Küresel enerji piyasalarında arz güvenliği tartışmaları sürerken, Tokyo Elektrik Enerji Şirketi (Tepco) tarafından işletilen Kashiwazaki-Kariwa santralinde üretim çarkları yeniden dönmeye başladı. Gelişmiş Kaynar Su Reaktörü (ABWR) teknolojisinin dünyadaki ilk uygulama merkezi olan tesis, Japonya’nın enerji bağımsızlığı yolunda attığı en stratejik adımlardan biri olarak değerlendiriliyor.
KRİTİKLİK DURUMU DOĞRULANDI
9 Şubat günü yerel saatle 14:00'te başlatılan 1.356 megavatlık (MW) reaktörde, "kritiklik" durumu (kendi kendini sürdüren nükleer zincirleme reaksiyon) yaklaşık bir saat içinde başarıyla doğrulandı. Tepco yetkilileri, nükleer güvenliği en üst öncelik olarak gördüklerini belirterek, "Santral ekipmanının gerçek buhar işletme koşulları altında bütünlük kontrollerini titizlikle sürdüreceğiz" açıklamasında bulundu.
ADIM ADIM TİCARİ İŞLETME SÜRECİ
Reaktörün yeniden devreye alınma süreci, güvenlik prosedürleri gereği kademeli bir takvimle yürütülüyor:
STRATEJİK ENERJİ ARZI VE EKONOMİK GETİRİ
Fukuşima felaketi öncesinde elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 30'unu nükleer kaynaklardan karşılayan Japonya, bu geri dönüşle enerji ithalatı üzerindeki yükü hafifletmeyi hedefliyor. Kashiwazaki-Kariwa santralindeki 6 ve 7 numaralı ünitelerin tam kapasiteyle çalışması durumunda, Tepco’nun yıllık gelirinde yaklaşık 633 milyon ABD doları (100 milyar Japon Yen) artış yaşanacağı tahmin ediliyor.

GÜVENLİK REFORMLARI VE YEREL ONAY SÜRECİ
2011'deki tsunamiden doğrudan zarar görmemiş olsa da, sıkılaştırılan güvenlik standartları ve kamuoyu denetimi nedeniyle 14 yıldır kapalı tutulan yedi reaktörlük dev kompleks için yerel onay süreci kritik bir eşikti. Niigata Valisi Hideyo Hanazumi ve il meclisinin geçtiğimiz yılın sonlarında verdiği destek, reaktörün yeniden ateşlenmesinin önünü açtı.
Tepco temsilcileri, 14 yıllık bu uzun aranın ardından her bir tesis ekipmanının metodik olarak doğrulandığını ve operasyonun her aşamasında kamuoyuna şeffaf bilgi akışı sağlanacağını vurguladı. Bu gelişme, Japonya'nın karbon nötr hedefleri ve enerji güvenliği stratejisinde nükleer enerjinin yeniden merkezi bir rol üstleneceğinin ilanı olarak görülüyor.