Türkiye ekonomisinde 2026 yılına ilişkin beklentiler, iş dünyası açısından daha öngörülebilir ve erişilebilir bir finansman ortamına işaret ediyor. ekonomistlerin yıl sonu enflasyon tahminlerini yüzde 19 bandında yoğunlaştırması, para politikasında kademeli normalleşmenin önünü açarken, şirketlerin kredi maliyetlerinde de aşağı yönlü bir patika oluşuyor.
POLİTİKA FAİZİNDE NORMALLEŞME BEKLENTİSİ
Mevcut projeksiyonlara göre 2026 yılında politika faizinin yaklaşık yüzde 25 seviyesine gerilemesi öngörülüyor. Bu görünüm, ticari kredi faizlerinin de yüzde 30–32 bandına çekilebileceğine işaret etti. Bu düzeydeki ticari kredi faizleri, aylık bazda yaklaşık yüzde 2.5–2.7 aralığına karşılık geliyor. yine bu oranlar son yıllara kıyasla şirketlerin nakit akışı ve yatırım planları açısından daha yönetilebilir bir finansman maliyeti anlamına geliyor.
CDS 200 PUAN SINIRINA GERİLEDİ
Finansman koşullarındaki iyileşmenin en somut göstergelerinden biri de Türkiye’nin risk primindeki düşüş oldu. Uzun süre yüksek seyreden CDS primleri, 200 baz puan psikolojik sınırına doğru geriledi. Bu seviye, Türkiye’nin hem kamunun hem de özel sektörün dış borçlanma maliyetlerini aşağı çeken, aynı zamanda uzun vadeli yabancı sermaye girişlerini teşvik eden bir eşik olarak değerlendiriliyor. CDS’teki düşüş; rezerv yeterliliğinin güçlenmesi, cari dengedeki iyileşme ve finansal istikrar algısının pekişmesiyle birlikte okunuyor. Bu tablo, Türkiye’nin küresel fon akımları içinde daha cazip bir konuma ilerlediğini gösteriyor.
KÜRESELDE PARA POLİTİKALARI DA DESTEKLEYİCİ
Yalnızca iç dinamikler değil, küresel finansal koşullar da 2026 perspektifini destekliyor. 2025 yılı itibarıyla ABD Merkez Bankası’nın ve diğer büyük merkez bankalarının faiz indirimlerine başlaması bekleniyor. Küresel likiditenin görece artması ve emtia fiyatlarının seyri, gelişmekte olan ülkeler için daha elverişli bir finansman ortamı oluşturuyor. Bu çerçevede Türkiye, sıkı para ve maliye politikasıyla sağlanan kazanımları, daha destekleyici küresel konjonktürle birleştirerek dezenflasyon sürecini güçlendirmeyi hedefliyor. enflasyondaki düşüşün hızlanması, beklentilerin daha hızlı iyileşmesi ve finansal istikrarın pekişmesiyle birlikte, kredi kanallarının reel sektör lehine daha sağlıklı çalışması öngörülüyor.
DAHA ÖNGÖRÜLEBİLİR BİR DÖNEM
2026 görünümü; daha düşük enflasyon, gerileyen risk primi ve normalleşen faiz oranlarıyla birlikte iş dünyası açısından daha uzun vadeli plan yapma imkânı sunuyor. Finansman maliyetlerindeki düşüşün yatırımları desteklemesi, üretim ve istihdam üzerinde de olumlu bir etki yaratması bekleniyor.
KREDİ NOTU ARTIRIMLARI GELEBİLİR
İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, mevcut makroekonomik göstergelerin Türkiye açısından kredi notu artırımı ihtimalini güçlendirdiğini söyledi. Aslanoğlu’na göre kredi derecelendirme kuruluşlarının odaklandığı temel başlıklar arasında para politikası duruşu, Merkez Bankası rezervlerinin seyri ve cari denge yer alıyor. Cari açığın yönetilebilir seviyede olduğu, rezervlerde artış eğilimi bulunduğu ve bütçe dengelerinde bozulma yerine iyileşme sinyalleri alındığına dikkat çekiliyor.
İstanbul Bilgi Üniversitesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu
Türkiye’nin 5 yıllık kredi risk primi (CDS) gerilemesinin de risk algısında düşüşe işaret ettiğini belirten Aslanoğlu, bu tablonun kredi notu görünümünde iyileşmeye zemin hazırladığını ifade etti. Görünüm artışının, doğrudan not artırımına dönüşme ihtimalinin de bulunduğunu vurguladı. Aslanoğlu, kredi derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmelerinin giderek birbirine yaklaştığını belirterek, mevcut tabloda Fitch Ratings ile S&P tarafından not artırımı ihtimalinin daha yüksek göründüğünü kaydetti. Makroekonomik görünümün, bu yönde bir adımı destekleyen bir çerçeve sunduğunu söyledi.
