Enerjide oyun değiştiren adımlar! 70 yıllık hedefe az bir süre kaldı
Türkiye, enerjide dışa bağımlılığı azaltmak ve arz güvenliğini güçlendirmek için petrol, doğal gaz, yenilenebilir ve nükleer enerjiyi kapsayan kapsamlı bir dönüşüm yürütüyor. Gabar ve Sakarya Gaz Sahası’ndaki üretim artışına yeni hidrokarbon aramaları eklenirken, Akkuyu ile nükleer enerjiye geçiş hızlanıyor. Sinop ve Trakya’daki yeni santraller, güneş ve rüzgar yatırımlarıyla enerji kapasitesinin artırılması hedefleniyor. Bu dönüşümle enerji ithalatının ve cari açık üzerindeki baskının azaltılması, arz güvenliğinin güçlendirilmesi ve Türkiye’nin bölgesel enerji merkezi olması amaçlanıyor.

Türkiye, enerjide dışa bağımlılığı azaltmak ve arz güvenliğini güçlendirmek amacıyla petrol, doğalgaz ve nükleer enerjiyi kapsayan çok yönlü bir hamle yürütüyor. Gabar’da rekor seviyelere ulaşan petrol üretiminin yanı sıra Diyarbakır’da kaya gazı başta olmak üzere hidrokarbon potansiyeline yönelik çalışmalar da enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi açısından önem kazanıyor. Karadeniz’de Sakarya Gaz Sahası’nın büyüyen kapasitesi ve Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde ilk elektriğe doğru ilerleyen süreç, Türkiye’nin enerji denkleminde yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Yenilenebilir enerjinin toplam üretimdeki payının artırılması hedefinin yanı sıra Sinop ve Trakya’da planlanan yeni nükleer santrallerin de devreye alınmasıyla Türkiye’nin enerji portföyünün daha da çeşitlendirilmesi hedefleniyor.
KRİTİK 8 ADIM
Türkiye’nin enerji ithalatı için kaynak arayan bir ülkeden, enerji üretiminde yer arayan bir ülkeye dönüştüğünü belirten Enerji Uzmanı Altuğ Karataş, Türkiye’nin enerji hamlesinin ‘oyun değiştiren 8 adımdan’ oluştuğunu belirtti. Karataş, bu adımları Gabar’da petrol üretimi, Karadeniz’de doğalgaz, Akkuyu’da nükleer enerji, Sinop ve Trakya’da yeni nükleer santraller, Diyarbakır’da kaya gazı aramaları, güneş-rüzgar yatırımları, yeni nesil elektrik şebekeleri ve enerji teknolojilerinde yerlileşme olarak sıraladı. Bu adımların Türkiye’nin enerji ithalatına bağımlılığını azaltarak arz güvenliğini ve enerji bağımsızlığını güçlendireceğini vurguladı.
70 YILLIK HAYAL GERÇEK OLUYOR
Akkuyu’nun Türkiye’nin enerji tarihinde bir dönüm noktası olduğunun altını çizen Karataş, şunları söyledi: ”Türkiye, yaklaşık 70 yıllık nükleer enerji hedefinin ardından ilk kez nükleer enerjiden elektrik üreten ülkeler ligine girmeye hazırlanıyor. Akkuyu’da ilk ünitenin devreye alınmasına yönelik çalışmalar devam ediyor. Dört ünitenin tamamı faaliyete geçtiğinde toplam 4.800 MW kurulu güce ulaşılacak ve santralin Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 10’unu karşılaması bekleniyor. Bunun enerji ithalatı açısından da önemli bir karşılığı var. Akkuyu’nun tam kapasite üretiminin yılda yaklaşık 7 milyar metreküp doğalgaz ithalatını ikame edebilecek ölçekte bir katkı sağlayabileceği hesaplanıyor. Ancak Akkuyu’yu yalnızca 4.800 MW’lık bir elektrik santrali olarak değerlendirmemek gerekiyor.”
NÜKLEER ENERJİNİN NE FARKI VAR?
Enerji Uzmanı Altuğ Karataş, nükleer enerjinin güneş ve rüzgar enerjisinden farklı olarak hava koşullarına bağlı olmadan, yüksek kapasite faktörüyle 7 gün 24 saat kesintisiz ve öngörülebilir elektrik üretme kapasitesine sahip olduğunu ifade etti.
Elektrikli araçlar, veri merkezleri, yapay zeka uygulamaları, sanayide elektrifikasyon ve iklimlendirme ihtiyacının önümüzdeki yıllarda Türkiye’nin elektrik talebini ciddi biçimde artıracağını belirten Karataş, “Dolayısıyla yenilenebilir kaynakları hızla büyütürken sistemin güçlü ve kesintisiz baz yük kaynaklarına da ihtiyacı olacak. Türkiye’nin hedefi de Akkuyu ile sınırlı değil. Sinop ve Trakya’da yeni nükleer santraller üzerinde çalışmalar yürütülüyor. Bunun yanında küçük modüler reaktörler, yani SMR teknolojileri de Türkiye’nin uzun vadeli enerji stratejisinin içerisine giriyor. Türkiye’nin uzun vadeli hedefi yaklaşık 20 bin megavat nükleer kurulu güce ulaşmak” dedi.
