tatil-sepeti

Hazreti Muhammed'in "Konstantiniyye muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır. Onu fetheden ordu ne güzel ordudur" hadisiyle müjdelediği fethin 570. yıl dönümü kutlanıyor.


 

Hazreti Muhammed'in müjdesine mazhar olan İstanbul, 570 yıl önce 29 Mayıs'ta Fatih Sultan Mehmed'in kumandasındaki Osmanlı Devleti tarafından fethedildi.

 

İstanbul; Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu gibi üç imparatorluğa başkentlik yaptı. İstanbul, "İkinci Roma", "Yeni Roma", "Byzantion", "Konstantinopolis" ve "Konstantiniyye" olarak adlandırıldı.

 

Yenikapı kazılarıyla yerleşim tarihi 8 bin yıl öncesi, yani neolitik döneme kadar giden İstanbul, milattan sonra 4. yüzyılda Roma İmparatoru Büyük Konstantin tarafından Doğu Roma İmparatorluğu'nun başkenti olarak seçildi. Kentte 6 yıl boyunca surlar genişletildi, tapınaklar, resmi binalar, saraylar, hamamlar ve hipodrom inşa edildi.

 

Ortodoks Hristiyanların en önemli merkezi haline gelen İstanbul, Hazreti Muhammed'in "İstanbul (Konstantiniyye) muhakkak fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır. Onu fetheden ordu ne güzel ordudur." hadisinin ardından İslam dünyası için de fethedilmesi gereken önemli bir şehir olarak adını duyurdu.

 

İstanbul, İslamiyet'in Orta Doğu'ya hakim olmasıyla Hristiyan dünyasının doğudaki siyasi merkezi oldu. Aynı zamanda Doğu'nun zenginliklerine ulaşma, mukaddes şehir Kudüs'ü ele geçirme gibi ideallerin başlangıç noktası haline gelen İstanbul, 1204'te Haçlı Seferi için yola çıkan Latin istilasına da uğradı.

 

Gördüğü ilgi nedeniyle İstanbul, Müslümanlar için Batı'nın, Hristiyanlar için ise Doğu'nun eşiği haline geldi.

 

Hazreti Muhammed'in övgüsüne mazhar olmak için Emeviler döneminde Konstantiniyye'ye 3 büyük sefer düzenlenirken bir diğer sefer ise 781-782'de Abbasiler tarafından gerçekleştirildi.

 

Özellikle bazı sahabelerin de katılımıyla gerçekleşen Muaviye bin Ebu Süfyan komutasındaki ilk İstanbul kuşatması daha sonraki dönemlerde silinmeyecek izler bıraktı.

 

Hz. Peygamber'i Medine'ye hicreti sırasında evinde misafir eden Ebu Eyyüb el-Ensari'nin bu kuşatmaya katılarak surlar önünde vefatı 1453'teki fethe kadar uzanan yolda İslam dünyası için önemli bir motivasyon kaynağı oldu.

 

TARİHTEKİ İSTANBUL KUŞATMALARI

 

Dünyanın gördüğü en muazzam kuşatma ve savunmalara tanıklık eden İstanbul, 1453'ten önce farklı kavim ve medeniyetler tarafından onlarca kez kuşatıldı.

 

Milattan önce Makedonya Kralı Phillippe, Roma İmparatoru Septim Severus, milattan sonra İran Hükümdarı Keyhüsrev, Avar Türkleri, Emeviler, Abbasiler, I. ve II. Bulgar İmparatorluğu, Ruslar, Kiev Knezliği, Haçlılar, İznik İmparatorluğu, Venedikliler, Cenevizliler, Osmanlılar şehri kuşattı.

 

Bunların yanı sıra Atilla'nın, Vikinglerin ve Gotların da kenti kuşattığı bazı kaynaklarda yer alıyor. Son kuşatma ise 1453'te Osmanlıları imparatorluğa taşıyan Sultan 2. Mehmed tarafından gerçekleştirildi.

