Ekonomi, savaşın ardından normalleşmeye çalışıyor. Savaşın Türkiye ekonomisini en çok vurduğu alan enflasyon oldu.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, savaşın yıl sonu enflasyonunu yaklaşık 5 puan yukarı çektiğini tahmin ettiklerini açıklamıştı. Eşel mobil sistem devreye girmemiş olsaydı, enflasyonist etki çok daha yüksek olurdu.
Normal şartlarda, küresel enerji piyasasında büyük sarsıntıya yol açan böylesi bir savaşın, Türkiye gibi enerji ithalatçısı bir ülkede dış ticaret dengesini de bozması beklenirdi. Nitekim Rusya-Ukrayna Savaşı sürecinde dış ticaret açığında ciddi bir kötüleşme yaşanmıştı. Ancak bu kez aynı ölçüde belirgin bir bozulma görülmedi.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’ndan Yasemin Barlas ve Şebnem Oğuz, geçtiğimiz günlerde bu farklılaşmanın nedenlerine ilişkin bir araştırma notu yayımladı. Bu yazımda, söz konusu araştırmanın bulgularını özetlemeye çalışacağım.
Savaş sonrası küresel ölçekte petrol fiyatlarında yıllık bazda yüzde 55, doğalgaz fiyatlarında ise yüzde 28 civarında artış kaydedildi. Eşel mobil sistem küresel petrol fiyatlarındaki artışın pompa fiyatlarına yansımasını kısıtlasa da en nihayetinde enerji ithalatı faturamız kabardı.
Buna rağmen diğer kalemlerdeki gelişmeler dış ticaret açığındaki artışı sınırladı. Öncelikle bu dönemde tüketim malları ithalatının yavaşladığını görüyoruz. Yüksek faiz, ekonomide giderek daha belirgin biçimde hissedilen bir soğumaya yol açıyor. Bu soğumayı artık talep tarafında da gözlemlemek mümkün. Enflasyon etkisinden arındırılmış reel kredi kartı harcamaları verisi, ikinci çeyrekte daralmaya işaret etti. Doğal olarak ithal ürünler de bu daralmadan etkilenmeye başladı.
Dış ticaretteki durum sadece ithalatla sınırlı değil. Savaş döneminde ihracat artmaya devam etti. Hürmüz Boğazı'nın kapanması Doğu Asya'dan gelen sevkiyatları vurdu. Taşıma süreleri ve navlun fiyatları arttı. Bu gelişmeler, Türkiye'yi alternatif bir tedarikçi olarak bir kez daha öne çıkardı. Özellikle Avrupa'dan gelen ihracat talebinde artış kaydedildiği görülüyor.
Yabancı müşterilerin kimyasal ürünler ve ana metallerde ihtiyatlı alımlara yöneldiği ve taleplerini öne çektikleri, tekstil ürünlerinde ise tedarikçi çeşitlendirmesi amacıyla talebi artırdıkları dikkat çekiyor.
Ekonomi Gazetesi’nde derlenen veriler de son dört yıldır zor günler geçiren tekstil sektörü açısından savaşın dış talep üzerindeki bu olumlu etkisini teyit ediyor. Nisan 2022’den Mart 2026’ya kadar geçen sürede tekstil sektöründe bin 500 şirket piyasadan ayrılırken, 161 bin 500 kişilik istihdam kaybı yaşanmıştı.
Dış talepteki kıpırdanmayla birlikte sektör, uzun bir aranın ardından Nisan 2026’da hem şirket sayısında hem de istihdam rakamlarında artış kaydetti. 2026’ya kötü bir başlangıç yapan hazır giyim ve konfeksiyon grubu, haziran ayında yüzde 15.1’lik ihracat artışı yaşadı.
ABD-İsrail-İran arasındaki savaş, Türkiye ekonomisi cephesinde dış ticarette korkulduğu kadar ciddi bir bozulmaya neden olmadı. Savaş ortamında konjonktürel olarak Türkiye'ye yönelen dış talebin kalıcı olup olmayacağı buradaki kritik unsur. İhracat artıyor olsa da reel sektörün rekabet gücünü korumada bir süredir ciddi sorunlar yaşadığı bir gerçek. Savaş, faizlerdeki düşüş trendini durdurdu. Hatta kredi faizleri yeniden yükselişe geçti. Reel ekonomi ve ihracatta kalıcı bir iyileşme için finansman maliyetlerinin gevşemesine ihtiyaç var.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları İstanbul Ticaret Gazetesi'ne aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.