İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekib Avdagiç, 2025 yılının dünya ekonomisi açısından bir toparlanma ya da istikrar yılı olmaktan ziyade belirsizliklerin kalıcılaştığı ve devletlerin bu yeni gerçekliğe uyum sağlamaya çalıştığı bir geçiş dönemi olarak geride kaldığını söyledi.
ABD-Çin rekabetinin yapısal bir nitelik kazandığını, Rusya-Batı hattındaki gerilimin çözülmemiş bir kriz olarak varlığını sürdürdüğünü belirten Avdagiç, Orta Doğu ve Karadeniz havzalarının da küresel risk algısının yüksek kalmasına neden olduğunu kaydetti.
İSTİKRARIN TESİS YILI
Türkiye için 2025’in ‘istikrarın tesis yılı’ olduğunu ifade eden Avdagiç, “2025 yılı, ekonomimiz açısından hızlı büyüme ile fiyat istikrarı arasındaki dengenin yeniden kurulmaya çalışıldığı bir geçiş yılı oldu. Yüksek enflasyonla mücadeleye öncelik veren politikaların büyüme, iç talep ve finansman koşulları üzerindeki yan etkileri daha görünür hale geldi. Bu açıdan 2025’i ‘istikrarın yeniden tesis’ yılı olarak değerlendiriyoruz. Tek cümleyle; 2025’teki enflasyon gelişmeleri, Türkiye ekonomisinin uzun süredir yaşadığı bu en temel sorunun yönetilebilir bir patikaya girdiğini gösterdi. Kuşkusuz güçlü bir kurumsal kapasite ile birlikte milli çıkarlarla uyumlu, dengeli ve kararlı bir dış politika duruşu riskleri minimize edecek; fırsatları gereğince değerlendirme imkânı verecektir” dedi.
KÜRESEL ARENADA ÖNE ÇIKARACAK
Küresel ticaret yeniden şekillenirken, Türkiye’nin avantajlarına dikkat çeken Avdagiç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim çok önemli bir avantajımız var: Türkiye çoklu krizleri aynı anda yönetebilme ve farklı güç merkezleriyle ilişki kurabilme kapasitesine sahip. Ayrıca küresel ticaretin yeniden şekillenmeye başlayan dinamikleri, ticaret savaşları, ABD–Çin rekabeti, ticaret ve tedarik zincirlerinin yeniden yapılanması, Orta Doğu ve Asya-Pasifik’teki kırılganlıklar gibi gelişmeler, Türkiye’yi eşsiz konumu itibariyle özel bir yere taşıdı. Bu özel durumu, belirsizliklerin kalıcılaştığı bu yeni süreçte Türkiye’yi küresel arenada öne çıkaracak güçlü bir zemin oluşturuyor. Sonuç itibariyle; iş dünyası olarak, 2026’nın Türkiye’nin eşsiz konumunun getirdiği avantajları değerlendirdiği, kazanımlarını kalıcı hale getirdiği, büyümeyi daha kapsayıcı yapacak yapısal adımları attığı yıl olmasını diliyoruz.”