Cumhurbaşkanı Erdoğan açıkladı: Fon tasfiyesinde üç öncelik
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 'TİM 13. İnovasyon Haftası Programı'na katıldı. Erdoğan burada fon sorununa yönelik açıklamada bulundu ve net mesajlar verdi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Haliç Kongre Merkezi'nde TİM 13. İnovasyon Haftası Programı'nda açıklamalarda bulundu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, fon piyasasında son haftalarda yaşanan sorunlara yönelik yürütülen süreci "bir cerrah titizliğiyle" yönettiklerini belirterek, ne mesajlar verdi. Önceliklerinin, tasfiyesine karar verilen fonlardaki birikimlerin yatırımcılara en kısa sürede ödenmesi olduğunu vurgulayan Erdoğan, "Benim ihracatçı, sanayici, tüccar ve esnaf kardeşim helalinden kazanmak için adeta kılı kırk yararken piyasa düzenbazlıklarıyla üç lirasını sadece üç beş ayda ona, 20'ye, 30'a katlayana asla tolerans göstermeyecek, sağladığı fahiş kazancın bedelini ona mutlaka ödeteceğiz" dedi. Fon meselesi üzerinden topyekûn sermaye piyasalarının kriminalize edilmesine de kesin bir dille karşı çıkan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bu yaklaşımın yatırımcıyı ürküterek reel sektörü sıkıntıya düşüreceğini ifade etti. Toplam fon sayısının yalnızca yüzde 4,6'sında ortaya çıkan bir sorundan yola çıkılarak tüm sermaye piyasası araçlarının hedef alınamayacağını belirten Erdoğan, "Bu sorunu siper alıp Türk sermaye piyasalarına ateş etmek doğru bir yaklaşım değildir. Tüm sermaye piyasası araçlarını terörize etmek, açık konuşuyorum, Türkiye ekonomisinin altını oymak olur. Ülkemizin kalkınma yürüyüşüne sabotaj düzenlemek olur. Tamahkârlara ve sahtekârlara karşı hep beraber kararlılıkla mücadele edelim ama sermaye piyasalarımızı safralarından kurtarırken ülkenin sağlam organlarını tahrip etmeyelim; reel sektörümüzün finansal nefes borularını tıkamayalım" ifadelerini kullandı.
Erdoğan'ın konuşmasından satır başları şöyle:
Türkiye İnovasyon Haftası'nın 13'üncüsünde sizlerle beraber olmaktan büyük bir memnuniyet duyuyorum. Türkiye İnovasyon Haftası etkinliklerinin ülkemiz, milletimiz ve iş dünyamız için hayırlara vesile olmasını Rabbimden niyaz ediyorum. Bizleri böylesine güzel bir atmosferde buluşturan Ticaret Bakanlığımıza, Türkiye İhracatçılar Meclisimize ve bu platforma emek veren her bir kardeşime teşekkür ediyorum.
"TEKNOLOJİ HIZLI BİR ŞEKİLDE İLERLERKEN İNSAN FAKTÖRÜ MAALESEF DİKKATE ALINMIYOR"
Dün itibarıyla başlayan İnovasyon Haftası'nın bu yılki temasının “İnsanlığın Yeni Evresi” olarak belirlenmesini son derece anlamlı bulduğum bir konu olarak özellikle belirtmek istiyorum. Robotik, biyoteknoloji, veri sistemleri ve otonom teknolojiler başta olmak üzere hayatımızın her alanında köklü değişimler yaşanırken iç dünyamızın bu yeni döneme ne kadar hazır olduğunun tespiti şüphesiz çok çok önemlidir. Bu, yerinde bir hassasiyetin ifadesidir. Şu bir gerçek ki teknoloji hızlı bir şekilde ilerlerken insan faktörü maalesef dikkate alınmıyor. Daha doğrusu umursanmıyor. İnsanı ve insani değerleri taşlayan bu teknolojinin ne kadar faydalı olacağı kuşkusuz şüphelidir. Son dönemde insan ile teknoloji arasındaki ilişkileri sorgulayanların sayısının giderek arttığını müşahede ediyoruz. Sadece entelektüel çevrelerde değil, iş dünyasında, akademide ve toplumun genelinde soru işaretleri artmakta, güvenin yerini tedirginlik almaktadır. İnsanlık tarihine baktığımızda değişime direnenler, değişimden korkanlar, değişimle birlikte ellerindeki imkânları kaybetmekten endişe duyanlar olmuştur. Bundan sonra da olacaktır. Fakat her seferinde insanla teknoloji arasında bir orta yol bulunmuş, karşı çıkılan teknoloji zamanla insan hayatının vazgeçilmezi hâline gelmiştir.
