Cuma21 Ağustos 202610:23İSTPİYASAAÇIK
GündemÖne çıkan

Sanayinin finansmanında ‘risk paylaşım’ formülü

Yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun üretimin payının artırılması için sanayide yatırım kapasitesinin güçlendirilmesi gerekiyor. Ancak uzun geri dönüş süresine sahip makina ve modernizasyon yatırımları kısa vadeliden ziyade uzun vadeli krediler istiyor. Bu nedenle kamu destekli kuruluşların, bankalarla riski paylaşacağı ve özel finansmanı üretime yönlendireceği modeller öne çıkıyor.

Yayınlanma

Paylaş
Sanayinin finansmanında ‘risk paylaşım’ formülü

Türkiye'nin yüksek katma değerli üretim ve ihracat hedefleri sanayide yeni bir yatırım hamlesini gerekli kılıyor. Ancak fabrikaların yeni teknolojiyle donatılmasından otomasyona, enerji verimliliğinden yeşil dönüşüme kadar milyarlarca liralık yatırımların kısa vadeli ticari kredilerle finanse edilmesi giderek zorlaşıyor.
Dünyada ise sanayi yatırımlarının finansmanında kamunun bütün krediyi doğrudan vermesi yerine, özel bankalarla riski paylaştığı modeller öne çıkıyor. Yurt dışındaki örnekler, kamu güvencesiyle özel sermayenin uzun vadeli yatırımlara nasıl yönlendirilebileceğini gösteriyor.


UZUN VADELİ KAYNAK ŞART
Küresel sanayide teknoloji yarışı hızlanırken üretim tesislerinin yalnızca kapasite artırması artık yeterli görülmüyor. Robotik sistemlerden yapay zeka destekli üretime, yeni nesil makina parkından enerji verimli sistemlere kadar sanayinin rekabet gücünü koruması sürekli yatırım gerektiriyor.

Türkiye’de finansal sistemde bankacılığın ağırlığı dikkate alındığında sanayi yatırımının finansmanında ticari bankaların rolü kritik önem taşıyor. Ancak bankaların fonlama yapısı ile sanayi yatırımının gerektirdiği uzun vadeler her zaman örtüşmüyor. Makina, kimya, otomotiv, döküm ve diğer sermaye yoğun sektörlerde yeni bir üretim hattının veya modernizasyon yatırımının geri dönüşü yıllar alıyor. Bu nedenle kısa vadeli ticari finansmanla uzun vadeli sabit yatırımın finanse edilmeye çalışılması, şirketlerin vade uyumsuzluğunu ve finansal kırılganlığını artırabiliyor.


Burada gündeme gelen model, genel bir kredi genişlemesinden farklılaşıyor. Finansmanın doğrudan teknoloji yatırımı, kapasite artışı, ihracat kabiliyeti, ithal ikamesi, enerji verimliliği veya yeşil dönüşüm gibi üretken alanlara yönlendirilmesi öneriliyor.


Sanayi yatırımlarına yönelik seçici finansman ihtiyacı İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç tarafından da gündeme getirildi. Avdagiç, mevcut para politikasının yanında ‘hedefli bir üretim koruma politikası’ geliştirilmesi gerektiğini belirterek, amacın genel bir kredi genişlemesi olmaması gerektiğini vurguladı. Avdagiç, üretim kapasitesini, ihracatı ve yatırımı koruyacak seçici finansman mekanizmalarının geliştirilmesini istedi.

Eximbank ve benzeri mekanizmaların ihracat potansiyeli taşıyan üreticileri de kapsayacak biçimde genişletilmesini öneren Avdagiç, yatırım kredileri ile işletme sermayesi kredilerinin ayrıştırılması gerektiğini belirtti. Teknoloji yatırımı yapan, ihracat kapasitesi oluşturan ve ithal girdiyi azaltan yatırımlara daha uzun vadeli ve daha düşük maliyetli finansman sağlanması talebi de bu yaklaşımın temelini oluşturuyor.

