Çip üretimi ve teknolojiye Hürmüz faturası
Hürmüz Boğazı’nda yaşanan kriz, enerji piyasalarının yanı sıra teknoloji üretiminin temel girdilerini de etkiliyor. Kritik mineraller ve endüstriyel gazlarda yaşanan arz baskısı, çipten veri merkezlerine kadar uzanan yeni bir maliyet dalgası endişesini gündeme getiriyor. Uzmanlara göre jeopolitik riskler, çip üretiminden yapay zeka altyapılarına kadar geniş bir alanı etkileyebilir.

Hürmüz Boğazı’ndaki krizin uzaması, enerji maliyetlerinin yanı sıra teknoloji üretiminde kullanılan kritik hammadde ve endüstriyel gazların tedarikinde de baskı oluşturuyor. Bakırdan lityuma, helyumdan alüminyuma kadar birçok girdide yaşanan arz sıkıntıları teknoloji sektöründe maliyetleri artırırken, 2026’da çip, bellek ve veri merkezi yatırımlarında yeni bir maliyet şoku riskini gündeme taşıyor. Akademisyenler, enerji fiyatlarından başlayan etkinin maliyetler, enflasyon ve finansman koşulları üzerinden teknoloji sektörüne yayıldığına dikkat çekiyor.
Pandemi ve Rusya-Ukrayna Savaşı’nın ardından ortaya çıkan Hürmüz krizi, teknoloji üretiminde yeni bir baskı unsuru haline geldi. Boğazdaki sorunların sürmesi, Brent petrol fiyatının 100 dolar seviyelerinde seyretmesi ve tedarik zincirlerinde yaşanan aksaklıklar, teknoloji üretiminde kullanılan kritik hammaddelerin teminini zorlaştırıyor.
Özellikle helyum, bakır, kükürt ve alüminyumdaki arz sorunları; yarı iletkenlerden elektronik cihazlara, veri merkezlerinden enerji altyapısına kadar pek çok alanda maliyetleri yukarı çekiyor. Katar’ın küresel helyum arzında önemli bir ülke olması nedeniyle burada yaşanabilecek kesintilerin çip üreticilerini doğrudan etkileyebileceği belirtiliyor. Kükürt ve sülfürik asit tedarikindeki sıkışma ise bakır üretim maliyetlerini artırırken, alüminyum tedarikindeki lojistik sorunlar da elektronik ve yüksek teknoloji ürünlerinde ek maliyet baskısı oluşturuyor.