"TEKNO-OLİGARKLAR SADECE BELLİ ÜLKELERİ DEĞİL, TÜM DÜNYAYI HEDEF ALMAKTADIR"
Bunu özellikle şunun için söylüyorum. Tarihte olduğu gibi bugün de benzer endişelerin yapay zekâ başta olmak üzere birçok yenilik için dile getirildiğini görüyoruz. Kuşkusuz bunların önemli bir kısmı son derece haklı ve yerinde endişelerdir. Geçen hafta dikkat çektiğim tekno-oligarklar sadece belli ülkeleri değil, tüm dünyayı hedef almaktadır. Nisan ayında savunma, istihbarat ve güvenlik alanlarında faaliyet gösteren bir veri analiz şirketinin yayımladığı 22 maddelik bildiri, insanlık olarak bizi bekleyen tehlikeyi gözler önüne sermiştir.
"TEKNOFAŞİZM TEHDİDİNİN BOYUTLARINI HENÜZ TAM OLARAK ÖLÇEMİYORUZ"
Yüz milyarlarca dolarlık devasa bütçelere hükmeden, dünyayı istedikleri şekilde oynayabilecekleri bir yapboz tahtası olarak gören bu zihniyetin insana, hayata ve topluma bakış açısını böylece anlamış olduk. Kimilerinin teknokrasi, kimilerinin teknofaşizm adını verdiği bu yeni tehdidin boyutlarını henüz tam olarak ölçemiyoruz. Keza insan unsurunun neredeyse sıfırlandığı karanlık fabrikalar gerçeğinin istihdam hayatımızda yol açacağı sorunları da kestiremiyoruz. Bütün bunların şimdiden konuşulmasını, iş hayatı dâhil farklı yönleriyle ele alınmasını çok kıymetli buluyorum. Türkiye İnovasyon Haftası'nda bu önemli tema altında yürütülecek ufuk açıcı tartışmalara görüşleriyle, düşünceleriyle, birikimleriyle ve önerileriyle katkı veren herkese şimdiden şükranlarımı sunuyorum.