 

FETHE GİDEN YOL

 

Sultan 2. Mehmed tahta geçtiği zaman, İstanbul'un fethi için öncelikle deniz yardımının kesilmesi gerektiği düşüncesiyle Sultan Yıldırım Bayezid'in yaptırmış olduğu Anadolu Hisarı'nın karşısına 1452'de Rumeli Hisarı'nı yaptırdı.

 

Bu hisar, Tuna Nehri ile Karadeniz'den gelecek yardımı önlemeyi amaçlıyordu. İstanbul'un yüksek ve kalın surlarını yıkmak amacıyla devrin önemli mühendislerine büyük toplar döktürüldü.

 

Sultan 2. Mehmed, Şubat 1453'te dökülen topların İstanbul önlerine götürülmesini emretti.

 

Karaca Paşa komutasındaki 10 bin kişilik ordu, öncelikle İstanbul yakınındaki Vize, Silivri ve Ayastefanos kalelerini kuşattı. Nisan ayına gelindiğinde 2. Mehmed, eyalet ve sancaklara orduya katılmaları için haber gönderdi ve 5 Nisan 1453'te Osmanlı ordusu, 2. Mehmed'in komutasında İstanbul'a hareket etti.

 

Fatih'in yanında hocaları Akşemseddin, Molla Gürani ve Akbıyık gibi isimler de yer alıyordu. 6 Nisan 1453'te 10 bin sipahi Maltepe civarını tuttu. Sultan 2. Mehmed de Anadolu ve Haliç'i tutmuştu. Zağanos Paşa Pera'yı fethederek, Galata üzerine yürüdü. Aynı gün Sultan 2. Mehmed, Mahmut Paşa'yı elçi olarak Bizans İmparatoru'na gönderdi ancak barış teklifi kabul edilmedi.

 

SAVAŞIN SEYRİNİ DEĞİŞTİRECEK HAMLE: GEMİLERİN HALİÇ'E İNDİRİLMESİ

 

Sultan 2. Mehmed, 6 Nisan 1453'te İstanbul kuşatmasına başladı. Osmanlı ordusu kenti karadan ve denizden kuşatma altına alırken, ordu surlarda gedikler açtıkça Bizanslılar surları yenileyerek, Osmanlıların şehre girişine izin vermedi.

 

Osmanlı donanmasının Bizans'a yardıma gelen Ceneviz ve Venedik gemilerine engel olamaması, kuşatmaya karşı olan yöneticilerin hoşnutsuzluklarını dışa vurmalarına yol açtı.

 

Haliç ile Karaköy arasına çekilen zincir nedeniyle Osmanlı donanmasının Haliç'e girememesi, savaşın yönünü Osmanlı aleyhine çeviriyordu.

 

Bu gelişmeler üzerine Sultan 2. Mehmed, savaşın seyrini değiştirecek hamlesine başvurarak 21 Nisan'ı 22 Nisan'a bağlayan gece 72 parça kadırganın karadan yürütülerek Haliç'e indirilmesi emrini verdi.

 

Bir gece içerisinde Haliç'e indirilen donanma, 22 Nisan'da Haliç'ten ateşe başladı. Bizanslılar gördükleri karşısında büyük şaşkınlık yaşarken donanmanın Haliç'e indirilmesine inanamıyordu.

 

Sultan Mehmed, son büyük hücumdan önce 24 Mayıs'ta İsfendiyaroğlu Kasım Bey'i elçi olarak imparatora göndererek şehri teslim etmesini istese de anlaşma sağlanamadı.

 

Gemilerin Haliç'e indirilmesi ile savaşın seyri Osmanlılar lehine dönerken, Sultan 2. Mehmed, 29 Mayıs'ta büyük taarruz için emir verdi. 29 Mayıs'ta günün ilk ışıkları ile başlayan taarruzla, surlar aşıldı.