GELECEĞİN ELEKTRİK OTOBANLARI
Karataş, Türkiye’nin önünde yalnızca yeni nükleer santrallerin kurulmasını değil, üretilecek yüksek miktardaki elektriğin taşınmasını sağlayacak yeni nesil şebeke altyapısının oluşturulmasını da içeren kapsamlı bir dönüşüm bulunduğuna dikkat çekti. Bu altyapıyı ‘geleceğin elektrik otobanları’ olarak nitelendiren Karataş, “Yüksek kapasiteli HVDC, yani yüksek gerilim doğru akım iletim hatları, çok büyük miktarlardaki elektriğin uzun mesafelere daha düşük kayıplarla taşınmasına imkan sağlayabiliyor. Türkiye’nin bir taraftan nükleer kapasitesini, diğer taraftan güneş, rüzgar ve gelecekte deniz üstü rüzgar kapasitesini büyütmesi, doğal olarak çok daha güçlü bir iletim altyapısını gerekli hale getirecek” diye konuştu.
YENİ İLETİM HATLARI İHRACAT DÖNEMİ
Önümüzdeki dönemde nükleer santrallerle birlikte yüksek kapasiteli yeni nesil iletim hatlarının da inşa edildiği bir Türkiye görüleceğini belirten Karataş, şöyle devam etti: “Trakya’dan Anadolu’ya, Karadeniz’den büyük tüketim merkezlerine kadar üretim ve tüketim noktalarının yüksek kapasiteli yeni nesil şebekelerle birbirine bağlanması, enerji dönüşümünün kritik parçalarından biri olacak. Bu altyapı aynı zamanda Türkiye’nin Avrupa, Kafkasya ve yakın coğrafyasıyla elektrik ticaretini büyütebilmesinin de önünü açabilir.”
AKKUYU TEKNOLOJİ TRANSFERİ DE SAĞLAYACAK
Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin yalnızca elektrik üretimi açısından değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Karataş, projenin Türkiye’nin teknoloji ve insan kaynağı açısından da önemli bir kazanım sağladığını söyledi. Karataş, “Türk mühendisleri nükleer teknoloji konusunda eğitim alıyor, Türk şirketleri nükleer standartlarda çalışma tecrübesi kazanıyor. Sinop ve Trakya projelerinde bu bilgi birikiminin daha yüksek yerlilik oranıyla değerlendirilmesi gerekiyor” dedi.
Akkuyu’nun Türkiye açısından bir başlangıç niteliğinde olduğunu belirten Karataş, sözlerini şöyle sürdürdü: “Akkuyu, Türkiye’nin nükleer lige giriş biletidir. Bir sonraki hedefimiz sadece nükleer santral sahibi olmak değil, nükleer teknolojiyi öğrenen, yerlileştiren, kendi insan kaynağını yetiştiren ve gelecekte özellikle SMR teknolojilerinde bölgesine teknoloji ve mühendislik ihraç edebilen bir Türkiye olmalıdır” dedi.
DİYARBAKIR PETROL ÜRETİMİNDE OYUN DEĞİŞTİRİCİ OLACAK
Türkiye’nin enerji gücüne Diyarbakır’daki kaya gazının güç katacağını söyleyen Enerji Uzmanı Altuğ Karataş, şöyle konuştu: “Bundan sonraki en dikkat çekici başlıklardan biri ise Diyarbakır olabilir. Burada klasik dikey sondajdan farklı olarak yatay sondaj ve çatlatma teknolojilerinin kullanılacağı yeni bir dönem başlıyor. İlk etapta yaklaşık 600 kilometrekarelik dört blokta 24 kuyuluk, üç-dört yıllık bir program uygulanıyor. Potansiyel alan ise bunun çok daha üzerinde. Enerji Bakanlığı tarafından yapılan açıklamalarda, çalışmaların başarılı olması halinde bölgede Gabar’ın iki-üç katına ulaşabilecek bir potansiyelden söz ediliyor. Burada elbette ‘potansiyel’ ile ‘üretilebilir rezerv’ arasındaki farkın altını çizmek gerekiyor. Sondaj sonuçları alınmadan Diyarbakır’daki potansiyelin tamamını rezerv veya üretim olarak değerlendirmek doğru olmaz. Ancak teknoloji ve saha sonuçları beklendiği şekilde gerçekleşirse Diyarbakır, Türkiye’nin petrol üretim hikayesinde gerçekten oyun değiştirici bir bölge haline gelebilir.”
