Ortadoğu'daki savaş geçmiş petrol krizlerini hatırlattı: Tarih tekerrür mü ediyor?

ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarıyla başlayan süreçte Brent petrolün varil fiyatının 100 doları aşması, 1973 Yom Kippur Savaşı, 1979 İran Devrimi ve 1990 Körfez krizi gibi dünya ekonomisini sarsan tarihi enerji şoklarını yeniden gündeme taşıdı.

Giriş: 01.04.2026 - 11:59
Güncelleme: 01.04.2026 - 11:59
Ortadoğu'daki savaş geçmiş petrol krizlerini hatırlattı: Tarih tekerrür mü ediyor?

ABD/İsrail-İran Savaşında devam eden bölgesel gerilimin ardından Brent petrolün varil fiyatı kısa sürede artarak 100 doları geçti ve bu durum, küresel enerji piyasalarında son yarım yüzyılda yaşanan krizleri yeniden gündeme taşıdı.


Küresel çapta petrol arzı sıkıntıları ve petrol fiyatlarının yükselmesinin etkisi, özellikle 2. Dünya Savaşı sonrası petrole dayalı ekonomilerin güç kazanmasıyla ve sanayileşmenin hızlanmasıyla daha da hissedilebilir hale geldi.


Bu duruma son örnek olarak ABD ve İsrail'in 28 Şubat sabahı İran'a yönelik başlattıkları ve karşılıklı saldırılarla devam eden bölgesel durumdan dolayı petrol fiyatlarının yükselmesi, benzinliklerde metrelerce kuyruk oluşmasına, bazı ülkelerde belirli günlerde uzaktan çalışma modeline geçilmesine ve daha birçok önlem alınmasına yol açtı.


Küresel arzı sıkıntıya giren ve fiyatı yükselen petrole yönelik bu durum, dünyada daha önce aynı veya benzer sebeplerden kaynaklanan petrol krizlerini gündeme getirdi.


1973 YOM KİPPUR SAVAŞI 
6 Ekim 1973'te Mısır ve Suriye liderliğinde Arap ülkeleri İsrail'e bir saldırı başlattı. Yom Kippur Savaşı olarak bilinen bu savaş sonrasında patlak veren ilk büyük petrol krizi, Arap ülkelerinin İsrail'i destekleyen Batılı ülkelere karşı siyasi ve ekonomik bir tepki olarak petrol ihracatını kısıtlama kararı almasıyla başladı.


17 Ekim 1973'te, Arap Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütüne (OAPEC) üye ülkeler, petrol fiyatlarını yüzde 70 artırarak, aylık yüzde 5 üretim kesintisi yaparak ve ABD'ye petrol sevkiyatını yasaklayarak misillemede bulundu. Hollanda, Portekiz ve Güney Afrika da İsrail'e diplomatik ve askeri destek sağlama rolleri nedeniyle hedef alındı.


O dönemde Orta Doğu, dünya petrol üretiminin yaklaşık yüzde 36'sını karşılıyordu ve ambargo, dünyayı günde yaklaşık 4,5 milyon varil petrol açığıyla karşı karşıya bıraktı.


Bu süreçte Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) üyesi ülkelerin üretimi kısmasıyla küresel petrol arzı kısa sürede yaklaşık yüzde 7 daraldı.


Arzın hızla azalmasına karşılık talebin sabit kalması, petrol fiyatlarının kısa sürede 3-4 dolar civarından 11-12 dolar civarına kadar yükselmesine neden olurken özellikle ABD ve Avrupa'da enerji tedarikinde aksaklıklara sebep oldu, benzin istasyonlarında uzun kuyruklar oluştu ve birçok ülke enerji tüketimini sınırlamaya yönelik politikalar uygulamaya başladı.


Bu kriz aynı zamanda sanayileşmiş ülkelerde ekonomik büyümenin yavaşlamasına, enflasyonun yükselmesine ve "stagflasyon" olarak tanımlanan hem durgunluk hem de fiyat artışının birlikte yaşandığı bir ekonomik tabloya yol açtı, bunun sonucunda enerji arz güvenliği konusu devletlerin uzun vadeli stratejileri arasında öncelikli bir başlık haline geldi.


Bu senaryoda o dönem ABD'de benzin fiyatları bir yıl içinde yüzde 40'tan fazla artarken Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) üye ülkelerinde enflasyon oranları çift haneye yükseldi.