 

29 Mayıs 1453'te kapıları açılan İstanbul, Sultan 2. Mehmed'in önderliğindeki Osmanlı birlikleri tarafından fethedildi. Hazreti Peygamber'in övgüsüne mazhar olarak "Fatih" unvanını alan Sultan 2. Mehmed, büyük bir hoşgörü ile şehri yağmalatmazken, fethin nişanesi olarak da Ayasofya'yı camiye dönüştürdü.

 

HEDEFLERİNİ İLMİK İLMİK ÖRDÜ

 

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Dr. Öğretim Üyesi İlhami Danış, başarısız geçen ilk hükümdarlık döneminin Sultan II. Mehmed'in hayatını şekillendirdiğini ve ikinci şehzadelik döneminde ise bu tecrübe üzerine hedeflerini planladığını söyledi.

 

Sultan Mehmed'in ikinci şehzadelik döneminde birçok değerli isimden iyi bir eğitim aldığını ve Roma, Avrupa tarihi, kültürü ve sanatı hakkında bilgi edindiğini ifade eden Danış, şunları anlattı: "İkinci şehzadelik dönemi, yeniden tahta geçeceği süreye kadar Sultan Mehmed'in hedeflerini ilmik ilmik ördüğü dönem olmuştur. Hedeflerini planlayıp kadrosunu oluşturduğu bir süreçte İstanbul’un fetih planlarını da hazırladı. Çünkü en büyük hedefi dünya tarihinde söz sahibi olan bir hükümdar olmaktı. Roma'nın mirasına hükmetmek istiyordu. Bunun ilk adımı da Doğu Roma'ya yani İstanbul'a sahip olmaktı. Bu niyetini de 1451'de ikinci defa tahta geçtiği zaman kendisine gelen Bizans elçilerine 'Gidiniz efendinize söyleyiniz, şimdiki Osmanlı padişahı eslafına asla benzemez, şimdi benim iktidarımın vasıl olduğu yerlere onların amali bile yetişmemiştir.' sözleriyle ifade etmiştir."

 

Osmanlı Devleti'nin Anadolu'dan Rumeli'ye ve Avrupa'ya geçişlerinin büyük ölçüde Gelibolu üzerinden olduğunu ve bu sebeple İstanbul'un hem lojistik hem de stratejik anlamda önemli bir hedef olduğunu belirten Danış, hem Avrupa'ya yönelik fetihlerin devamı hem de Akdeniz ve Karadeniz arasındaki trafiği kontrol için fethin önemli olduğuna işaret etti.

 

Fatih'in öncelikle bürokrasi içinde fethe dair çekinceleri ortadan kaldırmak için çalıştığını ifade eden Danış, önde gelen devlet adamları, vezirler, beyler, askerler, ulema ve şeyhlerle geniş katılımlı toplantılar yaparak İstanbul'un fethinin gerekliliğini anlattığını dile getirdi.

 

"ATINDAN İNİP ŞÜKÜR SECDESİ YAPTI"

 

Danış, fetih için yapılan diğer hazırlıkları şöyle sıraladı: "Rumeli Hisarı'nın inşa edilmesi. Sultan Mehmed'in İstanbul ve çevresinin detaylı harita ve planlarını çıkartarak, konuşlanma ve taarruz alanları ile lağım kazılacak bölgeleri tespit etmesi. Gelibolu'da İstanbul'un fethinde kullanılacak yeni kuşatma gemileri inşa edilmesi. Mimar Muslihiddin ve Saruca ile Macar asıllı Urban idaresinde Edirne'de büyük toplar dökülmesi. Kimi rivayetlere göre elli veya altmış çift öküz tarafından çekilen şahi topunun askerler, arabacılar, kazmacılar, yol ustaları eşliğinde İstanbul'a doğru yola çıkarılması. İstanbul muhasarası sırasında sorun çıkarabilecek Karadeniz ve Marmara kıyısında yer alan civar yerleşimlerdeki Bizans kuvvetlerinin Karaca Bey tarafından temizlenmesi."

