Çalışan başına düşen yaşlı nüfus artıyor
Türkiye'nin nüfusu 2025'te 86.1 milyona yükselirken, yaş kompozisyonundaki değişim dikkat çekiyor. 65 yaş ve üzerindeki nüfusun oranı yüzde 11.1'e ulaştı. Çalışma çağındaki her 100 kişiye düşen 65 yaş ve üzerindeki nüfus oranı da yüzde 16.2 olarak belirlendi. Bu oranın 2040'ta yüzde 26.5'e çıkması bekleniyor. OVP ile demografik değişime karşı uzun dönemli bakım sigortasından sosyal güvenlik reformlarına kadar yeni adımlar atılması planlanıyor.

Türkiye'nin nüfusu büyümeyi sürdürürken, yaş yapısındaki değişim giderek daha belirgin hale geliyor. TÜİK verilerine göre ülke nüfusu 2025 yılında bir önceki yıla göre 427 bin 224 kişi artarak 86 milyon 92 bin 168 kişiye ulaştı. Yıllık nüfus artış hızı binde 5 oldu. Ancak nüfusun büyüklüğünden çok yaş kompozisyonundaki değişim dikkat çekiyor.
2007 yılında nüfusun yüzde 26.4'ünü oluşturan 0-14 yaş grubunun payı 2025 itibarıyla yüzde 20.4'e gerilerken, 65 yaş ve üzerindeki nüfusun oranı aynı dönemde yüzde 7.1'den yüzde 11.1'e yükseldi. Çalışma çağındaki 15-64 yaş grubunun toplam nüfus içindeki payı ise yüzde 68.5 oldu.
Uzmanlara göre Türkiye açısından temel mesele artık yalnızca nüfusun büyüklüğü değil. Çalışma çağındaki nüfusun artış hızının yavaşlaması, ekonomik büyümede verimlilik artışını daha kritik hale getirirken; yaşlı nüfusun yükselmesi emeklilik, sağlık ve bakım harcamalarının önümüzdeki dönemde daha fazla önem kazanacağını gösteriyor.
65 YAŞ ÜSTÜ NÜFUS 9.6 MİLYONA YAKLAŞTI
Türkiye'de 65 yaş ve üzerindeki nüfus 2025 yılı itibarıyla 9 milyon 583 bin 59 kişiye ulaştı. Beş yıl önce yüzde 9.5 olan yaşlı nüfus oranı yüzde 11.1'e çıkarken, nüfus projeksiyonları bu eğilimin önümüzdeki yıllarda da süreceğine işaret ediyor.
TÜİK'in ana senaryosuna göre yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payının 2030 yılında yüzde 13.5'e, 2040 yılında yüzde 17.9'a ve 2060 yılında yüzde 27'ye yükselmesi bekleniyor.
Nüfusun yaşlandığını gösteren göstergelerden biri olan ortanca yaş da yükselişini sürdürüyor. 2020 yılında 32.7 olan ortanca yaş, 2025'te 34.9'a çıktı. Projeksiyonlara göre bu değerin 2030'da 37.1'e, 2040'ta ise 41.4'e ulaşması öngörülüyor.
SOSYAL GÜVENLİK SİSTEMİ ETKİLENECEK
Yaşlanmanın ekonomik sonuçlarını gösteren temel göstergelerden biri olan yaşlı bağımlılık oranı da yükseliyor. Çalışma çağındaki her 100 kişiye düşen 65 yaş ve üzerindeki kişi sayısını ifade eden oran, 2025 yılında yüzde 16.2 olarak tespit edildi.
Mevcut eğilimin sürmesi halinde bu oranın 2040'ta yüzde 26.5'e, 2060'ta ise yüzde 45.5'e çıkması bekleniyor. Bu durum, emeklilik sistemi ve sosyal güvenlik dengeleri üzerinde daha fazla baskı oluşabileceğini gösteriyor.
GENÇ NÜFUSUN PAYI DÜŞÜYOR
Türkiye'de 15-24 yaş grubundaki genç nüfus 2025 itibarıyla 12 milyon 708 bin 348 kişi seviyesinde bulunuyor. Gençlerin toplam nüfus içindeki payı yüzde 14.8 olarak hesaplanırken, bu oran 1950 yılında yüzde 20.8 düzeyindeydi. TÜİK projeksiyonlarına göre genç nüfusun payının 2040'ta yüzde 12.2'ye, 2060'ta da yüzde 10.3'e kadar gerilemesi bekleniyor.
