyor. Avrupa Komisyonu’nun mart ayında açıkladığı Industrial Accelerator Act, kamu alımları ve kamu desteklerinde Avrupa’da üretilen ürünlere öncelik verilmesini öngörüyor. Düzenleme; otomotivden çeliğe, çimentodan alüminyuma ve net sıfır teknolojilerine kadar birçok stratejik sektörü kapsıyor.
Komisyonun temel amacı, Avrupa’nın üretim kapasitesini ve tedarik zinciri dayanıklılığını güçlendirmek. Ancak otomotivde ‘Avrupa’da üretilmiş’ sayılmanın sınırlarının nasıl çizileceği, Türkiye açısından önemli olan bir ayrımı beraberinde getirdi.
Fransa ve Almanya, 16 Ekim’de uzun süredir tartıştıkları emisyon hedefleri ile Avrupa üretimine öncelik verilmesi yaklaşımı konusunda uzlaştı.
Buna göre otomotiv sektöründe bir ürünün ‘Avrupa’da üretilmiş’ kabul edilebilmesi için batarya dışındaki bileşenlerin yüzde 70’inin Avrupa’da üretilmesi, bataryada ise en az yüzde 10 Avrupa içeriği bulunması öngörülüyor. Birleşik Krallık ve bazı Avrupa ülkelerine belirli koşullarla sisteme dahil olma imkanı tanınırken, Türkiye mevcut Fransız-Alman formülünün dışında bırakıldı.
SÜREÇ BİTMİŞ DEĞİL
Paris-Berlin uzlaşması henüz Avrupa Birliği’nin nihai kararı niteliğini taşımıyor. Düzenlemenin yürürlüğe girmesi için Avrupa Parlamentosu ve üye ülkelerin desteği gerekiyor. AB liderleri de 15-16 Ekim Zirvesi’nde Industrial Accelerator Act müzakerelerinin ilerletilmesi çağrısında bulundu. Bu nedenle Türkiye açısından süreç halen devam ediyor. Türk iş dünyası ise Avrupa’nın rekabet gücünün, parçası olduğu entegre üretim ağlarıyla korunabileceğini savunarak, ‘Made in Europe’ yerine ‘Made with Europe’ yaklaşımını gündeme taşıyor.
GÜVENİLİR ORTAKLAR DIŞLANMAMALI
Fransa-Almanya uzlaşması sürecinde küresel otomotiv üreticilerinden de Türkiye’ye destek geldi. BBC’nin haberine göre Toyota’nın Avrupa birimi, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada Türkiye ve Japonya’nın da anlaşma kapsamına alınmasını tavsiye etti. Açıklamada, “İngiltere’nin dahil edilmesini memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak bu anlaşmanın, Avrupa otomotiv sektörünün rekabet gücünü destekleyebilecek yakın işbirliklerinin sürdürülmesi açısından Türkiye ve Japonya gibi diğer güvenilir ortakları da kapsayacak şekilde genişletildiğini görmek isteriz” denildi.
ÖNEMLİ OLAN DEĞERİN NEREDE YARATILDIĞI
Ford Avrupa Başkanı Jim Baumbick’in ‘Made in Europe’ tartışmasına ilişkin değerlendirmeleri, şirketin kurumsal blog platformu From the Road by Ford’da 10 Ekim’de yayımlandı. Baumbick, “Önemli olan son cıvatanın nerede sıkıldığı değil, değerin nerede yaratıldığıdır. Türkiye ve İngiltere gibi Avrupa otomotiv sanayisine entegre yakın ve güvenilir ortaklarda yapılan üretim, AB27 ile eşdeğer kabul edilmelidir” dedi. Türkiye’de üretilen elektrikli Ford Transit Custom’u örnek gösteren Baumbick, bu modelde mühendisliğin İngiltere ve Almanya, elektrik motorunun İngiltere, bataryanın AB menşeli olduğunu, nihai üretimin ise Türkiye’de gerçekleştirildiğini hatırlattı.
Türkiye’de 2025 yılında 1.4 milyonun üzerinde araç üretilirken sektör 41.5 milyar dolarlık ihracatla tarihi rekor kırdı. Toplam otomotiv ihracatı 1 milyon adedi aşarken sektör Türkiye’nin ihracat liderliğini sürdürdü. Avrupa Birliği ise Türk otomotiv sanayinin en büyük pazarı olmaya devam etti.
İş dünyasına göre Ford Otosan, Oyak Renault, Toyota Türkiye ve Mercedes-Benz Türk gibi üretim üslerinin Avrupa markalarının tedarik ağlarına derin biçimde entegre olması nedeniyle Türkiye’nin dışarıda bırakılması yalnızca Türk sanayisini değil, Avrupa’nın mevcut üretim ve tedarik zincirlerinin rekabet gücünü de doğrudan etkileyebilir.