 

Savaş sırasında yapılan en önemli hamlelerden ilkinin 21 Nisan'ı 22 Nisan'a bağlayan gece 72 geminin Tophane'den Kasımpaşa'ya indirilmesi olduğunu ifade eden Danış, bu olay neticesinde Bizans surlarından Haliç'e bakan halk ve askerlerin büyük bir şok yaşadığını kaydetti.

 

Bir diğer önemli hamlenin ise fethi getiren son hücum olduğunu vurgulayan Danış, şunları aktardı: "Osmanlı ordusu 29 Mayıs günü sabah namazı ile birlikte tüm surlar boyunca yoğun ve planlı bir saldırıya başladı. Top atışı ile başlayan hücum, yoğun dumanlar arasında surlara tırmanan askerlerin şehre giriş çabaları ile devam etti. Son yıkıcı darbeyi indiren bizzat Sultan II. Mehmed'in başında bulunduğu Yeniçeriler oldu. Ve nihayetinde saldırının en yoğun yaşandığı Topkapı bölgesinde top ateşi ve lağım patlaması sonucu yıkılan surlardan Osmanlı askerleri şehre girdi. Karadan ve denizden İstanbul'a giren Osmanlı ordusu Aksaray'da birleşip Ayasofya'ya doğru ilerlediler. Son saldırıyı atı üzerinde takip eden hatta surlara kadar gelip bizzat savaşı yöneten Sultan Mehmed, askerlerinin şehri ele geçirmesinden sonra atından inip şükür secdesi yaptı."

 

YENİ BİR İMPARATORLUĞUN DOĞUŞU

 

İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Feridun Emecen da İstanbul'un stratejik konumu ve dini açıdan Hristiyanlar ve Müslümanlar için büyük önem taşıdığını ifade etti.

 

Hazreti Muhammed'in hadisi ile müjdelenmiş şehir olan İstanbul'la ilgili Müslümanlarda mutlaka alınması gerektiği inancının hakim olduğunu belirten Emecen, "Fatih Sultan Mehmed'in İstanbul'u almasıyla yeni bir imparatorluğun doğuşu gündeme geldi. Fatih, Osmanlı İmparatorluğu'nun bir bakıma kurucusudur bunu da İstanbul'u fethederek yaptı. O yüzden bir dönüm noktası olan fetih, Türk tarihi bakımından büyük önem taşıyor." dedi.

 

Emecen, İstanbul'un fethinin Batı dünyasında korkuyla karşılık tehdit algılamasına ve yeni bir Haçlı ordusu çağrısına yol açtığını, İslam dünyasında ise Memlük idaresi hariç genel bir sevinçle karşılandığını belirtti.

 

Fetih dolayısıyla Avrupa'da büyük bir endişe yaşandığını ancak Türk tehlikesi üzerine konuşulmaktan, Hristiyanlık için endişelenmekten öte ciddi bir adım atılamadığını belirten Emecen, şu ifadeleri kullandı: "Aksine yavaş yavaş Türklerin Batı'ya ait olduğu yolunda efsanevi bilgiler üretilmeye, Truvalıların soyundan geldikleri için Roma ve Yunanların Truva'ya karşı yaptıkları vahşetin intikamını almak üzere harekete geçtiklerine inanılmaya başlandı. Bununla beraber Konstantinopolis'in ıstırabını ve gözyaşlarını konu alan mersiyeler, ağıtlar bütün Avrupa'ya yayıldı ve bunlar kamuoyu üzerinde derin etkiler bıraktı."

 

Emecen, Doğu'da, yani İslam dünyasında ise Batı'daki hayal kırıklığıyla ölçüşebilecek nispette büyük gösteriler olmadığını aktardı.

