Önceki yazımızda; ağaçlarda meyvelerin, tarlada ürünlerin tüketiciye ulaşmakta güçlük yaşadığından ve meyvelerin toplanamadığından, tarlada ürünlerin tüketiciye ulaşmasında gecikmeler yaşandığından, bu halin de ekonomiye zarar verdiğinden söz edip, imece sisteminin geniş kapsamlı hayata geçirilmesi gerektiği üzerinde durmuştuk.
Mevsim itibariyle İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerimizden Anadolu’ya akın eden insanlarımız var. Anadolu’da şehirler, ilçeler, köyler, İstanbul ve Ankara plakalı araçlarla dolu ve hele bu yıl ‘var yılı’ olması hasebiyle bereket her yerde görülebilir.
Bağlardaki, bahçelerdeki, tarlalardaki bereketin büyük şehirlere gelebilmesi için imece sistemi üzerinde durulmalı. İmece bir hısımlık sistemidir. Yani iş ortaklığı, iş arkadaşlığı, iş akrabalığı gibi. İmecenin özü, akrabalık ve hısımlığın üçüncü ayağıdır.
“Neden hısımlık” gibi bir soru akla gelebilir. Şu kısa ayrıntıyı hatırlatmakta fayda vardır. Akrabalık kan bağıyla oluşan birlik ve beraberliktir. Hısımlık ise evlilikler neticesinde meydana gelen akrabalık bağıdır.
Anadolu’da evliliklerin geneli imeceler neticesinde meydana gelir. Uzak yahut yakın komşular, imece sırasında birbirlerini içten tanıyarak çocuklarını evlendirirler. Onun için asırlardır denilir ki, “Bizler akraba topluluğuyuz”. Yabana atılır söz değildir.
***
Mevzumuza dönecek olursak, Anadolu’da küçük esnaf veya küçük çaplı üreticilerin beklentisi; el birliği ile hasadın zamanında toplanabilmesi, tasnif edilebilmesi, depolanabilmesi ve ardından pazara sevk edilen bir sistemin hayata geçirilmesidir.
Adı imece olur, kooperatif olur veya başka bir isim ile anılabilir ama eğer böyle bir sistem kurulabilirse, ürün daha daldayken arz miktarı görülür, hasat dönemi takip edilir, bölgesel toplama merkezleri oluşturulur, ortak nakliye havuzları kurulabilir, küçük esnafın bu havuzlardan uygun miktarlarda ürün tedarik edebilmesi sağlanmış olur.
Örneğin orta halli bir manavın yüzlerce kilo üzüm, şeftali, erik, kavun, karpuz veya sebze alması mümkün olmayabilir. Fakat yüzlerce orta ve küçük esnafın talebi müşterek bir sistemde toplandığı takdirde ortaya ciddi bir satın alma gücü çıkar.
Yine mesela küçük bir üreticinin, İstanbul’a tek başına kamyon göndermesi ekonomik girdi bakımından elbet imkânsız ama aynı bölgedeki onlarca çiftçinin ürünü, ortak bir lojistik merkezinde toplandığında; taşıma maliyeti, pazarlama gücü ve ürünün pazara erişim kabiliyeti değişir. İşte imece usulünün bugünkü karşılığı burada neşvünema bulmuş olur.
Bugün üretici ile market arasındaki fiyat farkının birkaç kata ulaşmasına, fiyat meselesi olarak bakamayız. Bu tablo aynı zamanda tarımsal ürünün tarladan rafa uzanan yolda kaç farklı maliyet, organizasyon ve aracılık katmanından geçiyor.
Elbette nakliye, depolama, işçilik ve ticari işlemlerin maliyetlerini göz ardı edemeyiz ama üreticiden 8-10 liraya alınan bir ürünün, market rafında yüz katına çıkan bir tabloda, tedarik zincirinin tamamını yeniden ve serinkanlı biçimde incelemek ticari bir zarurettir.
***
Eğer tarımsal ürünler için bölgesel toplama ve dağıtım sistemleri teşkil edilirse; küçük esnaf, Anadolu’daki üretimin şehirlerdeki en yaygın satış ağı haline gelebilir.
Ehlince malumdur ki, tarımda zaman, ürünün kendisi kadar değerlidir. Anadolu’nun iktisadi tarihi, toprağın etrafında şekillenmiştir. Güçlü bir ülkenin temelinde; kendi insanını besleyebilen, üreticisini tarlada tutabilen ve toprağın mahsulünü ekonomik değere dönüştürebilen bir tarım düzeni bulunur.
Tarım; gıda güvenliği demektir. Tarım; kırsal nüfusun yerinde kalmasıdır, şehirlerdeki hayat pahalılığıyla mücadelenin önemli unsurlarından biridir. Tarım; sanayiye hammadde, ticarete mal, ihracata güç demektir. Bereketi yönetmek gerekir vesselam.
Yasal Uyarı: Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları İstanbul Ticaret Gazetesi'ne aittir. Kaynak gösterilse veya habere aktif link verilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı ya da bir bölümü kesinlikle kullanılamaz. Ayrıntılar için lütfen tıklayın.