GÜMRÜK BİRLİĞİ ORTAĞI DIŞLANAMAZ
İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) Başkanı Dr. Ayhan Zeytinoğlu: “Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Almanya Başbakanı Merz’in otomotiv sektöründe ‘Made in Europe’ kapsamına ilişkin vardıkları uzlaşının Türkiye’yi dışlaması son derece düşündürücü ve bizim açımızdan kabul edilemez. Türkiye’nin toplam otomotiv ihracatının yüzde 73’ü AB’ye gidiyor. AB pazarında ‘Made in Europe’ engeli ile karşılaşmamız, ticaretimize ve ihracatımıza ciddi zarar verebilir. Süreç henüz tamamlanmış değil, ancak iki lider ülkenin uzlaşısı karar süreci üzerinde önemli etkiye sahip. 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı ile yürürlüğe giren Gümrük Birliği, Türkiye ile AB arasında sanayi mallarının serbest dolaşımını sağlarken, Türkiye’nin AB dış ticaret politikalarına uyumunu da öngörüyor.
Birleşik Krallık için getirilen tarife ve ticari korunma önlemlerine uyum şartı zaten Gümrük Birliği çerçevesinin bir parçası. Gümrük Birliği içinde yer alan bir ülkenin kapsam dışında tutulması kabul edilemez. Gerekirse Avrupa Adalet Divanı ve Dünya Ticaret Örgütü mekanizmaları dahil olmak üzere mevcut haklarımızın korunması için tüm seçenekler değerlen- dirilmeli. Türkiye, AB üyesi olmadan Gümrük Birliği’ni uygulayan tek büyük ekonomidir. Buna rağmen AB’nin tek Gümrük Birliği ortağına yönelik böyle bir dışlayıcı yaklaşım sergilemesi iyi niyetle bağdaşmaz. Taslağın yasalaşmasını beklemeden Türkiye de gerekli reform ve uyum adımlarını hızlandırarak adil muamele talebini güçlü şekilde ortaya koymalı.”
MADE WİTH EUROPE AVRUPA’NIN GERÇEK GÜCÜ
Otomotiv Satış Sonrası Ürün ve Hizmetleri Derneği (OSS) Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Sekreteri Emirhan Silahtaroğlu: “OSS Derneği olarak FIGIEFA Yönetim Kurulu’ndaki temsilimiz sayesinde Türkiye’nin Avrupa otomotiv değer zincirindeki stratejik konumunu ilgili platformlarda aktarıyoruz. ‘Made with Europe’ yaklaşımını son derece önemli buluyoruz. Bu yaklaşım, Türkiye gibi Avrupa ile güçlü şekilde entegre olmuş ülkelerin oluşturduğu üretim ve tedarik zincirlerinin, Avrupa’nın rekabet gücünün ayrılmaz bir parçası olarak değerlendirilmesini ifade ediyor.
Türkiye’nin sıradan bir üçüncü ülke olarak değerlendirilmesi, Avrupa’daki tedarik zincirlerinin zayıflamasına, maliyetlerin ve teslimat sürelerinin artmasına, ayrıca parça bulunabilirliği açısından sorunlar yaşanmasına neden olacak. Bunun sonucunda ortaya çıkacak maliyet artışlarının dağıtıcılara, servislere ve nihayetinde araç sahiplerine yansıması kaçınılmaz.”
TEDARİK ZİNCİRİNİ BÖLMEK AVRUPA’YA KAYBETTİRİR
Otomotiv Sanayii Derneği (OSD) Başkanı Cengiz Eroldu: “Avrupa otomotiv sanayinin mevcut üretim ve tedarik yapısıyla örtüşmeyen bu yaklaşımı, Avrupa’nın odaklandığı rekabetçilik hedefinden uzak ve ekonomik karşılığı olmayan bir karar olarak değerlendiriyoruz. Türk otomotiv sanayi, 30 yılı aşkın süredir Gümrük Birliği temelinde Avrupa otomotiv değer zincirinin ayrılmaz bir parçası. Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki ilişki yalnızca karşılıklı ticaretten ibaret değil; ortak yatırımlar, üretim, tedarik zincirleri, mühendislik ve Ar-Ge faaliyetleriyle güçlü bir sanayi entegrasyonuna dayanıyor.
Ancak bu politikalar oluşturulurken mevcut üretim ve tedarik zincirlerinin bütünlüğünün bozulması rekabetçilik açısından büyük bir risk. Türkiye ve AB otomotiv sanayileri birbirlerinin hem önemli tedarikçileri hem de pazarları. Türkiye’nin kapsam dışında kalması yalnızca Türk otomotiv sanayini değil, ülkemizde üretim ve yatırım yapan Avrupalı üreticileri ve Avrupa otomotiv ekosisteminin rekabet gücünü de olumsuz etkileyebilir. Nihai düzenlemenin, Gümrük Birliği’nin ortaya koyduğu ekonomik bütünleşmeyi ve mevcut sanayi entegrasyonunu gözeten kapsayıcı bir yaklaşımla şekillenmesi için temaslarımızı sürdürüyoruz.”

Yorum yazmak için giriş yapın.
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.