 

Anadolu'da fethin Karamanoğlulları dışında genel olarak memnuniyetle karşılandığını ifade eden Emecen, Fatih Sultan Mehmed'in fethi Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah, Memluk Sultanı İnal, Mekke emirine birer Fetihname ile bildirdiğini söyledi.

 

Fetih haberinin Kahire'de halk ve ulema tarafından coşkuyla karşılandığını belirten Emecen, Memluk Sultanı'nın ise hediye gönderip tebrikte bulunsa da mektubunda Fatih'e karşı övücü ibarelerden kaçındığını aktardı.

 

Hicaz'da fetih haberinin büyük coşkuyla karşılandığını ve Mekke emirinin Fetihname'yi Kabe önünde okuttuğunu dile getiren Emecen, emirin cevabi yazısında ise Fatih Sultan Mehmed'e övgü dolu sözlerde bulunduğunu kaydetti.

 

Karakoyunlu hükümdarı Cihanşah'n da gönderdiği yazıda memnuniyetini bildirip Fatih'i övdüğünü ifade eden Emecen, ona "Şahlar şahı", "Hilafetin incisi", "Zamanın kahramanı", "Hükümdarların önderi" gibi övgü dolu sözlerde bulunduğunu aktardı.

 

FATİH'İN GİZLİ PROJESİ

 

Emecen, gemilerin karadan yürütülerek Haliç'e indirilmesi hadisesinin bir efsane değil kaynaklarla sabit bir gerçek olduğunu ifade etti.

 

Kaynaklarda, fetihten bir sene kadar önce Rumeli Hisarı inşası sırasında Haliç ile İstanbul Boğazı arasındaki arazinin etüdünün yapıldığını bildiren Emecen, hazırlıkların o dönemde başladığını vurguladı.

 

Kaynaklarda Haliç'e donanma indirilmesi işinin çok önceden planlandığına dair ayrıntılar bulunduğunu belirten Emecen, şöyle konuştu: "Mesela, Sırp despotunun tünel kazmak için gönderdiği adamlar arasındaki bir Sırp madenci Rumeli Hisarı inşa edilirken sultanın kıyıya yakın bir ormanda 30 gemi inşasını başlattığını, sonra dağdan yukarıya yol kazıldığını belirtir. Fethe şahit olan ve Fatih'in tarihini yazan Tursun Bey de daha kuşatmanın başlarında gemilerin ve kayıkların Boğaz denizinden karaya alındığını yazar. Bu ve benzeri önemli deliller gemilerin karadan yürütülme işinin büyük ve gizli bir proje olarak II. Mehmed tarafından çok önceden planlanmış olduğuna şüpheye yer bırakmaktadır."

 

ŞEHRİ YENİDEN İHYA ÇALIŞMALARI

 

Prof. Dr. Emecen, gemilerin karadan yürütülerek Haliç'e indirilmesiyle ilgili ayrışılan noktanın ise gemilerin hangi güzergah üzerinden taşındığı konusunda olduğunu kaydetti.

 

Fatih Sultan Mehmed'in payitaht yapacağı şehrin durumuna özel önem verdiğini ifade eden Emecen, 1204'teki Latin istilası sırasında şehrin uğradığı yağma ve tahribatın son Osmanlı ile kıyaslanamayacak ölçüde ağır olduğunu ve izlerinin fethe kadar silinemediğini vurguladı.

 

Fatih'in şehri ihya etmek için öncelikle iskana önem verdiğini belirten Emecen, şehri nüfusça desteklemek için bir kısmının fidyelerini kendisi ödediğini, vergi muafiyetleri getirdiğini, ayrıca çeşitli kentlerden Rum, Yahudi ve Müslümanları taşıyarak iskan ettiğini aktardı.

29 Mayıs 2023 Pazartesi

Yüksek Seçim Kurulu (YSK), 31 Mart 2024 Pazar günü gerçekleştirilecek Mahalli İdareler Genel Seçimleri'nin bazı yerlerde iptal edilmesi durumunda, yenileme seçimlerinin 2 Haziran Pazar günü yapılmasına karar verdi.