YENİ FORMÜL: RİSK PAYLAŞILSIN
Dünyadaki uygulamalar sanayi finansmanında kamu desteğinin yalnızca kamu bankasının doğrudan kredi vermesi anlamına gelmediğini gösteriyor. Öne çıkan yöntemlerden biri, kamu destekli kalkınma kuruluşlarının ticari bankaların verdiği kredilerdeki riskin bir bölümünü üstlenmesi. Böylece özel bankanın uzun vadeli yatırım kredisi verirken taşıdığı risk azalıyor ve normal şartlarda finanse etmekte daha ihtiyatlı davranacağı yatırımlara kredi açabilmesinin önü genişliyor.

Modelin önemli tarafı, kamu kaynağının kaldıraç etkisi oluşturması. Devlet yatırım tutarının tamamını kendi bilançosundan finanse etmek yerine, kredi riskinin belirli bölümünü üstlenerek özel bankaların kaynaklarını da sisteme dahil edebiliyor. Bu yapı, özellikle uzun vadeli sanayi yatırımlarında kamu ile özel bankalar arasında bir iş bölümü oluşturuyor.

 

KFW, BANKALARI SİSTEME KATIYOR
Almanya’nın KfW modeli, bu yaklaşımın en yerleşik örnekleri arasında bulunuyor. KfW’nin Almanya içindeki destekleme faaliyetlerinin önemli bölümünde işletmeler krediyi doğrudan KfW şubesinden almıyor. Başvurular, tasarruf bankaları, kooperatif bankaları ve ticari bankalar gibi finansal ortaklar üzerinden yapılıyor. KfW, belirli KOBİ finansmanlarında krediyi kullandıran bankanın kredi riskinin yüzde 50’sini üstlenebiliyor. Daha büyük ölçekli inovasyon ve dijitalleşme yatırımlarına yönelik geçmiş uygulamalarında proje riskinin yüzde 70’ine kadar risk katılımı mekanizmaları kullanılıyor.

Avrupa Birliği’nin InvestEU programı ise risk paylaşımının daha büyük ölçekte uygulanmasına örnek oluşturuyor. Program kapsamında AB bütçesinden sağlanan 26.2 milyar Euro’luk garanti ile en az 372 milyar Euro ilave yatırımın harekete geçirilmesi hedefleniyor.


SİNGAPUR’DA RİSKİN YARISI KAMUDA
Singapur’un Enterprise Financing Scheme modeli de sanayi yatırımları bakımından daha doğrudan bir örnek sunuyor. Programda işletmenin kredisini programa katılan finans kuruluşları veriyor. Enterprise Singapore ise işletmenin ödeme güçlü-ğüne düşmesi durumunda oluşabilecek kredi zararının bir bölümünü finans kuruluşuyla paylaşıyor. Makina ve ekipman gibi sabit kıymet yatırımlarına yönelik programda azami geri ödeme süresi 15 yıla kadar çıkabiliyor. Kamu tarafının standart risk paylaşım oranı yüzde 50 seviyesinde bulunurken, genç işletmeler veya belirli şartları taşıyan şirketlerde bu oran yüzde 70’e ulaşabiliyor.


TÜRKİYE’DE TSKB ALTYAPISI VAR
Türkiye açısından yeni model tartışılırken mevcut kurumların rolü de önem taşıyor. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB), 1950’den bu yana yatırım ve kalkınma bankacılığı alanında faaliyet gösteriyor ve sanayi dahil olmak üzere farklı sektörlerde uzun vadeli yatırım finansmanı sunuyor. TSKB, 2025 yılında kalkınma odağında yaklaşık 2 milyar dolar uzun vadeli nakdi finansman sağladı. Bankanın 2026’nın ilk yarısında Türkiye ekonomisine uzun vadeli nakdi krediler aracılığıyla sağladığı finansman ise yaklaşık 1.3 milyar dolar oldu.