1979 İRAN DEVRİMİ 
1979 yılında İran Devrimi ile ortaya çıkan ikinci büyük petrol krizi ise İran'da yaşanan siyasi dönüşüm sürecinde petrol üretiminin önemli ölçüde sekteye uğraması ve ihracatın azalması nedeniyle küresel arzda yeni bir daralma yaşanmasıyla tetiklendi.


Devrim sürecinde grevler, üretim tesislerindeki aksaklıklar ve artan siyasi belirsizlikler, İran'ın petrol sektörünü doğrudan etkilerken, ülkenin günlük petrol üretimi kısa sürede yaklaşık 4,8 milyon varil azaldı.


O dönemde dünyanın en büyük petrol ihracatçılarından biri olan İran'daki üretim kaybı, küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 5'ine denk gelen bir daralmaya yol açarak piyasalarda ciddi bir arz endişesi oluşturdu.


Arzda yaşanan bu kesinti ve panik alımlarıyla birlikte petrol fiyatları hızla yükselirken 1979-1980 döneminde varil fiyatı yaklaşık 15 dolardan 39 dolara çıkarak iki kattan fazla artış gösterdi.


Aynı dönemde enerjiye bağımlı ekonomilerde büyüme hızının yavaşladığı, tüketim ve yatırım kararlarının olumsuz etkilendiği ve küresel ölçekte ekonomik belirsizliğin arttığı kaydedildi.


1990'DA IRAK'IN KUVEYT'İ İŞGALİ 
Kuveyt'in 1990'da Irak tarafından işgali ile başlayan petrol krizi ise her iki ülkenin toplam petrol üretiminin önemli ölçüde kesintiye uğrayabileceğine yönelik beklentilerin piyasada güçlü bir arz riski algısı oluşturması ve bu algının kısa sürede fiyatlara yansımasıyla ortaya çıktı.


Irak ve Kuveyt'in toplamda günlük yaklaşık 4 ila 5 milyon varillik petrol üretiminin risk altına girmesi, o dönem küresel petrol arzının yaklaşık yüzde 7-8'inin tehdit altında olduğu anlamına geliyordu.


İşgalin ardından piyasalarda oluşan arz riski algısı, petrol fiyatlarının kısa sürede sert şekilde yükselmesine neden olurken, varil fiyatı birkaç ay içinde yaklaşık 17 dolardan 36 dolara çıkarak iki katına yakın artış gösterdi.


1991'de başlatılan Körfez Harekatı sürecinde Kuveyt'te 600'den fazla petrol kuyusunun aylarca yanması küresel arzın toparlanmasını geciktirdi.


2008 KÜRESEL EKONOMİK KRİZ 
2008 yılında yaşanan petrol fiyat artışı ise önceki krizlerden farklı olarak doğrudan bir arz kesintisinden ziyade, küresel ölçekte artan enerji talebi ve finansal piyasalardaki hareketlilikten kaynaklanmış, özellikle gelişmekte olan ekonomilerde sanayileşme ve büyümenin hızlanması petrol talebini yukarı yönlü etkilemişti.


Aynı dönemde emtia piyasalarına yönelik yatırım ilgisinin artması ve finansal spekülasyonların güçlenmesi de fiyatlar üzerinde ek baskı oluşturdu ve petrol fiyatları varil başına 140 dolar seviyesini geçerek tarihi bir zirveye ulaştı.


Ancak aynı yıl yaşanan 2008 Küresel Finans Krizi ile küresel ekonomik aktivitenin yavaşlaması, sanayi üretiminin düşmesi ve talebin gerilemesi sonucunda petrol fiyatları kısa sürede 40 doların civarına kadar gerileyerek yüzde 70’e yakın değer kaybetti ve piyasalar kısa sürede yön değiştirdi.


KOVİD-19 VE RUSYA-UKRAYNA KRİZİ 
2020 yılında Kovid-19 nedeniyle uygulanan küresel kapanmalar ise petrol talebinde tarihsel ölçekte benzeri görülmemiş bir daralmaya yol açtı. Ulaşımın büyük ölçüde durması ve sanayi faaliyetlerinin yavaşlamasıyla günlük petrol tüketimi ciddi şekilde azaldı.


Küresel petrol talebi kısa sürede günlük yaklaşık 100 milyon varil seviyesinden 90 milyon varilin altına gerileyerek yaklaşık yüzde 10’luk düşüş gösterdi.


Talepteki bu sert düşüşe karşın üretimin aynı hızda azaltılamaması, piyasalarda ciddi bir arz fazlası oluşmasına neden olurken, depolama kapasitesinin dolması fiyatlar üzerinde tarihi bir baskı yarattı.