İŞ DÜNYASININ 2026 YILINDAN BEKLENTİLERİ
1- ÇİN ÜRÜNLERİNE TEDBİR GEREKİYOR
Bazı sektörlerde Çin’e karşı daha sınırlayıcı ve koruyucu adımların atılması gerektiği vurgulanıyor. Türkiye’de internet siteleri üzerinden yapılan alışverişlerde Çin ürünlerinin çok yüksek oranlara ulaştığına dikkat çekilirken, bu hacmin yerli üretici açısından rekabeti zorlaştırdığı belirtiliyor. Üretim maliyetlerinin para politikası kaynaklı olarak arttığı bir dönemde, düşük fiyatlı ithal ürünlerin üretimi soğutma noktasına getirebileceği ifade ediliyor.
2- ‘ÜRETİM POTANSİYELİ’Nİ DÜŞÜRÜYOR
Çin’in girdiği ülkelerde uzun vadede üretim kapasitesini düşüren bir strateji izlediği yönünde değerlendirmeler yapılıyor. Burada fabrikaların kapanması ve tesislerin üretimden çekilmesi sonrasında, söz konusu ülkelerin bu ürünlere bağımlı hâle geldiği; bu aşamadan sonra fiyat politikalarının yukarı yönlü değiştirilebildiği belirtiliyor. Bu durumun, orta ve uzun vadede ekonomi için ciddi bir tehdit oluşturabileceği ve yapısal riskler barındırdığı kaydediliyor. Çinli üreticilerin yatırım niyetlerini dile getirmelerine rağmen sahada somut yatırımların sınırlı kaldığına da dikkat çekiliyor.
3- VERGİ SİSTEMİNDE SADELEŞME BEKLENTİSİ
2026 beklentileri arasında maliye politikalarında yapısal reform ihtiyacı da öne çıkıyor. Vergi politikalarının daha sade, anlaşılabilir ve öngörülebilir hale getirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Ekosistemi koruyacak düzenlemeler kapsamında, evli, çocuklu ve kirada oturan çalışanlara yönelik belirli gelir vergisi istisnalarının gündeme alınabileceği ifade ediliyor.
4- BÜTÜNCÜL REFORM ÇAĞRISI
Üretimi destekleyici adımların, sanayi, ticaret ve maliye politikalarının uyumlu şekilde yürütülmesiyle başarılı olabileceği belirtiliyor. İş dünyası, piyasa dostu ve reel sektörün öngörülebilirliğini artırıcı yapısal adımların atılmasını bekliyor.

TÜRKİYE’YE YABANCI FON GİRİŞİ HIZLANABİLİR
2026 yılına yönelik küresel portföy hareketlerine ilişkin beklentilerde, gelişen piyasalara yönelik sermaye akımlarının hızlanacağı öngörülüyor. Yabancı kurumların raporlarında küresel fonların ABD varlıklarından kademeli çıkışıyla birlikte Türkiye’nin de yabancı sermaye girişlerinden en fazla yararlanması beklenen ülkeler arasında yer aldığına işaret ediliyor.
GELİŞEN PİYASALARA YÖNELİM GÜÇLENİYOR
Bank of America tarafından yayımlanan değerlendirmede, 2026 yılında küresel fonların yönünün gelişen piyasalara dönebileceği belirtiliyor. Rapora göre, ABD varlıklarındaki ağırlığın azalması ve alternatif getiri arayışlarının artmasıyla birlikte, gelişen ülkelerin yabancı sermaye girişlerinden daha güçlü pay alması bekleniyor. Türkiye, bu süreçte öne çıkan ülkeler arasında gösteriliyor.
ZAYIFLAYAN DOLAR VE FAİZ BELİRLEYİCİ
Raporda, doların küresel ölçekte zayıflama eğilimi göstermesinin ve merkez bankalarının faiz indirimleri için alan kazanmasının, gelişen piyasa varlıklarını destekleyici bir zemin oluşturduğu ifade ediliyor. Fonların tarihsel olarak düşük seviyelerde konumlanmış olmasının da sermaye akımlarını hızlandırabilecek bir unsur olarak öne çıktığı aktarılıyor.
TÜRKİYE ÖNCELİKLİ ÜLKELER ARASINDA
Yabancı fon girişlerinden en fazla fayda sağlaması beklenen ülkeler arasında Brezilya, Meksika, Kolombiya, Türkiye ve Polonya sıralanıyor. Türkiye’nin güçlü iç pazar yapısı ve yatırımcı algısını destekleyen reform sürecinin, bu beklentiyi güçlendiren başlıca faktörler arasında yer aldığı belirtiliyor.