RİSK YALNIZCA ENERJİYLE SINIRLI DEĞİL
Uzmanlara göre krizin uzaması halinde etkiler yalnızca enerji fiyatlarıyla sınırlı kalmayacak. Üreticiler alternatif kaynaklara ve daha uzun lojistik rotalara yönelmek zorunda kalırken, çip, elektronik bileşen ve veri merkezi altyapılarında maliyetlerin daha da yükselmesi bekleniyor. Bu durum, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerin teknoloji sektörü açısından yalnızca enerji maliyetleri değil, üretimin temel girdilerini oluşturan kritik mineraller, metaller, kimyasallar ve endüstriyel gazların tedarik güvenliği açısından da yakından izlenmesi gerektiğini ortaya koyuyor.
6 AYDA DİKKAT ÇEKEN ARTIŞLAR
Kriz öncesi ve sonrasını kapsayan yaklaşık 6 aylık dönemde emtia fiyatlarında da önemli yükselişler yaşandı. Teknoloji üretiminde kullanılan hammaddelerden bakırın libre fiyatı 4.50 dolardan 6.69 dolara çıkarak yüzde 48.6 arttı. Lityumun ton fiyatı 60 bin dolardan 100 bin dolara yükselirken, artış oranı yüzde 67 oldu. Nikel 21 bin dolardan 30 bin dolara çıkarak yüzde 43, silikon kilogram başına 1.50 dolardan 2 dolara yükselerek yüzde 33 değer kazandı.
Kobalt fiyatı 45 bin dolardan 50 bin dolara yükselirken artış yüzde 11 seviyesinde gerçekleşti. Paladyum 900 dolardan 1.050 dolara, platin ise 800 dolardan 1.050 dolara çıktı. Alüminyumun ton fiyatı da yaklaşık 2 bin dolardan 2 bin 100 dolara yükseldi. Enerji maliyetlerindeki artış da tabloyu ağırlaştırdı. Ham petrolün varil fiyatı yaklaşık 80 dolardan 110 dolara çıkarken, doğalgaz fiyatı 1.05 dolardan 4.21 dolara yükseldi. Enerji ve hammadde maliyetlerindeki bu artışın yarı iletkenlerden bataryalara, güneş panellerinden elektronik cihazlara kadar teknoloji sektörünün birçok alanında maliyet baskısını artırdığı belirtiliyor.
İLK ZAM DEPOLAMA ÜRÜNLERİNDE
Krizin tüketiciye yansıdığı ilk teknoloji ürünleri arasında depolama çözümleri öne çıktı. Dahili ve harici hafıza kartlarında yaşanan fiyat artışları kısa sürede perakende satış fiyatlarına da yansıdı. Maliyet baskısının sürmesi halinde depolama ürünlerindeki yükselişin bilgisayar, akıllı telefon ve diğer elektronik cihazlara da yayılması bekleniyor.
ENERJİDEN ENFLASYONA UZANAN ETKİ
İstanbul Üniversitesi İşletme İktisadı Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Ali Hepşen, Hürmüz’deki krizin teknoloji dünyasında yeni bir emtia şokuna dönüşebileceğini söyledi. Enerji fiyatlarındaki yükselişin teknoloji sektörünü maliyet, enflasyon ve finansman kanalları üzerinden etkilediğini belirten Hepşen, “Burada konu yalnızca jeopolitik risklerle sınırlı değil. Enerji fiyatlarından maliyetlere, maliyetlerden enflasyona uzanan çok net bir aktarım mekanizması var” dedi.
Petrol fiyatlarında her 10 dolarlık artışın enflasyona yaklaşık 1 ila 1.5 puan etki edebildiğine dikkat çeken Hepşen, bunun şirketlerin finansmana erişimini zorlaştırdığını ve işletme sermayesi ihtiyacını artırdığını söyledi.

“2026, yalnızca talep ve enflasyonla mücadele açısından değil, finansman tarafında da kolay bir yıl olmayacak gibi görünüyor” diyen Hepşen, enerji ve kritik hammadde maliyetlerindeki yükselişin özellikle yarı iletken, bellek ve veri merkezi yatırımları üzerinde baskı oluşturabileceğine dikkat çekti. Hepşen, S&P Global verilerine göre 2026 yılında bellek çipi üretiminin artan talebin gerisinde kaldığını ve bunun fiyatları yukarı çektiğini belirterek, veri merkezi ekipmanlarına yönelik talebin de yüksek seyrini koruduğunu söyledi.
BT SEKTÖRÜNÜN BÜYÜMESİNİ 1 PUAN AŞAĞI ÇEKEBİLİR
International Data Corporation’ın (IDC) 2026 görünümüne göre, Orta Doğu’da çatışmanın uzaması halinde DRAM ve NAND fiyatları üzerinde yukarı yönlü baskı oluşması bekleniyor. Bu durumun yapay zeka altyapılarının maliyetlerini artırabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Ali Hepşen, üç aylık bir çatışmanın küresel bilgi teknolojileri sektörünün büyümesini yaklaşık 1 puan aşağı çekebileceğinin öngörüldüğünü söyledi. Hepşen, “Bu süreç yalnızca petrol ve doğalgaz piyasalarıyla sınırlı kalmayıp teknoloji üretiminin temel girdilerine uzanan bir maliyet şokuna dönüşebilir” dedi.

Hürmüz Boğazı’ndaki istikrarsızlığın kritik minerallerin arzını da tehdit ettiğini belirten Hepşen, bunun yapay zeka çiplerinden elektronik sistemlere kadar yüksek teknoloji üretiminde yeni arz riskleri yaratabileceğini söyledi. Veri merkezleri açısından enerji maliyetlerinin önemli sorun haline geldiğini vurgulayan Hepşen, “Orta ölçekli bir veri merkezinin elektrik tüketiminin yaklaşık 100 bin haneli bir şehrin tüketimine eşdeğer olabileceği öngörülüyor. Bu nedenle Hürmüz’deki gelişmeler ülkeleri enerji politikaları ve teknoloji yatırımlarını yeniden değerlendirmeye yöneltebilir” diye konuştu.