Bu süreçte ABD ham petrolü (WTI), Nisan 2020’de yaklaşık -37 dolar seviyesine kadar gerileyerek tarihte ilk kez negatif fiyatlandı.


2022'de Rusya-Ukrayna Savaşı ile birlikte enerji piyasalarında yeni bir belirsizlik süreci başladı. Rusya’nın önemli bir petrol ve doğal gaz ihracatçısı olması nedeniyle uygulanan yaptırımlar ve tedarik kısıtlamaları küresel arz güvenliğine ilişkin endişeleri artırdı.


Dünyanın en büyük enerji ihracatçılarından biri olan Rusya’ya yönelik yaptırımlar ve tedarik kısıtlamaları, küresel arz güvenliğine ilişkin endişeleri artırırken, petrol fiyatları hızla yükseldi.


Bu süreçte Brent petrol fiyatı 130 dolar seviyesine vararak son 14 yılın en yüksek düzeyine ulaştı.


Özellikle Avrupa'da enerji fiyatları bazı ülkelerde yüzde 200’ün üzerinde artış gösterirken enerji maliyetlerindeki yükseliş küresel enflasyon üzerinde güçlü bir baskı oluşturdu.


"TEK BİR KAYNAĞIN KESİLMESİ, 1973 VE 1979'DAKİ KADAR BÜYÜK BİR ETKİ YARATMIYOR" 
ABD ve İsrail'in, 28 Şubat sabahı İran'a yönelik başlattıkları saldırılardan bu yana Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğinde aksamalar yaşandı.


Bu durum, normalde dünyanın petrolünün yaklaşık beşte birini ihraç eden Körfez ülkelerinden petrol, doğalgaz ve diğer temel ihtiyaç maddelerinin akışını aksattı.


Orta Doğu'daki bu durum sürerken küresel petrol fiyatı, şubatta yaklaşık 55 dolar civarındayken, mart içerisinde 100 dolar seviyesini geçti.


Columbia Üniversitesinden Öğretim Üyesi Prof. Dr. Giulio M. Gallarotti, AA muhabirine yaptığı değerlendirmede, mevcut krizin ve öncekilerin birçoğunun Orta Doğu'daki askeri eylemlerden kaynaklandığını ifade etti.


Gallarotti, Hürmüz Boğazı'ndan "mevcuttaki dünya petrolünün yüzde 20'sinin geçtiğini" belirterek Boğaz'ın önemine dikkati çekti.


Dünya enerji tedarik sisteminin halihazırda, geçmişe kıyasla çok daha iyi durumda olduğunun altını çizen Gallarotti, "Önceki dönemlerde ABD bu kadar büyük bir petrol üreticisi değildi ve bu mevcut dönemde petrol üretiminde daha büyük bir çeşitlilik var. Bu nedenle tek bir kaynağın kesilmesi, 1973 ve 1979'daki kadar büyük bir etki yaratmıyor." ifadelerini kullandı.


Gallarotti, söz konusu durumun petrol fiyatlarında sürekli bir artışa yol açmayacağını söyleyerek "Tedarik çeşitliliği göz önüne alındığında bunun, 1973'teki gibi uzun vadeli etkiye sahip olması beklenmez." dedi.


Avrupa Birliği ve Asya'daki bazı ülkeler gibi enerji ithal eden bölgeler için potansiyel sonuçlara da değinen Gallarotti, söz konusu ülkelerin enerji kaynaklarını çeşitlendirmeleri ve gelecekte olası krizler için sürdürülebilir tedarikleri güvence altına almalarının gerektiğinin altını çizdi.


HÜRMÜZ BOĞAZI'NIN EKONOMİK ÖNEMİ 
Basra Körfezi'nin çıkış noktasında bulunan Hürmüz Boğazı, Orta Doğu'daki petrol ve sıvılaştırılmış doğal gazın (LNG) Umman Denizi ve Hint Okyanusu aracılığıyla küresel piyasalara ulaştırılmasında kritik bir geçiş hattı işlevi görüyor.


Küresel petrol tüketiminin yaklaşık yüzde 20'sine denk gelen, günlük ortalama 20 milyon varil petrolün taşındığı bu dar su yolu, başta Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Irak, Kuveyt ve İran olmak üzere bölge ülkelerinin enerji ihracatında kilit rol oynuyor. Ayrıca Katar’ın tüm LNG sevkiyatı da bu güzergâh üzerinden gerçekleştiriliyor.


Boğaz'dan yapılan sevkiyatın büyük bölümü Çin, Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi Asya ekonomilerine yöneliyor.