"TÜRKİYE OLARAK TEKNOLOJİ YARIŞINDA GERİ KALMAK İSTEMİYORUZ"
Değerli kardeşlerim, Türkiye olarak teknoloji yarışında geri kalmak istemiyoruz. Millî Teknoloji Hamlemizle dünyada sayılı ülkenin sahip olduğu muazzam bir araştırma, geliştirme ve inovasyon altyapısı inşa ettik. 24 yıl önce sayıları bir elin parmaklarını dahi geçmeyen teknoparklarımızın sayısı bugün 115'e ulaştı. 2002'de 1,2 milyar dolar olan Türkiye'nin araştırma geliştirme harcamalarını 20 milyar dolara çıkardık. Özgün bir fikri olan, dünyayı daha iyiye dönüştürme idealine sahip her bir insanımızın hayallerine giden yolu ardına kadar açmaya çalışıyoruz. Girişimcilerimizin ihtiyaç duyduğu finansmanı temin etmek üzere girişim sermayesi ve eş finansman mekanizmalarını devreye aldık. Her yıl düzenlediğimiz TEKNOFEST'lerde binlerce yenilikçi fikir somut projeye dönüşüyor. 2019 yılına kadar unicorn'u olmayan bir ülkeyken bugün 8 unicorn'umuz var. 2030'a dek ülkemizden 100 bin teknoloji girişiminin doğmasını, bunların toplam değerlemesinin ise 100 milyar dolara ulaşmasını hedefliyoruz. Atatürk Havalimanı terminal binalarını Terminal İstanbul markasıyla dünyanın en büyük teknoloji ve girişimcilik merkezi hâline getiriyoruz. İlk aşamasını devreye aldığımız Terminal İstanbul'u tüm fonksiyonlarıyla 2027'de kullanıma açacağız. Nisan ayında Türkiye'yi küresel yatırımlar ve teknoloji girişimleri için merkez ülke hâline getirecek adımları kamuoyuyla paylaştık. Destek enstrümanlarımızı güncelliyor, müteşebbislerimizin ihtiyaçlarına çözüm üreten yeni programları hizmete veriyoruz. Merkez Bankamızın 750 milyar lira tahsis ettiği Yatırım Taahhütlü Avans Kredisi Programımız bunların en başında yer alıyor. Yüksek Teknoloji Destek Programı HİT-30'la da Türkiye'nin ileri teknoloji üretim gücünü yükseltmek üzere önemli bir adım attık. KOBİ'lerimizin finansmana erişimini kolaylaştırmak amacıyla 250 milyarlık İmalat Sanayi Kredi Finansman Programı'nı devreye aldık. Yine yakın dönemde 2026-2030 Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı'yla gelecek vizyonumuzu sizlerle paylaştık. Buna göre veri merkezlerimizin toplam kurulu gücünü 2030 yılına kadar en az 1 gigavata ulaştıracağız. Veri merkezi, bulut bilişim ve yapay zekâ altyapılarında özel sektörün öncülüğünde en az 10 milyar dolarlık kaynağı harekete geçireceğiz. Bilge dil modelimizle Türkçe yapay zekâ çözümlerinin geliştirilmesini ve farklı sektörlerde yaygınlaşmasını sağlayacağız.
"TÜRKİYE İÇİN İLERİ TEKNOLOJİYE YATIRIM YAPMAK TERCİHTEN ÖTE MECBURİYETTİR"
Kıymetli dostlar, burada şunun da altını çizmek durumundayım. Teknolojiye yaptığımız yatırımların ekonomimiz ve dijital egemenliğimiz için ne anlama geldiğini özellikle savunma sanayi alanında görüyoruz. Bakınız, savunma ve havacılık sektörümüzün 2002 yılında yerlilik oranı sadece yüzde 20, ihracatı ise 248 milyon dolar seviyesindeydi. Güvenlik güçlerimizin kullandığı birçok temel malzemeyi ithal etmek zorunda kalıyorduk. Ürünü ithal etmekle iş bitmiyor. Tedarikçiler, bunları nerede, kime karşı ve nasıl kullanacağımıza da karışıyordu. Kıbrıs Barış Harekâtı'ndan terörle mücadeleye kadar başkalarına muhtaç olmanın sıkıntısını çok çektik. Attığımız kararlı adımlarla ülkemize ve milletimize yakışmayan bu hazin tabloya hamdolsun son verdik. Bugün savunma sanayisinde 4.500'ü aşkın firma, 1.400'ün üzerinde proje, 100.000'e yaklaşan doğrudan istihdam ve 100 milyar doların üzerinde proje büyüklüğü ile bambaşka bir seviyeye ulaştık. Geçen yıl 180 farklı ülke ve bölgeye 10 milyar doların üzerinde savunma ve havacılık ürünü ihraç ettik. 2026 yılının ocak-eylül döneminde ise ihracatımızı önceki senenin aynı dönemine kıyasla yüzde 15,6 artırarak 6,9 milyar dolara taşıdık. Bir diğer gurur verici rakam şudur. Türkiye'nin genel ihracatında kilogram başına değer 1,5 dolar civarındayken savunma sanayisinde hacimli ürünler dâhil kilogram başına ihracat değerimiz 65 dolara yaklaşıyor. Hatta SİHA'larımızda kullandığımız kameraların kilogram başına değeri 20 bin dolar civarında. O kameraların içindeki dedektörlerin kilogram başına değeri ise 50 bin dolar. Bunlar bize aslında şunu anlatıyor. Türkiye için ileri teknolojiye yatırım yapmak tercihten öte mecburiyettir. Yüksek katma değerli üretime geçişi de hızlandırmak zorundayız. Elbette bu süreçte geleneksel olarak güçlü olduğumuz sektörleri ihmal etmeyecek, onları da desteklemeye devam edeceğiz.