 

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) Resmi Gazete'de yayımlanan kararında, 2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetler Seçimi Hakkında Kanun gereği, bir seçim çevresindeki seçimin, seçim işlemleri sebebiyle iptaline karar verildiği takdirde, o seçim çevresinde yeniden seçim yapılacağı, bunun da 2024 yılının haziran ayının ilk pazar günü olması gerektiği belirtildi.

 

Kararda bu nedenle, 31 Mart 2024 günü herhangi bir sebeple yapılamamış belediye seçimleri, muhtar ve ihtiyar meclisi/heyeti üyeliği seçimleri ile 1 Ocak 2024'ten bu yana oluşan mahalli idare birimlerinden olan köylerin muhtar ve ihtiyar meclisi üyeliği seçimleri"nin 2 Haziran Pazar günü yapılmasının gerektiği kaydedildi.

 

Kararda, yeniden yapılması gereken seçimlerin, bu seçimin tekrarı ve seçimin devamı niteliğinde olduğu, bu nedenle sadece oy verme işlemlerinin tekrarlanması gerektiği vurgulandı.

28 Mart 2024 Perşembe

Türkiye'de 65 ve daha yukarı yaştaki nüfus beş yılda yüzde 21.4 artarak geçen yıl 8 milyon 722 bin 806 kişiye ulaştı. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı 2023 itibarıyla yüzde 10.2'ye çıktı.


 

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2023 yılına ilişkin "İstatistiklerle Yaşlılar" çalışmasının sonuçlarını açıkladı.

 

Buna göre, 2018'de 7 milyon 186 bin 204 kişi olan 65 yaş ve üzeri nüfus, son beş yılda yüzde 21,4 artarak 2023'te 8 milyon 722 bin 806 kişi oldu. Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı 2018'de yüzde 8,8 iken, 2023'te yüzde 10,2'ye çıktı.

 

Yaşlı nüfusun 2023'te yüzde 44,5'ini erkekler, yüzde 55,5'ini kadınlar oluşturdu. Nüfus projeksiyonlarında yaşlı nüfus oranının 2030'da yüzde 12,9, 2040'ta yüzde 16,3, 2060'ta yüzde 22,6 ve 2080'de yüzde 25,6 olacağı öngörüldü.

 

Yaşlı nüfus, yaş grubuna göre incelendiğinde, 2018'de bu kesimin yüzde 62,2'si 65-74 yaş grubunda, yüzde 28,6'sı 75-84 yaş grubunda ve yüzde 9,2'sinin 85 ve daha yukarı yaş grubunda yer aldığı görülürken, 2023'te yüzde 64'ünün 65-74 yaş grubunda, yüzde 28,1'inin 75-84 yaş grubunda ve yüzde 7,9'unun 85 ve daha yukarı yaş grubunda yer aldığı belirlendi.

Yaşlı nüfusun yüzde 0,1'ini oluşturan 100 yaş ve üzerindeki yaşlı kişi sayısı 2023'te 6 bin 609 oldu.

 

TÜRKİYE NÜFUSUNUN YAŞ YAPISI DEĞİŞTİ

 

Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranının yüzde 10'u geçmesi nüfusun yaşlanmasının bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Türkiye'de yaşlı nüfus, diğer yaş gruplarındaki nüfusa göre daha yüksek bir hızla artış gösterdi.

 

Küresel yaşlanma süreci olarak adlandırılan "demografik dönüşüm" sürecinde olan Türkiye'de, doğurganlık ve ölümlülük hızlarındaki azalmayla sağlık alanında kaydedilen gelişmeler, yaşam standardının, refah düzeyinin ve doğuşta beklenen yaşam süresinin artmasıyla nüfusun yaş yapısı şekil değiştirdi. Çocuk ve gençlerin toplam nüfus içindeki oranı azalırken yaşlıların toplam nüfus içindeki oranı artış gösterdi. Türkiye, oransal olarak yaşlı nüfus yapısına sahip ülkelere göre hala genç bir nüfus yapısına sahip olsa da yaşlı nüfus sayısal olarak oldukça fazla.