Sermaye piyasası araçları kullanılabilir
İstanbul Ticaret Üniversitesi İşletme Fakültesi Finans ve Bankacılık Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Bildik, bankaların büyük risk alarak kısa vadeli kaynakları yönetmeye çalıştığını söyledi. Prof. Dr. Bildik, konuyla ilgili değerlendirmesinde, “Öncelikle, İTO Başkanı Şekib Avdagiç’in de söylediği gibi hedef bazlı ve sistematik olarak bunu uygulamamız gerekiyor. Bir kerelik olmamalı, istihdam ve katma değer oluşturacak, Türkiye’nin uluslararası alandaki rekabetçiliğini artıracak hedefleri belirleyip o doğrultuda herkese değil, sadece istihdam ve değer yaratan firmalara, sektörlere verilmeli, bu bir. İkincisi, her yatırım projesi değil; hak eden, liyakatli, İngilizce ‘bankable’ dedikleri, fizibilitesi iyi yapılmış, nakit akışı, finansal matematiği tutan projeler desteklenmeli. Bunu yapacak olan da aradaki finansman kuruluşları veya bankalardır. Devletin belirlediği sektörler ve politikaya göre bankalar yapacak bu işi. Bunlar, olmazsa olmaz kriterler. Burada mutlaka risk paylaşımı olmalı. Devlet, sağlayacağı indirimli kredi, kredi riskinin belli ölçüde garanti edilmesi gibi çeşitli teşviklerle özel sektör sermayesini harekete geçirmeli” dedi. Bildik, şöyle devam etti: “Girişim sermayesi yatırım fonlarıyla, uzun vadeli devlet tahvilleriyle, sermaye piyasası araçlarıyla desteklenmeli. Örneğin ilk 2 yıl ana para ödemesiz olmalı. Risk paylaşımı ve özel sektör sermayesinin de (yurt içi, yurt dışı) harekete geçirilmesi devlet eliyle yapılması önem arz ediyor. Ayrıca özellikle stratejik öneme sahip belli sektörlerdeki uzun vadeli yatırım kredilerine yönelik bankaların ve dolayısıyla şirketlerin, kredi müşterilerinin üzerindeki KKDF, BSMV gibi maliyetler düşürülebilir, sıfırlanabilir.”


Teknoloji yatırımından taviz verilemez
Uzun vadeli finansman ihtiyacının belirginleştiği sektörlerin başında makina geliyor. Avrupa pazarındaki yavaşlama ve değişen rekabet koşulları Türk makina üreticilerinin teknoloji, otomasyon ve verimlilik yatırımlarını daha önemli hale getiriyor.
Makine İhracatçıları Birliği de sektörün değişen pazar koşullarına yüksek çeviklik ve esneklikle cevap vermesi gerektiğine işaret ederken, teknoloji sınıfı ve otomasyon kabiliyeti yüksek çözümlerin önemini vurguluyor. Birlik, finansmandaki tıkanıklıkların çözülmesi ve sınırlı kaynakların teknoloji odaklı alanlara yönlendirilmesi gerektiğini belirterek, stratejik sektörlerin teknolojik yenilenme yatırımlarından vazgeçme lüksü bulunmadığını ifade ediyor.


Krediler yatırım odaklı kullandırılmalı
Risk paylaşım mekanizmasının etkili çalışması için finansmanın kullanım alanlarının net biçimde belirlenmesi de önem taşıyor.
Teknolojik yenilenme, yeşil dönüşüm, yüksek katma değerli üretim, yüksek teknolojili ürün ihracatı ve ithal ikamesi sağlayan yatırımlar öncelikli alanlar arasında değerlendirilebilir. Finansmanın yatırımın ilerleme aşamalarına göre kullandırılması da seçenekler arasında. Makina siparişi, tesis kurulumu veya teknoloji yatırımı gibi harcamalar belgelendikçe kredi dilimleri serbest bırakılabilir; yatırımın gerçekleşme ve performans kriterleri takip edilebilir. Böylece kamu tarafından üstlenilen riskin üretim dışındaki alanlara yönelmesinin önüne geçilmesi hedeflenebilir.

ADEM ORHUN

ADEM ORHUN

İstanbul Ticaret Gazetesi – Kıdemli Editör