"FON SORUŞTURMASINDA 3 ÖNCELİĞİMİZ VAR"
Çok değerli konuklar, bu buluşma vesilesiyle bir konuyu dikkatlerinize çekmek durumundayım. Biliyorsunuz, son haftalarda fon piyasamızın belli bir kısmında nükseden bir sorunla yüzleşiyoruz. 17 Eylül'den itibaren attığımız kararlı adımlarla sorunu kontrol altına aldık. Tam yetkiye sahip Fon Koordinasyon Kurulumuzu süratle oluşturduk. Tıpkı bir cerrah titizliğiyle operasyonu yürütüyoruz. Kararlı, dikkatli ve çok hassas adımlarla meseleyi hakkaniyete en uygun şekilde çözüyoruz. Burada üç tane önceliğimiz var.
Birincisi, tasfiyesine karar verilen fonlardaki birikimlerin yatırım sahiplerine mümkün olan en kısa sürede ödenmesi. Geçen hafta olağan tasfiyede ödemeler başladı, sorunsuz devam ediyor. Olağanüstü tasfiyelerde ise Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan kanun teklifimizin yasalaşmasını müteakip ara ödemeler başlayacak.
İkinci önceliğimiz, manipülasyon yaparak haksız kazanç elde edenlerle hukuk önünde hesaplaşmak. Bununla ilgili yargı süreçleri dikkate alınarak icra ediliyor. Yeni bilgiler ve itiraflar ışığında soruşturmalar derinleştiriliyor. Kimse kusura bakmasın. Benim ihracatçı kardeşim bir konteyner daha fazla ürün satmak için ülke ülke dolaşırken, benim sanayici kardeşim etrafımızı saran ateş çemberine rağmen büyük bir özveriyle çalışırken, benim tüccar kardeşim, esnaf kardeşim helalinden kazanmak için adeta kılı kırk yararken piyasa düzenbazlıklarıyla üç lirasını sadece üç beş ayda ona, 20'ye, 30'a katlayana asla tolerans göstermeyecek, sağladığı fahiş kazancın bedelini ona mutlaka ödeteceğiz.
Üçüncü önceliğimiz, bu sürecin sermaye piyasalarımıza zarar vermeden yönetilmesidir. İlk günden beri bu konuda da çok özenli davrandık. Fırsatçılar ile yatırımcılar arasına net bir çizgi çekerek sorumlu bir tutum içinde olduk.