 

Nüfusun yaşlanmasıyla ilgili bilgi veren göstergelerden olan ortanca yaş da 2018'de 32 iken 2023'te 34 oldu. Ortanca yaş 2023'te erkeklerde 33,2, kadınlarda 34,7 olarak hesaplandı.

Nüfus projeksiyonlarında ortanca yaşın 2030'da 35,6, 2040'ta 38,5, 2060'ta 42,3 ve 2080'de 45 olacağı tahmin edildi.

 

Çalışma çağındaki 100 kişiye düşen yaşlı sayısını ifade eden yaşlı bağımlılık oranı 2018'de yüzde 12,9 iken 2023'te yüzde 15'e çıktı.

 

TÜRKİYE, YAŞLI NÜFUSUNDA 184 ÜLKE ARASINDA 67'NCİ SIRADA

 

Nüfus projeksiyonlarına göre, yaşlı bağımlılık oranının 2030'da yüzde 19,6, 2040'ta yüzde 25,3, 2060'ta yüzde 37,5 ve 2080'de yüzde 43,6 olacağı öngörüldü.

 

Nüfus tahminlerine göre, 2023'te dünya nüfusu 8 milyar 45 milyon 311 bin 448 kişi, yaşlı nüfus ise 807 milyon 790 bin 294 kişi oldu. Buna göre, dünya nüfusunun yüzde 10'unu yaşlı nüfus oluşturdu.

 

En yüksek yaşlı nüfus oranına sahip ilk üç ülke, yüzde 30,1 ile Japonya, yüzde 24,5 ile İtalya ve yüzde 23,6 ile Finlandiya oldu. Türkiye bu açıdan 184 ülke arasında 67'nci sırada yer aldı.

Yaşlı nüfus oranının en yüksek olduğu il, 2023'te yüzde 20 ile Sinop olarak belirlendi. Bu ili yüzde 19,5 ile Kastamonu, yüzde 18,3 ile Giresun izledi. Yaşlı nüfus oranının en düşük olduğu il ise yüzde 3,5 ile Şırnak oldu. Bu ili yüzde 4 ile Hakkari ve 4,2 ile Şanlıurfa izledi.

 

Yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranının yüzde 10 ve üzerinde olduğu il sayısı 2023'te 54 oldu.

 

YAKLAŞIK HER DÖRT HANEDEN BİRİNDE EN AZ BİR YAŞLI FERT VAR

 

Türkiye'de 2023'te toplam 26 milyon 309 bin 332 haneden 6 milyon 458 bin 465'inde yaşlı nüfus olarak tanımlanan 65 ve daha yukarı yaşta en az bir fert bulunduğu belirlendi. Diğer bir ifadeyle, hanelerin yüzde 24,5'inde en az bir yaşlı fert yaşadığı görüldü.

 

En az bir yaşlı fert bulunan 6 milyon 458 bin 465 haneden 1 milyon 669 bin 270'inde tek başına yaşlı fertler yaşıyor. Bu hanelerin yüzde 74,4'ünde yaşlı kadınlar, yüzde 25,6'sında da yaşlı erkekler bulunuyor.

 

En az bir yaşlı fert bulunan haneler içinde tek kişilik yaşlı hanehalkı oranının en yüksek olduğu il, 2023 yılında yüzde 34,4 ile Balıkesir oldu. Bu ili yüzde 34,3 ile Burdur, yüzde 34 ile Çanakkale izledi. Bu oranın en düşük olduğu il ise yüzde 7,8 ile Hakkari oldu. Bu ili yüzde 13,5 ile Batman, yüzde 14,9 Van izledi.

27 Mart 2024 Çarşamba