NÜKLEER CARİ AÇIĞIN İLACI OLACAK
Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mesut Karakaş, Türkiye’nin cari açığında altın ve enerji ithalatının önemli bir paya sahip olduğuna dikkat çekerek, nükleer enerji yatırımlarının bu açıdan kritik önem taşıdığını ifade etti. Karakaş, haziran ayı verilerine göre 4.2 milyar dolarlık cari açığın 1.2 milyar dolarının altın, 4.5 milyar dolarının ise enerji ithalatından kaynaklandığını belirterek, “Altın ve enerji dışarıda bırakıldığında ülkemiz haziran ayında 1.5 milyar dolar cari fazla verecekti. Nükleer enerji bu alanda ilaç olacak” dedi. Karakaş, cari açıktaki iyileşmenin yurt içindeki yabancı para talebini azaltacağını, bunun da döviz kurlarındaki oynaklığı ve kurun enflasyon üzerindeki geçişkenlik etkisini sınırlayacağını söyledi. Karakaş, “Çağımız yapay zeka ve insansı robot çağının başlangıcında yer alıyor. Bu teknolojiler ise yoğun bir şekilde enerji kullanımını gerektiriyor. Ucuz, ulaşılabilir ve kesintisiz enerji ekonomik büyümede kilit rol oynayacak” dedi.
TÜRKİYE’NİN ENERJİ DÖNÜŞÜMÜNDE YENİ DÖNEM: YERLİ ÜRETİM VE NÜKLEER HAMLESİ
SETA Enerji Uzmanı Büşra Zeynep Özdemir, konu hakkındaki açıklaması şöyle: Türkiye açısından burada en önemli değişim petrol ve doğal gazda ithalata bağımlı bir ülkeden kendi üretimini giderek artıran bir ülkeye doğru ilerliyor olması. Gabar’da bugün günlük petrol üretimi 83 bin varilin üzerine çıkarken Sakarya Gaz Sahası’ndaki günlük üretim ise 9,5 milyon metreküp seviyesinde. Osman Gazi Yüzer Üretim Platformunun devreye alınmasıyla faz iki üretimin başlamasının bu miktarı 20 milyon metreküpe dek artırması bekleniyor. Diyarbakır bu tabloya yeni bir boyut ekleyebilir. Ancak burada bir ayrımı gözden kaçırmamak gerek; henüz keşfedilmiş bir rezervden değil, potansiyelden bahsediyoruz, sondajlarla doğrulanması gereken oldukça büyük bir şeyl petrolü potansiyelinden. Çalışmaların başarılı olması halinde Gabar’ın birkaç katına ulaşabilecek bir üretim imkanının ortaya çıkabileceği öngörülüyor. Dolayısıyla, Türkiye’nin kısa vadede petrol ve doğal gaz ithalatını tamamen ortadan kaldırmasını beklemek gerçekçi değil ancak her ilave üretim ithal edilmesi gereken enerji miktarını azaltıyor. Bu da yalnızca enerji faturasının düşmesine değil aynı zamanda Türkiye ekonomisinin jeopolitik risklere ve petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki küresel dalgalanmalara karşı daha dirençli hale gelmesine katkı sunuyor.
Akkuyu’yu Türkiye’nin enerji dönüşümünde tarihi bir eşik olarak konumlandırmak gerek. Mevcut takvime göre 2026’nın sonuna dek ilk reaktörden elektrik üretiminin başlaması hedefleniyor. Diğer üç ünitenin tamamlanmasıyla birlikte toplam dört reaktörle santralin 4800 MW kurulu güce ulaşması hedefleniyor. Ardından Sinop ve Trakya’da hayata geçirilecek ikinci ve üçüncü santral projeleri ve küçük modüler reaktörlerin de devreye alınmasıyla sistemde 2050’ye dek 20 GW’lık nükleer kurulu gücü hedefleniyor. Nükleerin önemi yalnızca yeni bir elektrik üretim kaynağının sisteme alınmasından kaynaklanmıyor; nükleer enerji hava koşullarından bağımsız olarak kesintisiz elektrik üretmesinin yanında karbon emisyonuna neden olmadan elektrik üretmesiyle sistemin baz yük ihtiyacını karşılamada önemli bir görev üstlenecek. Aynı zamanda elektrik üretiminde ithal edilen doğal gaza duyulan ihtiyacın azaltılmasına da katkı sağlayacak. Bu nedenle nükleer lige çıkmayı yalnızca nükleer santrale sahip olmak olarak değerlendirmemek gerek; istihdam kaynağı, teknoloji transferi, know-how birikimi, yerli sanayi kapasitesinin genişletilmesi gibi geniş bir açıdan ele almak gerek.
Ekonomik açıdan ise enerji ithalatında kalıcı azalmaya neden olması Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiye ve artan enerji talebine sahip bir ülke için döviz talebinin ve küresel fiyat şoklarının etkisinin azaltılması demek. Dolayısıyla, yerli hidrokarbon üretimiyle nükleer enerjiyi birlikte değerlendirirsek, Türkiye yalnızca daha fazla enerji üreten değil, daha az dış şoklara bağımlı bir enerji mimarisi geliştiriyor, diyebiliriz.