Demografik değişimin arkasındaki temel nedenlerden biri ise doğurganlıktaki düşüş. Türkiye'de kadın başına ortalama çocuk sayısını gösteren toplam doğurganlık hızı 2001 yılında 2.38 seviyesindeyken, 2025 yılında 1.42'ye geriledi. Böylece doğurganlık hızı, nüfusun kendini yenileme eşiği olarak kabul edilen 2.10 seviyesinin son dokuz yıldır altında kalmış oldu. Geçen yıl 76 ilde doğurganlık hızı yenilenme düzeyinin altında gerçekleşirken, 59 ilde kadın başına 1.50 çocuğun da altına düştü.
OVP'DE DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜM ÖNLEMLERİ
Nüfusun yaşlanmasının ekonomi üzerindeki etkileri 2027-2029 Orta Vadeli Programı'nda da yer aldı. Programda, nüfus artış hızındaki yavaşlamanın sosyal güvenlik sistemi üzerindeki etkilerinin analiz edilmesi, bakım ekonomisinin güçlendirilmesi ve uzun dönemli bakım sigortasına yönelik altyapının oluşturulması hedefleri bulunuyor.
Ayrıca sosyal güvenlik sisteminin mali sürdürülebilirliğinin güçlendirilmesi, prim tabanının genişletilmesi ve yeni çalışma modellerine uyumun artırılması da programda öne çıkan önlemler arasında yer alıyor.
BÜYÜMEDE İŞGÜCÜ DESTEĞİ ZAYIFLAYABİLİR
Ekonomist Şevket Sayılgan, Türkiye'nin önümüzdeki 20 yılda en önemli ekonomik sorunlarından birinin enflasyon, faiz ya da kur kadar demografik dönüşüm olabileceğini söyledi. Nüfusun yalnızca yaşlanmadığına, ekonomiyi büyütecek genç işgücünün artış hızının da giderek yavaşladığına dikkat çeken Sayılgan, düşen doğurganlık, genç nüfusun toplam nüfus içindeki payındaki gerileme ve yükselen ortanca yaşın birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Bunun ekonomik anlamının açık olduğunu söyleyen Sayılgan, önümüzdeki dönemde büyümeyi yalnızca daha fazla insanı çalıştırarak sağlamanın giderek zorlaşacağını vurguladı. Çalışma çağındaki nüfus artışının yavaşlamasının üretim kapasitesi açısından kritik olduğuna dikkat çeken Sayılgan, şöyle konuştu: “Ekonomik büyümenin temelinde işgücü, sermaye ve verimlilik bulunuyor. İşgücü katkısının azalması halinde aynı büyüme hızını sürdürebilmek için çalışan başına üretimin, yani verimliliğin çok daha hızlı artırılması gerekecek. Aksi durumda potansiyel büyüme düşebilir ve Türkiye'nin gelişmiş ülkelerle kişi başına gelir farkını kapatması zorlaşabilir.”
Sorunun diğer yüzünün kamu maliyesi olduğuna işaret eden Sayılgan, yaşlı nüfusun payındaki ve yaşlı bağımlılık oranındaki artışın sosyal güvenlik sistemi açısından da yakından izlenmesi gerektiğini belirtti. Sayılgan, bu eğilimin devam etmesi halinde çalışan ve emekli nüfus arasındaki dengenin giderek daha fazla önem kazanacağına dikkat çekti.
MİLLİ GELİR KUŞAKLAR ARASINDA NASIL PAYLAŞILACAK?
* Yaşlı nüfusun artması, SGK açısından emekli aylığı ve sağlık harcamalarının yükselmesi anlamına geliyor.
* Bakım hizmetleri ve sosyal destek ihtiyacındaki artış, kamu bütçesi üzerinde ilave yük oluşturabilir.
* Çalışan-emekli dengesinin bozulması halinde mevcut çalışanların üzerindeki prim ve vergi yükünün artma riski bulunuyor
* Emeklilik, sağlık ve yaşlı bakımına ayrılan payın büyümesi; eğitim, gençler, teknoloji ve yatırımlar için kullanılabilecek kaynaklar üzerinde baskı oluşturabilir.
* Doğurganlığın yükselmesi, işgücü sorununa kısa vadede çözüm getirmiyor. Bugün doğan çocukların çalışma hayatına katılması yaklaşık 20 yılı bulacak.
* Kısa ve orta vadede kadınların ve gençlerin istihdama katılımının artırılması önem taşıyor.
* Çocuk bakımının ucuzlatılması ile barınma, kreş ve eğitim maliyetlerinin azaltılması, ailelerin çocuk sahibi olma kararlarını destekleyebilir.
* Nitelikli göçün teşvik edilmesi, çalışma çağındaki nüfus üzerindeki baskıyı azaltabilecek seçeneklerden biri olarak öne çıkıyor.
* Otomasyon ve yapay zeka yatırımlarıyla çalışan başına üretimin artırılması, işgücü artışının yavaşladığı dönemde büyümenin korunması açısından önem kazanıyor.

Yorum yazmak için giriş yapın.
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.