"FON SORUNUNU SİPER ALIP SERMAYE PİYASALARINA ATEŞ ETMEK DOĞRU DEĞİL"
Şimdi burada bir hususu önemli ifade etmek istiyorum. Fon piyasasının belli bir bölümünde ortaya çıkan bu sorunu görmezden gelmek nasıl doğru bir yöntem değilse bu sorunu siper alıp Türk sermaye piyasalarına ateş etmek, yatırımcıyı ürkütmek, korkutmak, hatta uzaklaştırmak da doğru bir yaklaşım değildir. Fon meselesi üzerinden topyekûn sermaye piyasalarımızın kriminalize edilmesini hoş karşılayamayız. Öncelikle böyle bir yaklaşım sadece sermaye piyasalarımızı değil, reel sektörümüzü de sıkıntıya düşürecektir. Zira sermaye piyasaları, tasarruf sahipleri ile reel sektör arasında bir finans köprüsü kurarak çok hayati bir görev icra etmektedir. Üstelik bu köprü, borç oluşturmadan, ortaklığa dayalı ve faizsiz bir şekilde kurulabildiği için ayrıca kıymetlidir. Bilhassa 2008 küresel finansal krizi sonrasında bankacılık sisteminin finansman temininde önceki dönemlere göre daha isteksiz oluşu sebebiyle sermaye piyasalarının reel sektörü desteklemedeki rolü daha kritik hâle gelmiştir.
Değerli kardeşlerim, bir diğer husus şudur. Sermaye piyasalarının stratejik değerinin görüldüğü alanların en başında teknoloji ve inovasyon bulunuyor. Teknoloji yatırımları, sizin de bildiğiniz gibi, yüksek AR-GE maliyetleri ve uzun proje geliştirme süreleri sebebiyle diğer yatırım alanlarına göre daha farklı dinamiklere sahiptir. Dolayısıyla teknoloji ve inovasyonun finansmanı, bankacılık sektöründen ziyade sermaye piyasalarına daha fazla hitap eden bir alandır. Sermaye piyasaları, sunduğu esnek ve risk paylaşımına dayalı çözümlerle inovasyon ekosisteminin gelişimine büyük katkı sağlıyor. Sermaye piyasalarını, teknoloji ve inovasyonun fikir aşamasından ticarileşmeye kadar birçok safhadaki gelişimine imkân tanıyan bir finansal vasıta olarak nitelemek yanlış olmaz. Teknoloji hamlemizin en önemli finansal destekleyicilerinden birini girişim sermayesi yatırım fonlarımız oluşturuyor. Hâl böyleyken toplam fon sayısının yalnızca yüzde 4,6'sında ortaya çıkan bir sorundan yola çıkarak tüm sermaye piyasası araçlarını terörize etmek, bakın açık konuşuyorum, Türkiye ekonomisinin altını oymak olur. Ülkemizin kalkınma yürüyüşüne sabotaj düzenlemek olur. Buna ister siyasetçi ister gazeteci hüviyeti olsun, kimsenin hakkı yoktur. Biz de zaten böyle bir fırsatçılığa izin vermeyiz. Tekrar söylüyorum, tamahkârlara ve sahtekârlara karşı hep beraber kararlılıkla mücadele edelim. Ama sermaye piyasalarımızı safralarından kurtarırken dünyanın sağlam organlarını tahrip etmeyelim. Daha önemlisi, işte bu salondaki kardeşlerim gibi gece gündüz ülkesi için çalışan, üreten, ihraç eden, istihdam sağlayan reel sektörümüzün finansal nefes borularını tıkamayalım. Bu konuda herkesten, bilhassa da mesuliyet makamında olanlardan, daha özverili bir üslup kullanmalarını bekliyorum. Onlar ne yaparsa yapsın, biz devlet ciddiyeti ve sorumluluk çerçevesinde hareket etmeyi sürdüreceğiz. Milletimizin hak ve hukukunu, milletimizin selametini her türlü hesabın üstünde tutmaya devam edeceğiz. Yolunuzu, bahtınızı açık etsin diyorum. Bugüne kadar yatırımlarıyla, üretimleriyle, istihdamlarıyla, ihracatlarıyla, araştırma ve geliştirme faaliyetleriyle Türkiye Yüzyılı'nın inşasına destek veren siz dostlarıma teşekkür ediyorum. Türkiye İnovasyon Haftası'nın bir kez daha hayırlara vesile olmasını temenni ediyor, sizlere sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum. Kalın sağlıcakla.
Yorum yazmak için giriş yapın.
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.